Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

📌”Tayyip Erdoğan, seçtiği/seçili rakiplerle mücadele eder. Gerçek rakiplerden çekinir ve onlarla mücadele etmemek için elinden geleni yapar. 2014, 2018 ve 2023’ü o kazanmadı, biz kaybettik”. 📌Bugün yeni bir hamle daha yaptı. Umarım bu sefer seçmek istedikleri geçmişten ders çıkarır ve Cumhuriyet’i içine düştüğü bu ağır sosyo-politik krizden birlikte çıkarırız.

116,644 görüntüleme • 9 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

GECEYE NOT. AÇIK ÇAĞRI Orman yangınları ciğerimizi yakıyor ve inanıyoruz ki bütün detayları ile yürüyen soruşturmalar sonucunda “ihmal kasıt saldırı “ne varsa ortaya çıkacaktır Bu konuda orman yangınları üzerinden ülkemize ve milletimize emperyalizmin vermek istediği mesaj ihtimali düşünülmelidir. Bursa Harmancık’ta yakalanan FETÖ’den ihraç edilen şüphelinin aramızda dolaşan ne kadar örneği var bilmiyoruz. Ve topyekün dikkat ve yeniden ağaçlandırma için seferberlik halinde olmalıyız Şimdi; GAZETEYI BOMBALAYAN AKIL SAYIN ERDOĞAN’I DEVİREMEDİĞİ İÇİN ŞİMDİ VAR GÜÇLERİYLE KONTROLLERI ALTINA ALMAK IÇIN MÜCADELE ETMEKTEDİRLER VE BU KONTROL MEKANİZMASINI UZAKLARDA DEĞIL YAKINLAR ÜZERİNDEN KURMAK İSTEMEKTEDİRLER 15 Temmuz 2016 gecesi, milletimizin sabaha kadar şahadet odaklı yürüttüğü mücadele, sadece bir darbe girişiminin değil; küresel elitlerin tüm planlarının çöküşüdür. O gece, devletimizi yıkıp dünyadaki tüm devlet yapılarını çökertmeyi; her devleti bir “tek dünya devleti”nin ilçe veya belediye birimlerine dönüştürmeyi hedefleyen sistemin yenilgi gecesidir. Çağrımızdır: O gece, İslam’ı ve Türk devletini tasfiye etmek isteyen, FETÖ terör örgütünün işbirlikçileriyle başlattığı kalkışma başarıya ulaşsaydı, bugün toprağın altında birlikte yatacaklarımıza seslenişimiz. Biz, o gecenin anlamını unutmuyor, unutturmuyoruz. Tehlike Geçmedi! Bugün, tehlike geçmiş değildir. Şu anda, cephe cepheye büyük bir mücadelenin tam ortasındayız. Bu nedenle, herkes ama herkes, şapkasını önüne koymalı; bir kez daha ama bir kez daha düşünmelidir: ‼️Bütün farklılıklarımızı bir kenara koyarak ‼️Hangi partiden olursak olalım ‼️Esas olanın bu ülke için bir ve beraber olmak olduğunu anlamalıyız. İçimizdeki Düşman Hâlâ Aktif Büyük İsrail projesinin emrindeki bu yapı, içeride sızdırdığı unsurlarla birlikte aktif olarak çalışmaktadır. Ve hep birlikte, bir kez daha bu ülkeyi işgal etmek için büyük bir çaba içerisindedir. Çünkü Siyonist İsrail’in hayallerinin boşa düşmesi ve Türkiye’nin merkez güç ülke konumunun artık bütün dünya tarafından içselleştiriilmesi ve bu sürecinde sayın cumhurbaşkanı Erdoğan ve bahçeli tarafından yürütülmesinden hiç ama hiç mutlu değiller Özellikle siyasetin içerisinde ele geçirdikleri kritik mevzilerde, Sayın Cumhurbaşkanımızı kilitlemek, hareketsiz bırakmak ve etki alanını daraltmak için organize faaliyetler yürütmektedirler. Yeni Bir Kalkışma Denemesi Mi? Unutulmamalıdır ki; 📌17-25 Aralık 📌9 Şubat kumpasları 📌15 Temmuz işgal girişimi 📌 Sızdıkları her yerde aşırılık modelli uygulamalar her yerde devlet ve milletin arasını açacak,vatandaşın aleyhine olacak yerel ve genel adımlar bir modellemedir. Bu yapı, bugün yine, kahvehanelerden devlet kurumlarına kadar her alanda; içeriden sızarak, yeni bir operasyonu yapabilecek kadar hareket halindeler. Sonuç: Bu milletin, bir daha aynı tuzağa düşmemesi için; 📌Aklını, vicdanını ve ferasetini kuşanması, 📌Tarihten aldığı ibretle, tek bir yürek hâlinde hareket etmesi 📌Ve istiklalini yeniden pekiştirmesi gerekmektedir. Çağrımız; vatana, millete, bayrağa ve istiklale sadakat çağrısıdır.

