Загрузка видео...

Не удалось загрузить видео

На главную

Serdal Adalı : "Semih var Mustafa var. Bunların gitmesine hiçbir şekilde sıcak bakmıyorum. Çünkü bunlar bizim planladığımız projenin içinde olması gereken insanlar." 17 Nisan 2025 - Semih'i gönderdi - Demir Ege'yi de gönderiyor

189,986 просмотров • 6 месяцев назад •via X (Twitter)

Комментарии: 0

Нет доступных комментариев

Здесь появятся комментарии из оригинального поста

Похожие видео

Yasin Kol'un neden derbiye atandığını açıkladı 🤔❌️ Yağız Sabuncuoğlu: Galatasaray Yasin Kol verilmesin diyor. Niye üstüne veriliyor? Ben de bunu merak ettim, sordum. Sorduğumda şöyle bir cevap aldım. Biz de biliyoruz. Dünyanın en iyi hakemi midir? Türkiye'nin en iyi hakemi? Mesele o değil. Mesele kimseyle iletişime girmiyor. Kendi bir tarzı var. İşte çok fazla... Saha içinde muhatap olmuyor. Direkt oyuna odaklanıyor. İletişim anlamında da hani biraz daha böyle bizim için güvenli alan diyorlar yani. TFF özelinde. Yoksa kalkıp da biz mesela bir de insanlar duymak istediklerini duymayınca bunu az önce konuya giremiyorum. Duymak istediklerini duymayınca hemen böyle car car konuşuyor. Bizim taraftar gruplarımız her zaman böyle. Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş hepsi öyle. Yani şimdi ben burada çıkıp desem ki Yasin Kol çok kötü atama aa ne oldu sana niye böyle diyorsun diyebilir Galatasaraylı arkadaşlar. Yasin Kol ile ilgili ben desem ki şu anda kötünün iyisi ve ben bunu 5 defa falan dedim burada. Hatta yazdılar işte Yasin Kol'a iyi hakem diyen futbol yorumlamışsın. Ben iyi hakem demedim Yasin Kol'a. Benim dediğim şu bizim ülkemizde yıllardır bir hakem problemi var. Ha biz ne yapmışız çok büyük hatalar yapmışız. Fırat Aydunuslar varken, Bünyamin Gezerler varken, Cüneyt Çakırlar varken yine hakem her zaman eleştiriliyordu. Her zaman günden baştan sonra hakem oluyordu ama öyle kötü hakemlere düştük ki bunların içinde de olayların dışında kalan bence yani fahiş hata var mı mesela bunun üzerine konuşalım. Mesela şu hata fahiştir dediğinde mesela diyorlar ki 50 metreden penaltı verdi Fenerbahçe'ye. E penaltı? Yani şimdi sen bunu kendi gözlüğünden bakıp ben senin istemediğini söylüyorum diye ben fenerbahçeli diyorsan bana. Sorun yok diyebilirsin. Ama şöyle. Uğur Karakullukçu: Doğru bile olsa. Görmediğin bir şeyi çalma. Şöyle olabilir. Görmedin. Onu vara bırakırsın. Var gelir uyarıp gel ver. Ama görmediği bariz bir pozisyonu çalarak. Varı da kitledi. Varında müdahale alanı. %100 olmadığında var. Yani. Aşırı net bir şekilde görmediği bir pozisyon. Ben çalayım da var baksın la. Ben devam ettireyim göremedim çünkü. Ama hem koşup hem 40 metreden bir şey görmedim. İmkansız. Hele o açıdan çizginin içinde mi dışında mı neye göre veriyorum. Neye penaltı verdin. Dışarıda içeride nasıl karar verdin. Olacak iş değil. Ama toplamda karar doğrulabilir. Zaten var bu yüzden var. Varın yorumlamasına ayrı koyuyorum ama Yasin Kol'un ilk anda verdiği refleksin yanlış olduğu ortada. Ben dedim ki pozisyona penaltı diyene de penaltı değil diyene saygım var. Ama Yasin Kol'un yönetiş biçiminde bir idare etme havası var. Ben yine çalayım. Bakarız gerisine. Böyle hakemlik yapılmaz ki. Neye göre çalıyorsunuz? Şunu sorayım ben.

Galatasarayultrataraftar

219,607 просмотров • 3 месяцев назад

Bu komisyonun görevi Anayasa değişikliği değil, toplumsal rızayı inşa etmektir. Bir anayasa değişikliğiyle bu meseleyi çözmek, bu komisyonun görevi değildir. Bizim komisyonda yer almamızın sebebi bu değildir. “Türk vatandaşlığını değiştirelim, Anayasa’nın 66. maddesini yeniden yazalım, Anayasa’ya yeni hükümler ekleyelim” gibi öneriler ne bu komisyonun kuruluş amacıyla bağdaşır ne de bizim konuşup tartışacağımız konulardır. Bu çizginin altını kalın bir şekilde çiziyoruz: Cumhuriyetin temel değerlerine zarar verecek en küçük adıma dahi tahammülümüz yoktur. Böyle bir girişimin karşısında durur, buna asla izin vermeyiz. Benim kişisel olarak da bir sorumluluğum var. 10 yıldır bu parlamentoda güvenlik güçlerinin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, emniyet mensuplarının, uzman çavuşların, astsubayların, polislerin özlük haklarını savunan bir milletvekiliyim. Bu komisyona sadece bir siyasetçi olarak değil, aynı zamanda o kurumların sesini duyuran biri olarak katılıyorum. Benim burada sözcüsü olmam gereken toplumsal kesimler var. Gara’da şehit edilen Semih Özbey’in ailesinin, kahraman polisimiz Fethi Sekin’in ailesinin, öğretmen Aybüke Yalçın’ın, çocuk yaşta şehit edilen Eren Bülbül’ün ailelerinin hislerini, hassasiyetlerini dile getirmek benim görevimdir. Emekli Astsubaylar Derneği, Uzman Çavuşlar Derneği, TESUD gibi kuruluşların bu sürece dahil olması, görüşlerini ifade etmesi için mücadele etmek de sorumluluğumun bir parçasıdır. Eğer gerçekten bir toplumsal uzlaşı sağlanacaksa, toplumsal rıza üretilecekse, bu ülkenin birliği ve geleceği için canını vermiş insanların yakınlarının da bu sürecin parçası olması gerekir. Onların sesi duyulmadan, onların acısı ve hassasiyeti gözetilmeden inşa edilecek hiçbir barış kalıcı ve kapsayıcı olamaz.

