Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

11,402 views • 1 month ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, gazeteci Yılmaz Özdil'in 'çerçeve yasa' açıklamasını paylaşarak şu ifadeleri kullandı: BÖLÜNME SÜRECİNİ DURDURACAK TEK İRADE TÜRK MİLLETİNİN İRADESİDİR. EĞER TÜRK MİLLETİ UYANIRSA… DEDE KORKUT “OĞUZ’UN UYKUSU DERİNDİR. BIÇAK KEMİĞE DAYANMADAN UYANMAZ” DİYOR! Türk Milleti İstiklal Harbi neticesinde Atatürk tarafından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin ağır çekim yıkıldığının farkında değil. Farkında olmamasının nedeni yıkımın gizli olması değil. Yıkım çok açık. Ancak Türk Milleti bunun ağır çekim bir yıkım olduğunun ve durumun ne kadar vahim olduğunun henüz maalese farkında değil. PKK’ya af ve yeni Anayasa ile birlikte milli-üniter-laik Türkiye Cumhuriyeti yıkılıyor. PKK ve DEM temsilcileri 100 yıllık sorunun çözüldüğünü söylerken kastettikleri milli-üniter devletin yani Türk Milleti ve Türk devletinin çözülmesi. Yerine ise adı Türkiye Cumhuriyeti olsa bile çok uluslu (eşit yurttaşlık) ve özerk bölgeli (Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı) ve iki resmi dilli (kamu hizmetlerinin Kürtçe olması ve Kürtçe eğitim) bir devleti kurulması hedefleniyor. Nasıl DEM devletin yıkıldığını ve yenisinin kurulduğunu gizlemiyor ise AK Parti de gizlemiyor. 2017’de AK Partili Ayhan Oğan şöyle demişti: “Biz yeni bir devlet kuruyoruz… Bu yeni devletin kurucu lideri Tayyip Erdoğan’dır.” AK Parti’nin 14 Ağustos 2026’da yayınlanan 25. Yıl Vizyon Belgesi’nde de dikkat çekici bir ifade var: “Önümüzdeki çeyrek asır, inşa ettiğimiz kapasitenin kurucu bir etkiye dönüşeceği dönem olacak.” “Kurucu etki” evet devletin yeniden kurulması. Her şey çok açık. PKK Affı ve yeni Anayasa süreci başlarken Devlet Bahçeli ne demişti: “Önümüzdeki dönemde çok şey değişecek, her şey değişecek. İnşallah Türkiye değişmez.” ( İnşallah Türkiye parçalanmaz demek istiyor) Bölünme sürecini durduracak tek irade Türk Milletinin iradesidir. Eğer Türk Milleti uyanırsa… Dede Korkut “Oğuz’un uykusu derindir. Bıçak kemiğe dayanmadan uyanmaz” diyor. Mustafa Kemal Atatürk ise Anadolu’ya geçmeden önce İstanbul’da yaptığı hazırlıklar sırasında istiklal mücadelesine inançsızlıkla bakan arkadaşlarına Türk Milletinin direnç gücüne olan büyük inancı ile cevap veriyordu. Üzerimize düşen görev Türk Milletini bu ağır çekim yıkıma karşı uyandırmak ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin yıkılmasına engel olmaktır.