Metin KÜLÜNK

172,578 görüntüleme • 1 yıl önce

📌 Kobane Davası bir siyasi intikam davasıdır. Davada çıkan kararlara iktidar kanadından gelen ilk yorumlar da bunu doğruluyor. 📌 Bu kararlar istinafta değil; demokrasi güçlerinin birlikte mücadelesiyle önce halkın vicdanında bozulur, sonra istinaf da ona uygun karar verir. 📌 10 yıl önce Suruç’ta sınırın hemen yanında IŞİD saldırıları vardı ve hükümetin sessizliğine karşı halkta büyük bir gerginlik vardı. Hükümetin bu sessizliğine karşı çıkmak için HDP MYK’si tweet atarak yurttaşların bulundukları yerlerde demokratik tepkilerini barışçıl biçimde ortaya koymalarını talep ettiler. Selahattin Demirtaş’ın ve diğer HDP’li yöneticilerin de bu yönde birçok beyanı var. 📌 6-8 Ekim döneminde farklı yerlerde 52 yurttaşımız yaşamını yitirdi; 46’sı HDP üyesiydi. Bu tweetten sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçundan soruşturma başlattı; 2 yıl boyunca kimseyi de ifadeye çağırmadı. 📌 Mesele siyasetin yargıyı bu hale getirmiş olmasıdır, Yargıyı bir aparatı olarak kullanıyor olmasıdır. Asıl mücadele, demokrasi güçlerinin, Türkiye’de barış, adalet isteyen güçlerin bir arada ortak ve önyargısız biçimde mücadele zeminlerini büyütmek olacaktır. 📌 Türkiye bakımından da üzücü bir durum. Barışçıl siyaset yapma iddiasında olan, bu talebini siyaset yapma yöntemleriyle ortaya koyan siyasi partilere kapatma, yöneticilerine ağır cezalar verme, seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyum atama gibi yöntemler Türkiye’nin toplumsal barışına hizmet etmiyor. 📌 Geçmişte ders çıkarmadan aynı acıları değişik zamanlarda daha da ağırlaştırarak yaşamak Türkiye’nin kaderi olmamalı. Birlikte yaşamak, toplumsal barış, adalet ve eşitlik için bu kadar çaba veriliyor; ancak sonunda geldiğimiz noktada barışla alakası olmayan, tek dertleri rantları olan bir çevre tarafından ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalıyorsunuz. 📌 Yargının, siyasetin ne durumda olduğunu biliyoruz. Bu siyasetin bir karşılığının olmadığını da gördük. Yargıtay seçimleri yeni bitti, atama kararlarının nasıl alındığını, yargının nasıl siyasallaştığını ve bölündüğünü gördük. Bu kadar bölünen, siyasallaşan yargıdan nasıl adalet bekleyeceğiz? 📌Bütün Türkiye’ye geçmiş olsun, sadece siyasetçilere verilen bir ceza değil; demokrasiye, barış talebine, demokratik siyaset talebine verilen cezadır. 📌 Yurttaşlarımız umutsuzluğa kapılmasın, yılgınlığa da gerek yok; barışı, adaleti, özgürlüğü sağlamak için mücadele etmeye devam edeceğiz. Cezaevinde izleyen, takip eden dostlarıma da selamlarımı, sevgilerimi iletiyorum. #SelahattinDemirtaş