Murat BAKAN

15,285 просмотров • 1 год назад

Etyen Mahçupyan “Kurtuluş Savaşı mı, Milli Mücadele mi” tartışmasını yorumladı: “Bir yol ayrımındayız evet, kaliteli bir tartışmaya ihtiyacımız var ama bu televizyon tartışmaları o yükü taşıyamaz” Etyen Mahçupyan: 💬Muhalefetin bundan rahatsız olması çok normal ve gerçekçi; çünkü hakikaten başka bir tarih tasavvuru, başka bir gelecek tasavvuru, buradan giderek başka bir millet, toplum, devlet ve nihayet kaçınılmaz olarak başka bir vatandaş tasavvuru öngörülüyor. Bu tümü bir bütünlüğe sahip. Bütünlüğe sahip olduğu zaman da tabii ne kadar tartışılırsa o kadar iyi. Şu anda ciddi bir tartışmanın ihtiyacı içinde Türkiye. Ama televizyonlardaki programlarda olacak olan şeyler değil bunlar. Ben geçen hafta içinde bu Deniz Göktaş'la ilgili olan bir iki tane programa rast geldim. Çok uzun süre izlemek mümkün değil; çünkü televizyon programında bayağı faşist insanlar konuşuyor. Böyle Türkiye'de ne gerçek bir tartışma olabilir ne de bununla Türkiye yeniden kendinden memnun bir ülke haline gelebilir. Mümkün değil. Türkiye kendi entelektüel zeminini kaybetmiş durumda. Oysa şu anda gerçekten bir yol ayrımı var. Dünyanın da önünde bir yol ayrımı var. Bu tespitler de yanlış değil. Bugün iktidarın yaptığı bazı tespitler, çıkış noktaları doğru. Yani dünya yeniden şekilleniyor ve burada kendimize bir yer bulmak durumundayız. Ama nasıl bir yer? Yıldıray Oğur: 💬"Biraz da tartışma olmasın diye o tartışmanın kalitesizliğinin sebebi. En radikal pozisyonlar tvlerde temsil ediliyor O zaman da bir tartışma çıkmıyor tabii. Etyen Mahçupyan: 💬"Ve bunu maalesef rejimden bekleme ihtimalimiz de yok açıkçası. Çünkü onlar yönetiyor ve en maliyetsiz şekilde de yönetmek istiyorlar. Dolayısıyla iktidarın değil, muhalefetin yapması gerekiyor bunu. Muhalefetin kaliteli hale gelmesi gerekiyor ki toplum kalitenin ne olduğunu anlasın. Çünkü rejim kendisi, şu anda iktidar kendi kendisini niye kaliteli hale getirsin ki? Zaten var olan yetiyor ona. Yıldıray Oğur: 💬"Muhafazakar muhalefet 90'larda bunu yapmıştı. Kendi alanını açmıştı. Kanal 7'yi, Yeni Şafak'ı düşünelim. Etyen Mahçupyan: 💬Çok doğru. Yani AK Parti 2002'de geldi kazandı, ondan sonra da işte Avrupa Birliği üyeliğini zorladı da Kürt meselesini çözdü. İyi de onun arkasında 90'lardaki mesela muhafazakar medyanın kalite sıçraması diye bir şey var. O zamanki Kanal 7'yi hatırlıyorum mesela. O Kanal 7'de yapılan tartışmalar başka hiçbir yerde yoktu ve insanlar o kaliteyi gördükleri için işin gerçek boyutlarını ve düşünmenin ne demek olduğunu idrak edebildiler ve kendilerini iyi hissetti. Yani toplum, izleyici; düşünebilen insanlardan oluşuyor. Ama sen ona malzeme olarak sürekli bu kalitesizliği verirsen ve muhalefet de o kalitesizliğe uyarsa, o zaman ya bir antipati doğuyor ya insanlar çekiliyor veyahut da giderek daha kalitesiz bir izleyici öne çıkıyor ve sen de onu tüm Türkiye sanmaya başlıyorsun. Bu da işte sonuçta anketlerde kararsız oylar, protesto oyları vesaire olarak hala %30'lara yakın öyle bir oy var. Etyen Mahcupyan Yıldıray Oğur

serbestiyet

15,638 просмотров • 1 месяц назад

Veteriner Fakültesi öğrencisi Ceren Karabulut, muhabbet kuşlarının sesleri nasıl öğrendiğini bilimsel verilerle anlattı: 🔶 Bu muhabbet kuşları nasıl konuşabiliyor arkadaşlar? 🔶 Muhabbet kuşları papağangiller ailesine mensup arkadaşlar ve bu kuşlar aynı ötücü kuşlar gibi hatta aynı insanlar gibi tabii bizim daha karmaşık bir sistemimiz var ama vokal öğrenme yeteneğine sahip. 🔶 Bir ses duyduğunda onu hafızasındaki çekirdeklerde kaydediyor. 🔶 Ardından onu tekrar üretmeye çalışıyor. 🔶 Bunu yaparken soluk borusunun sonunda srinx denilen bir organ kullanıyorlar. 🔶 Ses telleri olmadığı için bu organın içinde zarlar var. 🔶 Bu sayede aslında duyduğu sesleri yeniden üretiyor. 🔶 Ürettiği sesi geri bildirimler sayesinde geliştirmeye başlıyor. 🔶 Bunu nasıl yapıyor ilk başta kendi kendine mırıldanarak yapıyor onu fark etmişsinizdir. 🔶 Hafızasındaki sese yaklaştıkça da vücudu dopamin salgılıyor. 🔶 Bu sayede aslında kalıcı bir öğrenme gerçekleştirmeye çalışıyor. 🔶 Bizim verdiğimiz geri bildirimler de önemli çünkü bunlar sürü hayvanı yani aynı zamanda sosyal hayvanlar. 🔶 O yüzden söylemesini istediğiniz şeylere yakın şeyler söylediğinde ödüllendirirsek ya da seversek, ilgimizi gösterirsek yine aynı şekilde gittikçe kalıcı bir öğrenmeye doğru gidiyor. 🔶 Tabii ki genç hayvanlarda bu ihtimaller daha yüksek. 🔶 Veteriner Fakültesinde öğrenciyim. 🔶 Bu tarz bilgiler ilgini çekiyorsa takip edebilirsin.

Gazetory

44,499 просмотров • 29 дней назад

"2024'ün başından itibaren CHP içinde bazı insanlar yavaş yavaş 'Türkiye'de ne oluyor?' sorusunu sormaya başladı” Yıldıray Oğur: 💬Bu sizin uzun süredir ısrarlı bir şekilde yazdığınız, yeni ittihatçılık tezi. Benim de bazı eleştirilerim var, yazmıştım. Ama burada öncelikle herhâlde şunu bir netleştirmemiz gerekiyor: Bu bir manifesto değil. Yani siz bu yeni devletin manifestosunu yazmıyorsunuz. Onlara katılmıyorsunuz, onları meşrulaştırmak için ya da işte onları anlamak için onlara bir ideolojik zemin kurmuyorsunuz. Siz anlamaya çalışıyorsunuz sadece, ne olduğunu tespit etmeniz için. Çünkü hep şöyle de söyleniyor; 'Bunlar bunu meşrulaştırmaya çalışıyorlar' deniyor. Halbuki bu bir anlama çabası, meşrulaştırma değil. Etyen Mahçupyan: 💬Evet, Kuşoğlu'nun da meşrulaştırmaya çalıştığını hiç sanmıyorum. Ben onu okudum, hiç öyle bir şey yok orada. Bu bir olgu, vaka. Türkiye'de bir olay oluyor ve bu olaydan memnun değiliz, değiştirmek istiyoruz. Olayı anlamazsak nasıl değiştireceğiz? Olayı anladıktan sonra ancak ona alternatif bir şey üretme şansımız var. Öte yandan şunu da ben anlamakta zorlanıyorum; insanlar bu yeni ittihatçılık tezinden hoşlanmıyorlar ve duymak istemiyorlar belki falan ama şu çok açık değil mi? Bu iktidar Kemalist değil bir kere. Ve de bu iktidar öyle şeyler yapıyor ki belirli bir ideolojiye sahip olduğu da ortada. Yani getirdiği rejimle, bu dış politikadaki tavrıyla, tarihin yeniden analiziyle, Mustafa Kemal'e yeniden bir bakışla, işte Müslümanların devlete yanaştırılmasıyla, Kürt meselesinin çözümü gibi adımlar atılmasıyla yani ortada başka bir ideoloji var ve bu Kemalizm değil. Ya öyleyse 'Ne acaba?' diye sorulmaz mı? Yani böyle bir tartışmanın kendisi meşrulaştırmayla ilgisi olmayan bir şey." 2024'ün başından itibaren CHP içinde bazı insanların yavaş yavaş 'Türkiye'de ne oluyor?' sorusunu sormaya başladığını kendi temaslarımla da biliyorum. Buradan çıkarak ne cevap verdiler? Onu tam bilmiyorum ama şu anda Kuşoğlu'nun röportajıyla anladık ki yavaş yavaş Türkiye'deki yeni rejimin sadece Tayyip Erdoğan'dan ibaret olmadığını anlamış durumdalar. Tayyip Erdoğan da bir fani olduğuna göre ve önümüzde bir 'Türkiye Yüzyılı' olduğuna göre, demek ki herhangi bir faninin ötesinde düşünen ya da düşünmeye çalışan, bu yönde önermeler yapan birtakım insanlar var. Bu insanların bir aklı var. Aslında devlet aklı denen şey o; yoksa böyle gizemli, falan arka planda olan bir şey değil. Şu anda iktidara bürokrasi içinde kimler sahipse, kimler cumhurbaşkanlığı sistemini yazıp ortaya koyduysa, bunları düşünen insanların CHP'yi de etkilemek istememelerini düşünmek biraz abes olur. Etyen Mahcupyan Yıldıray Oğur