Ambargo TV

29,178 views • 1 month ago

🌊 KEKOVA: DALIŞIN YASAK OLDUĞU BATIK LİKYA ŞEHİRLERİ Antalya'nın Demre kıyılarında, bugün bir bölümünde dalışın yasak olduğu, binlerce yıllık antik kentlerin kalıntıları bulunuyor. Kekova... Burası tek bir batık şehir değil. Dolichiste, Simena, Teimiussa ve Aperlai gibi Likya yerleşimlerinin bulunduğu, Akdeniz'in en eski yerleşim bölgelerinden biri. Likyalılar bu kıyılarda limanlar, evler, tapınaklar ve mezarlar inşa ettiler. Ticaret gemileri limanlara yanaşıyor, balıkçılar denize açılıyor, insanlar kayalara oydukları mezarlara sevdiklerini gömüyordu. Likya Birliği'nin ardından Roma ve Bizans dönemlerinde de bu kıyılarda yaşam devam etti. Ancak depremler ve yüzyıllar boyunca süren tektonik çökmeler, yerleşimlerin kıyı kesimlerini yavaş yavaş denizin altında bıraktı. Geleneksel anlatıda MS 2. yüzyıldaki depremler öne çıksa da bilimsel araştırmalar bazı yapıların Erken Bizans döneminde de su altında kalmaya başladığını gösteriyor. Peki, Kekova'da hangi kentler sular altında kaldı, hangileri yaşamaya devam etti? Kekova Adası'nın kuzey kıyısındaki antik Dolichiste'nin evleri, taş merdivenleri, sokak ve liman kalıntılarının bir bölümü bugün 4–5 metreye varan derinliklerde bulunuyor. Bir zamanlar evlerin kapılarına çıkan merdivenler artık denizin içinde son buluyor. Kıyıdaki duvarların bir kısmı suyun üzerinde, devamı ise suyun altında. Karşı kıyıdaki Simena, yani bugünkü Kaleköy ise tamamen batmadı. Yerleşimin yüksek kesimleri ayakta kaldı. Bugün Orta Çağ kalesi, yaklaşık 300 kişilik kayaya oyulmuş antik tiyatrosu, Likya kaya mezarları, sarnıçları ve Roma hamamının kalıntıları görülebiliyor. Ancak kıyıdaki bazı yapılar, mendirekler ve Likya lahitleri denizin içinde kaldı. Bugün hâlâ denizin ortasında duran o lahitler, bir zamanlar burada insanların yaşadığını ve öldüklerini hatırlatıyor. Üçağız'daki antik Teimiussa da tamamen yok olmadı. Likya nekropolü, kaya mezarları ve antik yapı kalıntıları karada dururken, eski limanına ait rıhtımların ve yolların bir bölümü su altında kaldı. Kaleköy ile Üçağız arasındaki küçük adacıkların çevresinde bile antik yol ve liman kalıntıları görülebiliyor. Aperlai'de ise durum farklı değil. Helenistik surlar, Roma hamamları, Likya lahitleri ve Bizans kiliseleri karada varlığını sürdürürken, kentin rıhtımları ve liman yapılarının bir kısmı denize gömüldü. Burası bir zamanlar Akdeniz'in değerli mor boyasının üretildiği merkezlerden biriydi. Kekova Adası'nın Tersane Koyu'nda ise Bizans döneminden kalma kilise kalıntıları bulunuyor. Adada yapılan arkeolojik araştırmalar, MS 5–6. yüzyıllara tarihlenen kilise yapılarını ortaya koydu. Bu yapılar, kıyılardaki yaşamın Roma döneminden sonra da devam ettiğini gösteriyor. Kekova'nın hikâyesi antik çağla da bitmedi. yüzyılın başlarında İngiliz deniz subayı Francis Beaufort bu kıyılara geldi. Antik kentleri, mezarları ve liman kalıntılarını inceleyerek kayıt altına aldı. Aradan yaklaşık bir asır geçti. Balkan Savaşları sırasında, 25–26 Şubat 1913'te Rauf Orbay komutasındaki Osmanlı Hamidiye Kruvazörü, Kekova'nın korunaklı koylarından birine sığındı. Yüksek kayalıklar savaş gemisini açık denizden gizliyordu. Seyir subayı Bahri Engin'in hatıralarına göre Osmanlı denizcileri karaya çıktıklarında kayalara çizilmiş bir Avusturya bayrağı gördüler. Bayrağı silerek yerine büyük bir Türk bayrağı yaptılar. O koy bugün Hamidiye Koyu olarak biliniyor. Bir zamanlar Likyalı tüccarların, Roma gemilerinin ve Bizans denizcilerinin kullandığı bu kıyılar, 1913 yılında bir Osmanlı savaş gemisine de sığınak olmuştu. Bugün Kaleköy'de denizin içinde duran Likya lahitleri, Kekova Adası boyunca suya uzanan taş merdivenler, Dolichiste'nin batık evleri, Teimiussa ve Aperlai'nin su altındaki liman kalıntıları, Bizans kiliseleri ve Hamidiye Koyu'ndaki kayalara çizilmiş dev Türk bayrağı hâlâ görülebiliyor. Kekova'nın batık şehir olarak korunan bölümünde dalış yasak. Binlerce yıllık kalıntıları teknelerden, denizin yüzeyinden seyretmek mümkün. Oysa bu kıyılarda bir zamanlar insanların evleri, sokakları, ibadet ettikleri yapılar, çalıştıkları limanlar vardı. Çocuklar o merdivenlerden iniyor, gemiler o rıhtımlardan ayrılıyor, ölenler bugün bir kısmı suyun içinde duran mezarlara gömülüyordu. Şimdi aynı merdivenler boş, evlerin duvarları yıkılmış, limanların bir kısmı denizin altında. Kekova'nın bazı kentlerinde yaşam devam etti, bazı kıyı yerleşimleri terk edildi. Deniz altında kalan yapıların hangi olaylarla, hangi tarihlerde battığı ise hâlâ bütünüyle çözülebilmiş değil. Bugün bir teknenin üzerinden geçtiği yerde, yüzyıllar önce bir insanın evi, bir ailenin sofrası ya da gemisini bekleyen birinin yaşadığı kıyı bulunuyordu.

Sanem Ergün

11,510 views • 15 hours ago