Sezgin Tanrıkulu

46,026 görüntüleme • 2 yıl önce

Sene 2019. Türkiye, Suriye'de terörle mücadele operasyonları sürdürüyor. Ben o zaman yeni doğum yapmışım. Fiziksel ve ruhsal olarak çok değiştiğim bir dönemdeyim. Bebeğim sürekli ağladığı için geceleri uyuyamıyorum. Tam o sırada Fransa'da gündem Türkiye. Bütün büyük basın ve yayın kuruluşları "Türkiye'nin Suriye'de Kürtleri hedef aldığını ve Kürtlerin desteklenmesi gerektiğini" yazıyor/yayımlıyor. O sırada Fransa'nın en büyük kanallarından biri olan France 5 benimle irtibata geçip evime gelerek benimle bir röportaj yapmak istediğini söylüyor. Aşırı yorgunum, uykusuzum ama vatan sevdam daha ağır basıyor ve teklifi kabul ediyorum (yayını izlerken kan çanağına dönmüş gözlerimi fark edeceksiniz). Tabii ki fırsat bu fırsat, Fransa'nın en büyük televizyonlarından birinde şunu söylemek istiyorum: Türkler ve Kürtler kardeştir, hatta ben Türküm, eşim de Kürt, biz birlikte yaşamanın en somut örneğiyiz. Biz tarih boyunca bir arada yaşadık, yaşayacağız. Türkiye bugün Fransa'da aktarıldığı gibi Kürtlerle değil, bir terör örgütü ve mensuplarıyla mücadele ediyor. Siyasetle hiç alakası olmayan eşim, benim verdiğim bu mücadeleye destek olmayı kabul ediyor. Bir Kürt olarak gerçekleri anlatıyor. Bu yayınımız Fransa'da Türkiye karşıtlığının en yoğun olduğu dönemde çok ses getirdi. Birlik ve barış mesajımızla büyük başarı elde ettik. Ama bu yayın, ailemin ve benim kollarımda küçük bebeğimle ağır tehditlere maruz kalmamızla sonuçlandı. Korkunç bir dönem yaşadık. O günden sonra ailemi korumayı, siyasetten uzak tutmayı kendime borç bildim.