serbestiyet

26,887 просмотров • 2 месяцев назад

Nihat Kahveci: Yüzümün halinden beklediğim futbolun çıkmadığını, çıkma ihtimalinde olmadığı durumlar oldu. Bizi izleyen seyirciler anlıyordur. Gerçekten kupa maçları bittikten sonra son dönemlerde böyle en çok konuşulan bir Beşiktaş Galatasaray önünü yaşadım böyle. Yapılan programlar, taraftarların işin içinde olması, bu maçın önemi, ciddiyeti, Beşiktaş'ın form durumu. Galatasaray'ın Liverpool maçı öncesi ne yapacağı kazandığı takdirde puan farkı 7 olur. Bundan psikolojik üstünlük çıkar çıkmaz mı? Bu arada yendi Galatasaray. 3 puanı aldı. İstediğini elde etti. 10 kişi kalmasına rağmen elde etti. Yalnız şunu söyleyeceğim. Ben pozisyonları konuşmak istiyorum. Ben... Atılan güzel golleri konuşmak istiyorum. Ben teknik direktörlerin bir oyuncuları neden değiştirdiğini, sahanın içinde hangi niyetle bu değişiklikleri yaptıklarını, giren oyuncuların ne kattıklarını konuşmak istiyorum. Ben sahadaki yıldızların çalımlarını, şutlarını, kombinasyonlarını, pas trafiğini, işin defansında o fansında neler yaptığını konuşmak istiyorum. Ama ben bunları istedikçe bizim Süper Lig'de maç yöneten hakemler bunların önüne geçiyor. Sanki... Futbolcuları konuşmayın. Teknik direktör değişiklerini konuşmayın. Yıldız biziz. Biz ne dersek o olur. Biz istersek maçı katlederiz. Biz istersek maçı yok ederiz. Hep bizi konuşacaksınız. Performans gösteriyorlar. Bugün de öyle bir hakem performansı gördük. Kaç tane sarı kart oldu artık yazmayı bıraktım. Kaç tane verilmeyen faal oldu yazmayı bıraktım. Maçın içinde penaltı mı değil mi? Kırmızı mı değil mi? İkinci sarı mı değil mi? O mu değil mi? Bu mu değil mi? Şu mu değil mi? Ya biraz futbolu öğrenin. Öğrenin futbolu. Pozisyonları daha iyi takip edin. Yan hakemin var. Varın var. Avarın var. Dördüncü hakemin var. Var da var. Devre arası telefonla aranılmanız var. Devre arasında pozisyonları izlemeniz var. O var, bu var, şu var. Yeter artık. Kahraman olmaya çalışmayın bana ya. Bıktım ya. Maçta ben heyecanla geliyorum buraya. İki tane takım. Beştaş akıyor ön tarafta. Uçanı kaçanı. Galatasaray aynı şekilde. Neler bekliyoruz? Maça bir bakıyorum ilk yarı. Beşiktaş bir tane korner atmadı, isabetli şutu yok. Diğer tarafta Galatasaray tamam bir gol attı, beklenilen oyun yok. Tamam Galatasaray deplasmanda diyorsun falan filan. İkinci arı Beşiktaş'ın... Daha çok domine etti. Çünkü sana atıldı. 10 kişi kaldı Galatasaray. Beştaş sağlı sollu ortalar. Attığı şutlar Uğurcan üzerine geldi. Uğurcan zaten Beştaş maçlarında enteresan bir şekilde mıknatıs mı desem ne desem toplar da üstüne de geliyor. Bugün Beştaş oyuncular da genelde üstüne vurdu. Ama Uğurcan yine ikinci arıda üstüne düşen görevi yaptı. Maç önü dedim ki Uğurcan ve Ersin performans önemli olacak. 10 kişiyken Barış Alper ile karşı karşıya kaldı. Ersin çok iyi çıkardı. Maç 2-0 olabilirdi orada. Ama bu maç... İşte daha çok şey olabilirdi. Evet. Oyuncular da biraz birbirlerinden tedirgindi. Kontrol ederek başladılar. Çok bas hatalarıyla başladılar. Oyun kilitlendi. Ama Hakem o kapının üzerine ikinci kilit attı. Maç akmamalı. Maç gitmemeli. Tedirgin etti ya. Hakem tedirgin. Çünkü biliyor vermedikleri verdiklerinin ne kadar yanlış olduğunu. İlk defa maça geldi değil mi? İlk derbi. İlk derbi. Ya böyle bir maça. Tecrübesi olmayan bu standartlarda bir hakem neden atanılır bir kere? Ben bu kadar hakem takım etmem. Maç esnasında görüyorum ilk maçı ama izliyorum. Kaldıramadın. Kusura bakmasın Ozan kardeşimiz. Maçın ağırlığını kaldıramadı. Çok basit hataları var. Çok yanlışları var. Çok etkilendiği pozisyonlar var. Devre arası belki sosyal medyaya girdi. Etkilendi, etkilenmedi. Onu bilemem ama. Gerçekten hakemlerimiz çok kötü ve arkadaşlar bundan sonra var ya. Şöyle başlamayacağım derbe önlerine. İnşallah hakemi konuşmayacağımız bir maç olur cümlesini literatürümden kaldırıyorum. Hep konuşturtuyorlar kendilerini. Hep kahraman olmak istiyorlar. Ve nasıl da bu kadar eleştiriyle hayatlarına devam edebiliyorlar. Bu kadar kötü performanslığı gösterip nasıl memnun olabiliyorlar. Benim aklım almıyor. Bu arada sahanın içinde de beklenilen futbolu. %50'sini görüp keyif aldım desem çok almadım. Zaten anketimizde bununla alakalı derbide oynanan futbolu beğendiniz mi diye sorduk. Şimdiden 35.000'e yakın oy.

Galatasarayultrataraftar

108,832 просмотров • 5 месяцев назад

📢SESLİ ANLATIM: 🚨HAYVANLARIN YARADILIŞ HAKİKATİ NEDİR? 🚨İFRİTLER NEDEN SİLÜET OLARAK HAYVAN ŞEKLİNDEDİR? Hal ilmi üzerine hocamızla istişare ettiğimizde; İnsanlardan ve cinlerden çok önce hayvanların yaratıldığı, ancak o zamanlarda bu günkü gibi et bedenlerinin olmadığı anlatıldı Bizim alemimizde melekler, hayvanlar, cinniler, insanlar ve yecüc mecüc olmak üzere beş çeşit mahlukat var. Tayyi mekan veya astral seyahat yapılıp biraz geriye gidildiğinde cinnilerle bir takım garip şekillerin, hayvanların savaştığı görüldü. Biraz daha ileri gidildiğinde; çok daha farklı olan hayvanlar var. Uçan, ağzından ateş çıkaran ejderhalar filan var. Evet bunlar gerçek, var. Dünyevi olarak da fosilleri incelediğinizde bu zaten teyit edilebilir. Bugünkü hayvanların bazısı bize yardımcı oluyor, bazısı saldırıyor. Yılan sokmaya çalışıyor, köpek bizi korumaya çalışıyor. Nasıl oluyor yani? Hepsi hizmet için sunulduysa o zaman bize saldıran hayvanlar niye var? Hepsinin bir insan oğlunu görünce "hazır ol" da beklemesi gerekmiyor mu? Gibi birçok beyin yakan sorularımız var. Astral yolculuk esnasında görülen bazı konuları anlatmak istiyoruz. Hayvanlar ve hayvanların yaratılış özellikleri hakkında bilgi sahibi olmaya çalışıyoruz, gayret ediyoruz. Bir kaynak da olmadığı için hal ilmi ile birlikte yolculuk yapıyoruz. Asıl konuya başlayalım: Cinlerden önce bir hayvanlar alemi olduğunu düşünün. Cinler yok, insanlar yok. Şu an bildiğimiz hayvan şekillerinde yaratılmış ama vücutları şimdiki gibi et değil. Suretleri şu anda gördüğünüz hayvan suretinde Kendi çeşitlerine göre birbirlerine üstünlük kurmaya çalışıyorlar Güçlü olan zayıfı eziyor. İçlerinde imanlısı var, imansızı var. Bugünkü cinler ya da insanlar nasılsa onlar da aynı şekilde. Uzun bir yaşam neticesi sonucunda cinler yaratılıyor. Rabbimiz cinleri yaratıyor ve hayvanlara üstün, halife olarak gönderiyor. Bu arada cinler yaratıldığında cinlerin vücuduyla hayvanların yani bize göre şu anda hayvan dediklerimizin vücutları aynı değil. Nasıl ki cinler bizim vücudumuza girebiliyorsa, hayvanların vücudu da cinlerin vücuduna girebiliyor o dönem. Bizim şu andaki gözümüze göre düşünmeyin. İnsan boyutundan değil Cinni boyutundan geriye bakın. İnsan boyutundan baktığınızda cinnileri göremiyorsunuz. Cinni boyutundan geriye baktığınızda şu andaki biz gibi onlar da o hayvanları göremiyorlar. Cinler yaratılmadan önce öyle bir durum yok çünkü hepsi birbirini görüyorlar İçinde imanlı olan, imansız olanlar var. Rabbimizin dini tek olduğu için Onlara bildirilen emirler de bizdeki gibi aynı fakat onlara bildirim şekli olarak yine kendi cinslerinden uyarıcı olarak gelenler var. Bize Efendimiz Aleyhisselam geldi, peygamberler geldi. Cinlerden de peygamberler geldi fakat gelen uyarıcılar herkesin kendi cinsinden geldi. Efendimiz Aleyhisselam bir kere geldi, ahir zamanda geldi. Bu şekilde düşünmeyin. İlk gelen insan sorumluydu, ilk gelen cinni de sorumluydu, tebliğciydi. Fakat cinler ve daha insanlar yokken hayvanların olduğu zaman da her çeşitten yaratılanlar varmış. Adem babamız gibi tek olarak değil. Her çeşidin bir başlangıcı yaratılmış ve her nesil çoğaldıktan sonra, kendi aralarında ciddi savaşlar olmuş. Yani şu andakinden daha karmaşık -Şu anda en azından insanlar, cinniler tek tip. Cinniler geldikten sonra bunlar cinnilerin aynı şekilde üstünlüğünü kabul etmemişler. Zaman içerisinde cinnilerin içine girerek hani nasıl cinniler, musallatlar insanların içine girebiliyor, hakimiyet altına alabiliyor Benzer şekilde onlar da cinnileri kontrol altına almışlar. Tabi bunu dünyamız olarak düşünmeyin. Başka gezegenlerde, galaksilerde de yaşandığını düşünün. Şu andaki hayvan yapısına göre de odaklanırsanız yine işin içinden çıkamazsınız. Daha bildiğiniz et bedeni yok. Zaman içinde bu “hayvanlar” cinnilerin içine girerek cinnilerin de inançlarını bozuyorlar ve zamanla vücut yapıları da o hayvanların şekillerine giriyor. Onun içindir ki ifritler değişik hayvan şekillerinde, en azgınları da yılan şeklindedir. O hayvanların zamanında yılanlar en azılılarıydı. Azılıları haline geliyor. Kime karşı? Bize göre kedi, köpek veya diğer canlılara karşı Bugünkü insanlara saldıranlarla, insanlara faydalı olanların ayrımı orada da aynı. İyi ve kötü olanlar Yani imanlılar ve imansızlar Hayvanlar, cinni ırkı bozuyor ve başka gezegenlere de gidebiliyorlar. Cinnilerin büyük bir kısmı hayvan şeklinde görünmeye başlıyor çünkü içlerine giriyorlar. İçlerine girince onların kimyasını, yapısını değiştiriyor. Bugün de bazı insanlar var ya cinnilere benzer. Yüzlerinde nur yoktur, içgüdüsel, hayvansı özellikler vardır kimi insanlarda. İşte bu hayvansı özellikler cinlere de aynı şekilde geçmiştir. Onlar da hayvansı özellikler göstermeye başlamıştır, nefislerini azdırmıştır. İnsanlar halife olarak yaratılınca bu sefer bunlar yine Rabbimize karşı çıkmıştır. Hayvanlara biz bugün hayvan diyoruz ama o zaman ki isimleri değişikti. İşte o karşı çıkmalarında onlara üstün olduğu için üstünlüğünü kaybetmek istememişlerdir. Ama ; İşledikleri günahlar ve yaptıklarından dolayı da artık Allah’u Teâlâ onların üzerine yeni bir ırk getirmiştir. Bu gelen ırk insanoğludur ve insanoğluna itaat etmemiştir. Bunlar hayvanlardan cinlere, cinlerle birleşerek de bugün insanlara musallat olmaktadır. "Hayvanların bugün et bedenleri var. O zaman ki eğer cinnilerin vücuduna girebiliyorlarsa nasıl bunlara hayvan diyemeyiz" diye sorduğumuzda; "Hayvan bugünkü adlandırmasıdır. Topraktan yaratıldınız, toprağın bir parçasından da hayvanlar yaratıldı" denildi. Cinnilerin içine girdiklerinde cinnilerin yecüc mecücü oluyorlar, şekil değiştiriyorlar. Yani iki ırk birleşiyor. Yine ölüyorlar ama o soy melez olarak devam ediyor. Bu "hayvanlar" içinde zamanında köpek tipli olanlar hala gelip insanlara yardımcı olan, insan nesline itaat edenler. İnsanlara ve cinlere saldıranlar ise o zamanda cinlerin sonra da insanların üstünlüğünü kabul etmeyenlermiş. İnsan yaratılmadan önce hayvanlar ve cinniler aralarında şu anda ki cinni ve insanlar gibi mücadeleler vardı Bir de insan ırkı üzerine gelince, hayvanlarla cinnilerin birleşmesinden oluşan yecüc mecücler insanla da birleşerek hayvani özellikler gösteren üçlü bir ırk oluşturdu Allah dostları anlatmıştır. ”Her şeyi yiyip bitirecekler”Bu hayvani özellikleri anlatılır. Bu hayvani özellikler o hayvanların yaratılışından gelip cinnilerle birleşip, döllenerek ortalama bir ırk oluşturup, o ırkın da gelip insanla birleşerek birlikte ırk oluşturması ile olur Yani yecüc mecüc sadece cinni ile insanın birleşimi değil. Hayvanla birleşen cinni ara bir ırk ve o ara ırkın da gelip yine insanla birleşmesiyle oluşuyor. Şöyle düşünün; Hayvandı, ifritler cinniler ile birleşti. Birleşmeden bir ara ırk çıktı. O ara ırk topraktan yaratılmış olan insanla da birleşince yine topraktan yaratılma özelliğini de alarak farklı bir özellik sağlamış oldu. Yani hem hayvanların özellikleri, hem de cinnilerin özellikleri var Çok hızlı hareket etmeleri ve farklı özellikleri var. Bir de üstüne cinni ifritler insanlarla birleştiğinde -ki ilk baştan beri istedikleri bu- Ne oluyor? Kendi ara ırkları devam ediyor. -Bugün nefsi biz hayvani iç güdülerle anlatıyoruz, bakın aslında olanın ve söylediğimizin farkında değiliz Hayvani o istekler, hayvanlardan cinlere, cinlerle birleşerek bize geçtiğini anlatıyor. Çok iyi düşünün. Yani burada "bunu kabul etmiyorum. Bu Hazreti Kur'an’da nerede var? Buna delil getirin" demeden önce bir düşünün. En azından bu anlatılanların olabilirliği, doğru olma imkânı var mı, yok mu? Sohbetin sesli anlatımı aşağıdadır.