Öznur Küçüker Sirene

90,225 görüntüleme • 8 ay önce

❗Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve arkadaşları serbest bırakılmalıdır. Anayasaya aykırı davranan bu Meclis, özeleştiride bulunmalıdır! 📌 4 Kasım 2016'dan bu yana 9 yıllık bir zaman geçti. Parlamentonun üyesi olarak, bir avukat olarak en fazla üzüldüğüm mesele; bu Parlamentonun Anayasaya uygun davranmaması ve kendi milletvekillerinin hukukuna saygı göstermemesi. 📌 Mayıs 2016'da Parlamento Anayasaya aykırı bir biçimde milletvekillerinin tümünün dokunulmazlığını bir geçici Anayasa maddesiyle kaldırmıştı. 📌 Sonrasında da 4 Kasım 2016 tarihinde bu Parlamentoda üçüncü büyük partinin genel başkanlarına, eş başkanlarına operasyon yapılmıştır. Bunun da Ankara'dan siyasi talimatla yapıldığı çok açık bir biçimde, göstere göstere herkesin gözünün içine sokulmuştur. 📌 Bu Parlamento eğer bu zaman içerisinde bir özeleştiri yapacaksa; bu kürsüden yapılmalıdır. O zaman burada da mücadele ettik, bu dokunmazlığın kaldırılması meselesi konusunda ama talimat gelmişti saraydan ve yapılacaktı. ❓Şimdi yapılması gereken ne? Aradan 9 yıllık zaman geçmiş ve 9 yıl bu Parlamentonun üyeleri hapiste tutulmuş; Anayasa Mahkemesi kararları var, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları var ve sonuçta Adalet ve Kalkınma Partisinin siyasi lideri o Anayasa Mahkemesi kararlarının ve AİHM kararlarının uygulanmayacağını açıkça söylemiş. 🔴 Adalet ve Kalkınma Partisinin temsilcisinin burada bir özeleştiri yapmasını ve en azından kendi adına kendi partisi adına burada özür dilemesini beklerim bu ağır durum karşısında. 🔴 Gerçekten önemli bir süreçten geçiyoruz. Eğer bu öz eleştiri mekanizmalarını birlikte kullanmazsak, burada kullanmazsak bu kürsüyü; aynı zamanda bir yüzleşme geçmişle hesaplaşma olarak kullanmazsak gerçek barışı da inşa edemeyiz. 🔴 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Selahattin Demirtaş'la ilgili olarak Adalet Bakanlığının yaptığı başvuruyu reddetti ve karar kesinleşti. Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına uyulması lazım" demelidir. 📌 Bu karar Selahattin Demirtaş'la ilgili olabilir ama aynı zamanda o davada yargılanan herkesle ilgilidir. 📌 Burada yargının önünü açarsanız, yargı da gerçekten dosya kapsamına göre belki karar vermek için bir adım atabilir. 🔴 O insanlar hukuken tutuklu değiller, siyaseten tutuklular; önce siyaset burada onların tutuklanmasına karar verdi; sonra yargı tutukladı. #SelahattinDemirtaş #FigenYüksekdağ

Sezgin Tanrıkulu

33,732 görüntüleme • 9 ay önce

📌​8 Mart: Mücadelenin ve Sevginin Adı DMD Annesi Kadınlar ​8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kadınların gücünü ve direnişini simgelerken, bu mücadelenin en ön safında yer alanlardan biri de DMD annesi kadınlardır. Hayatlarını kas erimesi (DMD) ile mücadele eden çocuklarına adayan bu kadınlar, her gün sabır ve sevgiyle imkansızı başarmaya çalışırlar. Onlar için bu özel gün, sadece bir kutlama değil, verdikleri sessiz ve devasa emeğin fark edilmesi için bir vesile niteliğindedir. ​DMD annesi kadın olmak, her anı bir yarış gibi yaşamak ve evladının her adımında onun koruyucu zırhı olmaktır. Yorulmak bilmeden hem bakım veren hem de umudu diri tutan birer savaşçıya dönüşen bu kadınlar, toplumun en güçlü dayanışma örneklerinden birini sergilerler. Kendi hayallerini çocuklarının sağlığına feda ederken, gösterdikleri bu eşsiz özveri onları modern zamanların gerçek kahramanları yapar. ​Bu anlamlı günde, omuzlarındaki ağır yüke rağmen yüzlerinden gülümsemeyi eksik etmeyen tüm DMD annesi kadınların önünde saygıyla eğiliyoruz. Onların mücadelesi sadece kendi çocukları için değil, sevginin ve fedakarlığın ne kadar iyileştirici olabileceğini tüm dünyaya kanıtlamak içindir. ​Tüm kadınların ve DMD annesi kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun; mücadeleniz ve sevginiz her zaman ışık saçmaya devam etsin.❤️🫂💐 #DMDiçinAdımAtın Recep Tayyip Erdoğan Emine Erdoğan T.C. Sağlık Bakanlığı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu Doç. Dr. Şuayıp Birinci Dr. Halit Yerebakan TÜSEB Umit Kervan Batuhan YEŞİLYURT