Synergy Kendiyas

11,152 просмотров • 10 месяцев назад

🔥 FLAŞ | “SALAH TRANSFERİ EKONOMİK OLARAK DÖNDÜRÜLEBİLİR AMA SAHA İÇİ UYUMU SORU İŞARETİ” 🗣️Osman Altunterim: "Şu Salah meselesiyle girelim. Trabzonspor tarafıyla ilgili öğrendiğim detay şu: 17 M€ net maaş. Bunun 7 M€'su peşin ödenecek. 10 M€ ise yıllık 10 taksit halinde, yani aylık 1 M€ olarak ödenecek. Muhammed Salah anlaşmasının detayında bunlar var. Ayrıca özellikle Mısır gibi yurt dışındaki ülkelerde, Avrupa'da ve Müslüman coğrafyasında satılacak formalardan yaklaşık %60 civarında pay alacak. Türkiye'de satılan formalardan da yaklaşık %20 civarında bir pay alacak. Mevcut şartlarda Muhammed Salah için bu kârlı bir anlaşma. Trabzonspor açısından ise bazıları 'kapitülasyon gibi bir şey' diyor. Devlet desteği, reklamlarda oynama gibi konular konuşuluyor. Bunlar olabilir, gayet makul şeyler. Zaten sabah Beşiktaş anlaşmış olsaydı da bunlar masada olacaktı. Daha önce de söylemiştim; belki farklı türde anlaşmalar yapılmıştır. Serdal Adalı, Muhammed Salah için böyle bir teklif yapabiliyorsa aynı durum orada da geçerli olacaktı. Ancak Trabzonspor olunca tabii ki bu beklentiler biraz daha fazla olacaktır. Bu transfer ekonomik olarak döndürülebilir mi? Evet, olabilir. Ancak saha içi performansı ve oyun anlamında Muhammed Salah'ın Trabzonspor ile çok uyumlu olacağını düşünmüyorum. Çünkü Fatih Tekke'nin oynatmak istediği oyunla Muhammed Salah tipindeki bir oyuncunun oynadığı futbol arasında fark var. Mesela Vakaeme örneğini veriyorduk. Kendisi yaşlı bir oyuncuydu ama savunmaya katkı yapan, takım oyununa dahil olan bir profildi. Muhammed Salah'da aynı refleksi göremeyebiliriz. Eğer buraya sadece para odaklı bir Salah gelirse, saha içinde Trabzonspor'a zarar verebilir ve orta-uzun vadede problem yaşatabilir. Ama doğru şekilde odaklanır ve sahaya konsantre olursa bambaşka bir şey izletebilir." 📍ToSports

Lüpen Sports

120,764 просмотров • 5 дней назад

Brad Pitt gerçekten harika bir reaktif olmama örneği. Bilmeyenler için "reaktif olmamak" ne anlama geliyor açıklayalım, Reaktif olmamak duygu durumunun diğer insanlar tarafından etkilenmemesi anlamına gelir. Yani bir kızın seni hiç istememesi, çok istemesi veya terslemesi senin için hiçbir şeyi değiştirmez. Peki reaktif olmamak bizim için neden önemli? Bir erkeğin reaktif olmaması sosyal etkileşimlerinde otomatik olarak onun yüksek değere sahip olduğunun sinyalini verir. Çünkü insanlara bakarsan diğerlerinin onlar hakkında ne düşündüklerine çok duyarlı olduklarını görürsün. Kim olduklarını diğer insanların tepkilerine bakarak belirlerler. Bu da güçlü bir kimliklerinin olmadığını gösterir. Oysaki güçlü bir kimliğe sahip olmak erkekler için çok önemlidir çünkü güçlü bir kimliğinin olması demek hayatta kim olduğunu ve ne istediğini bildiğin, yılmadan ilerleyeceğin ve başarılı olacağın anlamına gelir. Peki senin başarılı olma potansiyelin bir kız için ne demektir? Evrimsel açıdan bakacak olursak bu, dişinin yavruları için iyi bir hayat sunacak olduğun anlamına gelir. Sonuç olarak reaktif olmaman yüksek değere sahip olduğun sinyalini verir. Dolayısıyla sen reaktif olmayınca kızların sana çekilmeye başladığını görürsün. Kendilerine sorsan neden sana çekildiklerini anlayamazlar fakat derinlerde yatan sebep budur. Ve de en güzeli ne biliyor musun? Reaktif olmamayı öğrenmek için ne paraya ne eve ne de arabaya ihtiyacın var. Yapman gereken şey beynini doğru şekilde eğitip acele etmemek ve sürece güvenmek. Hergün sosyal anlamda biraz çekindiğin bir şeyi yapmak, düzenli şekilde konfor alanının dışına çıkmak, farklı insanları tanımak ve süreci zevk alıp sonucu umursamamayı kendine öğretmek sana reaktif olmama becerisini zaman içerisinde kazandıracaktır. Kızlara yüksek değer sinyali vermek sadece reaktif olmamakla olmaz tabii ki de. Bunun birçok yolu var, eğer bu konularda bütün tecrübelerime erişmek ve hayatını değiştirmeye şimdi başlamak istersen profilimizdeki linkten kitabımı kontrol etmeyi unutma.

negan gündüz oyunu

167,147 просмотров • 4 месяцев назад

Hatay’ı bilerek boşaltıp Bop’a teslim edecekler, Tom Barrack Pkklılarla verdiği fotoğrafta Hatay’ı Kürdistan olarak sınırlarına katmışlardı, tek kınama yapılmadı. 6 Şubat sabahı, saat 04:17… O sesi duymadılar değil mi? Enkazın altından “Biri beni duyan var mı?” diye haykıran o insanların sesini duymadeta “duymadılar”. Günlerce bekledik, “Devlet nerede?” diye isyan ettik. Sonra konteyner kentler kuruldu, “Tamam, en azından başlarını sokacak bir yerleri oldu” dedik, içimiz biraz olsun soğudu. Şimdi aradan neredeyse 3 yıl geçti, bu kışın tam ortasında, hem de kar yağarken, “Konteyner kentlerin süresi doldu, çıkın” diyorlar. Ya kardeş, o insanlar nereye gitsin? Hâlâ evi olmayan, hâlâ ruh gibi dolaşan, hâlâ çocuğunun oyuncaklarını enkazda bıraktığı için geceleri uyuyamayan insanlar bunlar. Bir de utanmadan “Kira yardımı yapıyoruz” diyorlar. 5-7 bin lira ile Hatay’da, Maraş’ta, Adıyaman’da ev mi bulunur? Bulunsa bile ev sahibi “Depremzede misiniz? Kusura bakmayın, kiracı almıyorum” diyor. E almayan da haklı, adam kendi evi yanmış, akrabası enkazda kalmış, travması bitmemiş. Kimse kimseye tahammül edemiyor artık. Çocuklar karın içinde botları yırtık, üşüyor. Yaşlılar soba bulamıyor, odun bulamıyor. Hastalar ilaç sırasına girmiş, randevu alamıyor. E o zaman niye bu insanlar hâlâ konteynerde? Çünkü başka çareleri yok! Hatay Defne’de, Samandağ’da hâlâ enkaz kaldırılmamış yerler var ağabey. Hâlâ ceset kokusu çıkıyor bazı sokaklardan. İnsanlar “Evim şurada kaldı” diye işaret ediyor, ama ortada ev yok, enkaz yok, hiçbir şey yok… Sadece bir boşluk var. Şimdi de “Konteynerleri kaldırıyoruz, araziyi boşaltın” diyorlar. Peki bu insanlar çadırda mı yaşasın? Arabada mı yatsın? Yoksa “Gidin memleketinize” mi desinler? Yahu memleketleri burası! Buraları zaten memleketleri olduğu için kalmışlar bunca zaman. Bu devletin, bu milletin yerine utanıyorum. 6 Şubat’ta gözyaşı dökenler, “Yanınızdayız” diye bağıranlar, bugün nerede? O televizyonlarda ağlayan sunucular, o “Bir tuğla da benden” diyen ünlüler, o milyarlar bağışladık diyen holdingler… Nerede lan hepsi? Bu insanlar ölmedi, ölmedi ki… Hâlâ yaşıyorlar. Ama her gün biraz daha ölüyorlar. Soğukta, çaresizlikte, unutulmuşlukta… Yazık değil mi garibanlara? Yazık değil mi bu insanlara? Bu kışın ortasında, karın üstüne mi atsınlar bunlar? Allah aşkına biri çıksın “Durun” desin. Biri çıksın “Bu insanlar daha iyileşmedi, bu yaralar daha kapanmadı” desin. Yok mu bir Allah’ın kulu? Yok mu?

brctv

40,738 просмотров • 8 месяцев назад

Yavuz Sultan Selim’in Safevilerle mücadelesi sürecinde 40 bin Aleviyi öldürdüğü yalanına ele alan Prof. Dr. Tufan Gündüz; -İran kaynaklarında, yani Safivi dönemi kaynaklarında Kızılbaşlar için doğrudan Türk kelimesini kullanır. Yani Aleviler Türk’tür. -Devleti kurduğunda Şah İsmail 13 bin kişiyle kuruyor. Öyle kalabalık, bütün İran halkının desteğini almış, bütün Azerbaycan halkının desteğini almış bir kişi değil Şah İsmail. Bir kısmı Anadolu'dan giden, bir kısmı da Azerbaycan'ın Türkmenleri bunlar. -1514'e geldiğimizde Şah'ın toplayabileceği asker en fazla en fazla 40 bin kişi. -Anadolu'da 40 bin kişilik bir insan grubunun varlığı söz konusu olamaz. Çünkü Anadolu'da var olan gruplar zaten önceden çekildiler gittiler. -Osmanlı bölgesinden gidenler Tekeli Türkmenleridir. 3 bin ila 5 bin kişidir. Şimdi bu sayılar bu rakamlar belliyken Yavuz Sultan Selim’in 40 bin kişiyi imha etmesi söz konusu bile olamaz. -Teknik olarak Osmanlı ülkesinde herkesin tek tek kaydedilmesi, defter edilmesi, sonra bunların etrafını kuşatılması, sonra da bunlara bir katliam uygulanması mümkün değil. Çünkü her bölgenin vergi defterleri vardır. Biz bu defterlere baktığımız zaman ortalama bin – bin 500 civarında köyün ortadan kalkmış olması gerekir. Anadolu'da bırakın bin -bin 500 köyün ortadan kalkmasını, o dönemde Kızılbaş ahalisinden başka yere gitmiştir diye yani bu köyde Kızılbaş ahalisi kaybolmuştur tarzı kayıtlar bir elin parmaklarını geçmiyor. -Dolayısıyla bu Osmanlı kaynaklarıyla doğrulanamıyor. Hemen şunu söyleyebiliriz veya sorabiliriz. Peki Osmanlılar bu kaynakları yok etmiş olamaz mı? Hayır Osmanlı kültüründe, Osmanlı arşiv kültüründe küçücük bir kağıt parçası bile yok edilmez. -Olmayan bir şeyin ispatıyla uğraşıyoruz ne yazık ki. İşin bir de öbür tarafı var. Yani Şah İsmail tarafı var. Şah İsmail 1513 yılında Anadolu'ya Nur Ali Halife adlı bir halifesini gönderiyor. Çok kuvvetli bir komutandır Nur Ali Halife. Nur Ali Halife Doğu Anadolu'yu doğal olarak dolaşıyor. Doğu Anadolu ne Osmanlı hâkimiyetinde ne de Safevi hâkimiyetinde. Çünkü Akkoyunlar yıkılmış bölge biraz yerel güçlerin eline geçmiş. Bu arada Anadolu'ya da mektuplar gönderiliyor toplanın gelin diye. -Nur Ali Halife'nin toplayabildiği adam sayısı Safevi kaynaklarına göre 3 bin kişi. Hani 40 bin kişi vardı bu tarafta? Toplayabilse daha fazla kalabalık toplayacak. Bunu da koyduk bir kenara. -Şimdi bakın daha önemli bir mesele var. Hiçbir Safevi kaynağı Yavuz Sultan Selim'i katliam yaptığından bahsetmez. Tekeli isyanı 1512'de patlak verdiğinde bütün Safevi kaynaklarında vardır. Çünkü hem haberi geliyor hem de 3 bin veya 5 bin aile İran'a gidiyor. Dolayısıyla kaynaklara yansıyor. Bu 40 binden hiçbir kimse kurtulamamış mı?

Herodot Diyor Ki

52,119 просмотров • 3 месяцев назад

TÜRKİYE İRAN’LA SAVAŞ SENARYOSUNA MI HAZIRLANIYOR? ERDOĞAN–TRUMP GÖRÜŞMESİNDE İRAN SAVAŞI İDDİASI Eski Mitçi İsa İlyasbeyoğlu bakın neler anlattı. Dinlerken biraz küf*rlü.🤦‍♀️ “Hatırlarsanız iki gün önce Trump’ın Erdoğan’la görüştüğünü duyurdu Amerika Birleşik Devletleri. Ama Türkiye’den hiçbir açıklama gelmedi. Çünkü açıklamanın içeriği, ne konuştukları gizli tutuluyor. Neden? Çünkü Trump, Erdoğan’a İran’a karşı savaş açmasını istedi. Şu anda bunun altyapısını hazırlıyorlar. Erdoğan’ın “biz Türkiye olarak, Türk milleti olarak İran’la savaşmak istemiyoruz” demesi mümkün değil. Ama Büyük Ortadoğu Projesi, Büyük İsrail Projesi’nin gerçekleşmesi için Erdoğan’a Türkiye’yi İran’a karşı savaştıracaklar. Amaçları şu anda bu. O yüzden bu iktidarın gitmesini özellikle çok istedik. Edinmiş olduğum bilgiye göre Trump, Erdoğan’a İran’a karşı savaş açmasını istiyor. Bunun hemen durup “İran’a savaş açıyorum” diyerek yapılması mümkün değil. Ne olması lazım? İran’dan Türkiye’ye bir saldırı olması lazım ki Erdoğan bunu meşru gösterebilsin. Bu saldırı nasıl olabilir? İki türlü olabilir. Birincisi, Amerikan gemilerinden veya Hint Okyanusu’ndan atılan füzeler Hürmüz Boğazı’na yakın bölgelerden Ağrı ve Van üzerinden Türkiye’ye girer. İncirlik üssünü vurur. Kürecik üssünü vurur. Ankara’da birkaç yeri vurur. Mesela meclisi 15 Temmuz’da nasıl bombaladılar? Halbuki bombalama dışarıdan olmadı, içeriden oldu. Meclise güya bomba attı. Kimse ölmedi. Bu bir saniyelik iş. Aynı şekilde füze attırırlar. Amerikan füzeleri İran üzerinden geçerek Van, Ağrı üzerinden giriş yapar. Veya İsrail’in attığı füze İran üzerinden dönüş yapar, aynen uçak gibi. Yine Kürecik’i, Adana’yı, Ankara’yı veya İstanbul’u vurur. İstanbul’da da olabilir. Kalabalık bir yere vurur. Örnek veriyorum Kızılay Meydanı’nı vurabilir. Ankara’da yüzlerce ölü olur. Büyük bir olay olması lazım ki “İran bize saldırdı” denilsin. Biz de İran’a karşı savaş başlatıyoruz denir. Türkiye’de İsrail’in ve Siyonist ajanları var. Neden Tayyip Erdoğan veya hükümette herhangi biri Tayyip Erdoğan’la Trump’ın birkaç gün önce ne konuştuklarını açıklamıyor? Türkiye kamuoyundan, Türk milletinden ne saklıyorlar? Hakan Fidan, Neçirvan Barzani ile ne görüşmüş olabilir? Tom Barrack ile ne görüşmüş olabilir? Bunları görüştü arkadaşlar. Dikkatinizi çekiyorum, savaş başladı. İran savaşı, Suriye savaşı, İsrail savaşı, Amerika savaşı başladı. İsrail 160 kız çocuğunun kaldığı yurdu vurdu. Siz Erdoğan’dan İsrail’i kınayan bir açıklama duydunuz mu? Duyamazsınız. Çünkü İsrail’in köpeğidir Erdoğan. Ama aynı Erdoğan, İran’ın Körfez ülkeleri, Katar’daki, Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki, Dubai’deki Amerikan üsleri vurulduğunda açıklama yaptı. Bunları yanlış buluyorum. Adam Amerikan üslerini bombalıyor. Sana ne oluyor? Çünkü Tayyip Erdoğan bağırdı, çağırdı. Çünkü Katar’da ve Dubai’de, Birleşik Arap Emirlikleri’nde Tayyip Erdoğan’ın büyük yatırımları var. Paraları var. Altınları var. Gayrimenkulleri var. Bunlar değer kaybı diyor. Tayyip Erdoğan’ın korkusu bundan. Bombalanan yerde insanlar otomatik olarak her şeyi satıp kaçmak ister. Dolayısıyla değerleri düşer malların. Tayyip Erdoğan çaldığı paraları, komisyonları ağırlıklı olarak Malezya, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelere kaydırdı.”