DMD Türkiye

21,808 görüntüleme • 5 ay önce

📌 İBB iddianamesinde bugün mahkeme tensip işlemini yaptı. Tensip, yani duruşma hazırlığı; mahkeme duruşma gününü belirledi ve duruşma tarihini 9 Mart olarak verdi. 📌 Bu dosyada İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nun yanı sıra belediye başkanlarımız, belediye meclis üyelerimiz, İBB bürokratları ve partililerimiz de dahil olmak üzere 402 yurttaşımız yargılanıyor. Aynı zamanda bu kişilerden 105’i tutuklu. 📌 Yargılama 40. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılacak ve Silivri’de görülmesine karar verildi. Oysa iddianame bir ay önce kabul edilmişti; ancak mahkeme bu süre boyunca tensip yapmadı. ❓Peki neden? Bir duruşma hazırlığı bir ay sürer mi? Şimdi öğreniyoruz ki; Silivri’de, yeni cezaevi yerleşkesinin içinde Avrupa’nın en büyük duruşma salonu yapılacakmış. 📌 Böyle büyük duruşma salonları en son darbe dönemlerinde görülmüştü. Mevcut salonlar zaten yeterli; fakat belli ki “bakın nasıl büyük bir dosyayla karşı karşıyayız” diyebilmek için devasa bir salon hazırlanıyor. 🔴 Bu salonun 3 ya da 4 ay içinde tamamlanması planlanıyor ve ihaleyi TOKİ yapacakmış. Tam da bu nedenle tensip bir ay geciktirildi ve 105 tutuklu, gözaltına alınmalarından neredeyse bir yıl sonra ancak 9 Mart’ta hakim karşısına çıkabilecek. 🔴 Peki tensiple birlikte bir tahliye kararı çıktı mı? Hayır. Aralarında haklarında isnat edilen suç sabit olsa bile en fazla 2–3 yıl ceza istemiyle yargılanan dostlarımız var. ❓Buna rağmen tek bir kişi için bile tahliye kararı verilmedi. Neden? Çünkü “iddianamemiz sağlam, mahkeme de sağlam buldu ki tahliye etmedi” algısını yaratmak istiyorlar. Oysa gerçek böyle değil. 🔴 Üstelik 40. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yeni bir heyet atandığını da biliyoruz; bu da adil yargılama ilkelerine aykırılık oluşturuyor. 📌 Bir avukat ve insan hakları hukukçusu olarak açıkça söylüyorum: Bu yargılama adil değildir. 📌 Savunma hakkı yok sayılmıştır. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ihlal edilmiştir. Sürecin tamamı en başından itibaren hatalı kurgulanmıştır. Yasaya aykırı yöntemlerle ve yasak delillerle hazırlanmış bir iddianame söz konusudur. 🔴 Biz bu sürecin tamamını takip edeceğiz ve yaşanan tüm hukuksuzlukları her gün, her ortamda ifşa etmeye devam edeceğiz. #İBB #Ekremİmamoğlu