nazofcanada

44,826 просмотров • 5 месяцев назад

Tekstil sektöründeki üretim hatalarına ve şaşırtan fiyatlara isyan eden hanımefendi Aldığınız pantolonlara servet ödüyorsunuz ama astarı bile yok! Sizce bu normal mi?" "Tekstil sektörü resmen bizle dalga geçiyor! "1500 TL verip iç gösteren pantolon almak mı? 💧 Biz bunun içine astar koymayalım. 💧 Yazın zaten, insanlar içine böyle baksır falan giymekle uğraşsınlar. 💧 İç göstermesi önemli değil ki, yani bunları şehirde giyecekler aslında. 💧 Bir iç için yapmıyoruz ama bence önemli değil. 💧 Yani bence iç göstersin, insanlar kudursunlar. 💧 Hatta böyle beyaz bir keten alsınlar, eve gelsinler böyle mağazada iç göstermiyormuş gibi yapalım o ışıklara uygun bir şekilde. 💧 Eve gelince iç gösterdiğini anlasın. 💧 Sinir olsun ama yine tekrar almaya gelirler. 💧 Çünkü ne oluyor? Alıyorlar ve sonra diyorlar ki: 'Bu iç gösteriyor, bir tane daha iç göstermeyeni bulayım.'. 💧 Bir de şöyle, bedenleriyle biraz oynayalım bunların. 💧 Bak bu tam olarak 34 olmuş. 💧 Hani böyle biraz daha fazla bol yapalım, 34 olması gereken insana 34 olmasın, 40 alacak insana da 40 olmasın. 💧 Bedenleriyle de oynayın bunların, bak. 💧 Satış stratejisi yapalım bunları, insanlar her yaz geldiğinde bize beddua etsinler. 💧 Bak tam olarak böyle olmuyorsa hiçbir şey bilmiyorum. 💧 Yani pantolon niye alınır?. 💧 Biz pantolonu beach'te giymek için mi alıyoruz?. 💧 Tabii ki orası için ayrı var da; yani şehirde giymelik bir pantolonu, beyazı değil sadece renklisinden siyahına. 💧 Ya geçen gün siyah pantolon aldım. 💧 Siyah pantolon nasıl iç gösterebilir ya?. 💧 Yani siz bunları neden yapıyorsunuz?. 💧 Amacınız nedir?. 💧 Tekstil firmaları size söylüyorum; amacınız nedir?. 💧 Amacınız nedir?. 💧 Biz yazın neden her şeyin... Ya bunun niye mesela içi gözüküyor ya?. 💧 Bunun bak bu arada içine baksır giyiyorsun, bazıları öyle baksırla falan da kapanmıyor, bu sefer de baksırın izi oluyor, çok çirkin oluyor bu arada. 💧 Hiç görmek istemiyorum ama görüntüyü. 💧 Amacınız nedir?. 💧 Biz zaten her şeye olması gerekenin üzerinde bir para verirken, yani bir pantolon alıyorsun 1500 lira, 2000 lira, astarı yok. 💧 Bizden niye bir astarı esirgiyorsunuz ya?. 💧 Bizden niye kaliteli kumaşı esirgiyorsunuz?. 💧 Gerçekten çıldıracağım artık.

Netlog Medya

15,214 просмотров • 1 месяц назад

MHK’ye Açık Mektup! Daha ligin başında sayılırız. Hakemlerinizin faul, kart ve penaltı standartları konusunda yıllardır devam eden tutarsız kararlarının maalesef aynen bu sezon da devam etmekte olduğunu görüyoruz. Kaygılarımızı şimdiden belirtiyor ve uyarımızı yapıyoruz! Faul başına en çok sarı kart gören takımın açık ara Beşiktaş olması tesadüf müdür? Oyuncularımızın yaptığı her 4 faule 1 sarı kart gösterilirken, ezeli rakiplerimizden birinin her 8 faulüne 1 sarı kart, diğerinin ise ancak her 53 faulüne 1 sarı kart gösterilmesini olağan mı karşılamalıyız? Dünyanın neresinde 53 faule 1 sarı kart gösterilebilir, bu istatistiği UEFA'da ve FIFA seminerlerinde izah edebileceğinizi düşünüyor musunuz? Futbolcularımızın faullerine karşı keskin gözleriyle bakan hakemleriniz, bize yapılan zalimce faulleri nedense inandırıcı bulmamaktadır? Şu bilinmeli ki geçen sezon yaşanılan hiçbir şeyi unutmuş değiliz! Beşiktaş-Antalyaspor maçı dakika 9! Rakibin sert müdahalesi ile Rafa Silva yerde! Hakem sarı kart göstermek yerine faulle geçiştiriyor. Aynı oyuncumuz, bu sefer 58. dakikada yine sert bir faulle yere indiriliyor yine kartsız faulle geçiştiriliyor... Hakemin bu acımasız tavrından cesaret almış olacaklar ki bu sefer aynı maçın 60. dakikasında Rafa Silva, çok ciddi sakatlanmaya yol açacak ve çok sert kasti tekme yiyor, hakemin cebinden sadece sarı kart çıkıyor! Evet, sadece sarı kart çıkıyor... VAR tam bir dakika sonra devreye giriyor, uzun uzun izleniyor ve gaddarca atılan tekmenin kırmızı kart olması gerektiğine ancak VAR müdahalesiyle karar veriliyor. Trabzonspor-Beşiktaş maçı 9. dakikada Edin Vişça, Rafa Silva’ya, ortada topa müdahaleye dair de bir pozisyon yokken adeta hınçla ve sakatlamaya yönelik, arkadan aşil tendonu bölgesine doğru gaddarca tekmeyi basıyor. Maçın hakeminin pozisyonu açıkça gördüğü yayıncı kuruluşun yayınında net bir şekilde görülürken Ali Şansalan, Vişça’yı dostane bir şekilde sadece uyarıyor. Yine VAR devreye giriyor ve ancak o zaman kırmızı kartı göstermek zorunda kalıyor. Bu kadar sert bir hareketi bariz bir şekilde görmesine rağmen gereken kırmızı kartı göstermeyen, rakibi sadece uyaran bu hakem, bizim oyuncularımızın en ufak uyarısında ise oyuncularımıza bağırabilmeyi kendisine hak görüyor! Bir kere durumu anlatmak için koşup gelen ve aşırı bir itirazda bile bulunmayan takım kaptanımıza, rakibe çıkartamadığı kartı çok kolaylıkla veriyor. Aynı maçta 45+2. dakikada Ciro Immobile’nin ceza sahası içinde Savic tarafından ısrarla çekilip indirilmesini pozisyonu yakından izleyen maçın hakemi ve her şeyi gören VAR masası nedense görmüyor, ikna olmuyor. Biz rakiplerimizin kırmızı kartla oyundan atılmasından memnuniyet duymuyoruz. Hakemlerin desteğine de asla ihtiyaç duymadık duymayacağız. Çok basit bir şekilde adalet istiyoruz! Adil davranın, korkmadan karar verin ve Türk Futbolu'nu koruyun! Kamuoyuna saygılarımızla duyururuz! Beşiktaş JK

Beşiktaş JK

3,927,105 просмотров • 1 год назад

Devlet Bahçeli, Bese Hozat özelinde tarafların söylemsel düzeyde bile olsa gerilmelerine gerek yok. Herkes diline dikkat etmek zorunda ama herkes aynı zamanda kendi kitlesini konsolide tutmak zorunda, söylemler biraz da bu kaygıdan kaynaklanıyor. Bese Hozat'ın "Suç işlemedik, af istemiyoruz..." minvalindeki sözleri ilk değil, tek değil hepimiz söylüyoruz bunu zaten, yeni duymuş da şaşırmış gibi yapmasın kimse. 13 yıl önce aşağıdaki konuşmayı yaptığımda divanda Mehmet Uçum oturuyordu, Devlet Bahçeli "çözüm" diyen herkesi asacaz diyordu, CHP bugünden daha sert şekilde "Biz oynamıyoruz" diyordu, Bese Hozat henüz KCK eş başkanı olmamıştı ama bugün ne diyorsa o gün de onu diyordu. Öcalan'ın özgürlüğü ve "yasal düzenleme" dediğim için Mehmet Uçum daha sonra bana "Örgütlü bir şekilde bunu bilerek söylüyorsunuz, halkın Öcalan gibi bir derdi yok, Öcalan muhatap olamaz" demişti, bugün Öcalan'ı muhatap alanların beyin takımında, Devlet Bahçeli bu işe bulaşan herkesi asarız diyordu, öncülüğü o yapıyor şimdi, CHP o zaman daha radikal karşı çıkıyordu bugün düne göre çok daha makul bir çizgide, O gün "Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan" dediğimde hoşuna gitmeyen, sicilimiz bozulmasın diye bozulan tipler de bugün Kürt legal siyasetinin karar alıcı aktörleri olmuş, Roller çok değişti, tavırlar duruşlar çok değişti, her şey değişti ama Öcalan'ın muhataplığı meselesi, PKK'ye yönelik yasal düzenleme zorunluluğu meselesi değişmedi, devlet de o noktaya geldi çünkü işin doğasına uygun olan bu, yenilgi ya da zafer değil, olması gereken zorunluluk buydu. Hiçbir şeyi şeffaf yürütmeyen, gizli olması gerektiğini söyleyen taraflar bu tartışmaları da illa yapacaklarsa gizli yapsınlar, halkın önünde yapmasınlar bence. Bu ülkede toplumsal kırılma falan olmaz çünkü herhangi bir şeye kırılabilecek bir toplum yok ama gereksiz gerginlik provokasyonlara zemin hazırlar, o zemini vermemek lazım, eğer gererek bitirmek istemiyorsanız tabi. Herkesin bildiği basit bir gerçek var; Abdullah Öcalan'ı kendisine lider kabul eden Kürtlerin Öcalan'ın ve siyasi tutsakların özgürlüğü, PKK'ye yönelik, asla onur kırıcı olmayacak, yasal düzenlemeler, inkar, imha ve asimilasyonun son bulması ve toplumsal barışa, demokrasinin gelişmesine hizmet edecek adımlar gibi net ve somut talepleri var, ülkenin tamamının da bunlara ihtiyacı var. Bunlar kolaylıkla yapılabilecek şeyler, farklı bir ajandanız yoksa eğer, işi yokuşa sürmeye gerek yok, germeyin birbirinizi. 13 yıl önce söylemişim yine söylüyorum hem devlet hem PKK diline dikkat etmeli, her iki halkın da ciddi travmaları var, kimse öbürünün gözüne bir şey sokmaya kalkmasın, iki taraf da zarar eder. Besê Hozat başka şekilde ifade etse daha iyi olurdu denilebilir belki ama söylediği şey çok yalın bir gerçek, aynı fikirdeyiz hepimiz. Hepimiz dediğim Öcalan'ı lider kabul eden Kürtler, bütün Kürtler değil ama bütün Kürtlerin de bütün Türklerin de ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur.

Sinan Aygül

56,262 просмотров • 8 месяцев назад

Bu videoyu ilk izlediğimde çok ince bir şey fark ettim, bunu daha önce yaşamamış olanların fark etmesi oldukça zor. Bu yaklaşımı yapan kişi bu yaklaşımda çok net bir şekilde zihninde akış hissediyor. Hayır, bunu söylediklerine bakarak vs anlamadım, ses tonundaki zorlama olmayan o "alfa" enerjisi olsun (ince detay), kadın shittest attığında ona karşılık verirken sesinde hiçbir dalgalanma olmaması ve inanılmaz tepkisiz kalarak kendi gerçekliğini dayatması olsun, kadını çevirme hareketindeki akıș ve kadının bundan hoşlanacağını gerçek anlamda varsayarak yapması olsun bunların hepsi bu yaklaşımda arkadaşın o büyülü "akış" anını yaşadığına işaret ediyor. Peki bu akış ne zaman olur? Zihniniz konuşmayı bıraktığında olur. Alttan alta istesenizde yanlış yapamayacağınızı hissettiğiniz bir güven duygusuna sahipsinizdir ve sizinle konuşan insanlar "bu çocukta şeytan tüyü var" "bu çocuk kim? Önemli biri olmalı" şeklinde düşüncelere kapılır. Diyelim ki fiziksel olarak tipin 5/10, akışa girdiğinde 10/10 luk kızlar bile seni kendilerinden üste koymaya ve kovalamaya başlarlar. Bu satırların birçok arkadaşa "gerçeklikten uzak" şeyler olarak görüneceğini hissediyorum ki haklılarda çünkü bu büyü gibi bir şey! Ve olay şu ki bu akış mevzusunu gerçek manada yaşayana kadar anlamanızın imkanı yok. Peki bu akış anına kızlarla tanıșırken nasıl girebilirim negan? Hızlı başla hızlı devam et. Daygame yapıyorsan sahaya çıktıktan sonra 1 dakikan var, o 1 dakika içerisinde gidip birileriyle konuşmuş olman gerek yoksa akış treni hızlıca kaçmaya başlar. 1 dakika içerisinde konuştun diyelim, peki sonra? O ilk kızla konuşmandan ikinci kıza gidene kadar maksimum 2 dakikan var ve bu bütün etkileşimlerin arasında olması gereken maksimum süre. Bu ne işe yarıyor? Konuşan zihnini yavaş yavaş susturuyor ve bunu yaparken bir an geliyor ve bam o akış hissini alttan alta hissetmeye başlıyorsun. Eğer içerisinde gerçekten akışı hissetmiș insanların olduğu topluluğumuza katılmak ve flört hayatını hızlıca değiştirmek istersen profilimizdeki linkten kitabımı kontrol etmeyi unutma.

negan gündüz oyunu

17,747 просмотров • 2 месяцев назад

Bu videoyu ilk izlediğimde çok ince bir şey fark ettim, bunu daha önce yaşamamış olanların fark etmesi oldukça zor. Bu yaklaşımı yapan kişi bu yaklaşımda çok net bir şekilde zihninde akış hissediyor. Hayır, bunu söylediklerine bakarak vs anlamadım, ses tonundaki zorlama olmayan o "alfa" enerjisi olsun (ince detay), kadın shittest attığında ona karşılık verirken sesinde hiçbir dalgalanma olmaması ve inanılmaz tepkisiz kalarak kendi gerçekliğini dayatması olsun, kadını çevirme hareketindeki akıș ve kadının bundan hoşlanacağını gerçek anlamda varsayarak yapması olsun bunların hepsi bu yaklaşımda arkadaşın o büyülü "akış" anını yaşadığına işaret ediyor. Peki bu akış ne zaman olur? Zihniniz konuşmayı bıraktığında olur. Alttan alta istesenizde yanlış yapamayacağınızı hissettiğiniz bir güven duygusuna sahipsinizdir ve sizinle konuşan insanlar "bu çocukta şeytan tüyü var" "bu çocuk kim? Önemli biri olmalı" şeklinde düşüncelere kapılır. Diyelim ki fiziksel olarak tipin 5/10, akışa girdiğinde 10/10 luk kızlar bile seni kendilerinden üste koymaya ve kovalamaya başlarlar. Bu satırların birçok arkadaşa "gerçeklikten uzak" şeyler olarak görüneceğini hissediyorum ki haklılarda çünkü bu büyü gibi bir şey! Ve olay şu ki bu akış mevzusunu gerçek manada yaşayana kadar anlamanızın imkanı yok. Peki bu akış anına kızlarla tanıșırken nasıl girebilirim negan? Hızlı başla hızlı devam et. Daygame yapıyorsan sahaya çıktıktan sonra 1 dakikan var, o 1 dakika içerisinde gidip birileriyle konuşmuş olman gerek yoksa akış treni hızlıca kaçmaya başlar. 1 dakika içerisinde konuştun diyelim, peki sonra? O ilk kızla konuşmandan ikinci kıza gidene kadar maksimum 2 dakikan var ve bu bütün etkileşimlerin arasında olması gereken maksimum süre. Bu ne işe yarıyor? Konuşan zihnini yavaş yavaş susturuyor ve bunu yaparken bir an geliyor ve bam o akış hissini alttan alta hissetmeye başlıyorsun. Eğer içerisinde gerçekten akışı hissetmiș insanların olduğu topluluğumuza katılmak ve flört hayatını hızlıca değiştirmek istersen profilimizdeki linkten kitabımı kontrol etmeyi unutma.

negan gündüz oyunu

30,765 просмотров • 4 месяцев назад