Sezgin Tanrıkulu

30,475 görüntüleme • 8 ay önce

🔴Selahattin Demirtaş ve arkadaşları Adalet ve Kalkınma Partisinin siyasi kararıyla hapisteler. 🔴 Selahattin Demirtaş Türkiye'deki Kürt Meselesinin siyasi rehinesidir. 🔴 Tahliyesi için, AKP verdiği siyasi tutuklama kararını geri almalıdır. ❗Yargının önünü açmalıdır! 📌 Kobane Davasının tüm duruşmalarını izledim, süreci takip eden avukatlarla görüştüm ve sürece duyduğum saygı gereği her şeyi doğrudan söylemeyeceğim ama bu dava, tamamen siyasi bir talimatla, siyasi bir kararla açılmıştır. 📌 O karar, Milliyetçi Hareket Partisi’nin desteğiyle Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından alınmıştır. 📌 Eğer bugün bu dava sonuçlanacaksa, bu sonuç ne istinafta ne de mahkemede alınacak bir karardır; yine AKP’nin, MHP’nin desteğiyle vereceği siyasi bir kararla belirlenecektir. Dolayısıyla “istinaf”, “yargılama” gibi süreçlerin tamamı birer hikayedir. ❓ Neden hikaye? 📌 Sayın Erdoğan’ın bu davayla ve Sayın Selahattin Demirtaş’la ilgili geçmişte yaptığı açıklamalara bakın, ne demek istediğimi anlarsınız. AİHM kararı çıkmış, “gereğini yapacağız” denilmiş; ardından bu dava açılmış. 📌 Kobane olayları 6-8 Ekim 2014’te yaşandı. ❓ Peki soruşturma ne zaman başlatıldı? 2018’de. 📌 Selahattin Demirtaş’ın ifadesi ise 2019’da alındı. Bu kadar “vahim” denilen olaylar yaşanmış ama Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı dört yıl boyunca tek bir işlem yapmamış. ❓Buna kim inanır? 2016’da dokunulmazlıklar kaldırılmış, bütün dosyalar ilgili savcılıklara gönderilmiş; fakat Kobane Davasıyla ilgili tek bir evrak bile yok. ❓Sonrasında ne olmuş? Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı sahte evrak üretmiş ve o evrakla Selahattin Demirtaş ve diğer milletvekillerini soruşturmaya dahil etmiş. ❓Peki sonra ne yapılmış? O dönemin başsavcısı Yargıtay üyesi yapılmış. 📌 Bir davanın iddianamesi binlerce sayfa olmaz. Bir mahkeme kararı 32 bin sayfa yazılmaz. Üstelik o karar yazılmadan bir yıl bekletilmez. ❓Eğer bugün gerçekten bir hukuk süreci varsa, o halde bu insanlar neden hâlâ cezaevinde? ❓Bu kararda şiddetle ilgili tek bir eylem, tek bir hüküm var mı? Yok. 📌Yıllarca “Yasin Börü” ismini kullandınız, bu olay üzerinden siyaset yaptınız. Ancak o konuda bile kesinleşmiş bir mahkeme kararı yok. O halde neden birine 42 yıl hapis cezası verildi? Çünkü bir konuşma yaptı, bir cenazeye katıldı. Bunun dışında bir suç unsuru yok. 📌 Dokuz yıldır insanlar hapiste. Ve bugün aynı yöntemi Cumhuriyet Halk Partisi’ne uyguluyorsunuz. 🔴 O dönem bitti ama aynı zihniyet, aynı siyasi kararlar, aynı yargı aktörleriyle yeni bir dönem başlatıyorsunuz. ❗Bir kez daha uyarıyorum: Bu yol yanlıştır. Bu süreç döner, dolaşır, sizin başınıza bela olur. Aynı yargı mensupları bir gün sizin için de aynı şeyleri yapar. 🔴 O yüzden bir kez daha söylüyorum; bu siyasi karardan vazgeçin. O kararı verdiniz; şimdi geri alın. #KobaneDavası #SelahattinDemirtaş #FigenYüksekdağ

Sezgin Tanrıkulu

179,414 görüntüleme • 10 ay önce

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan: 📌 Bugün, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin göz göre göre çiğnendiği yer; Gazze ve işgal edilmiş Filistin topraklarıdır. 📌 Gazze halkının, 7 Ekim’den beri, hayatı başta olmak üzere her türlü hakkı, işgalci İsrail güçleri tarafından pervasızca yok edilmektedir. 📌 Anne ve babalarının beyaz kefenlerine sarılarak gözyaşı döktüğü masum sabiler, İsrail’in vahşetinin sembolleri olarak hafızalarımıza kazınmıştır. 📌 Batılı ülkelerin sınırsız desteğini alan İsrail yönetimi, Gazze’de, tüm insanlığın yüzünü kızartacak canilikte zulümlere ve katliamlara imza atıyor. 📌 Savaşta bile dokunulmaması gereken ibadethanelerden okullara, hastanelerden mülteci kamplarına, evlerden çarşı-pazarlara kadar tüm sivil yerleşim yerleri İsrail tarafından alçakça bombalanıyor. 📌 Ülkemizdeki Gezi olaylarında ve Ukrayna’nın işgalinde, olay yerlerine kamp kurup saatlerce canlı yapan BBC’sinden CNN’ine anlı şanlı basın organlarının en büyük icraatları; failleri gizleyip, zulmü gözlerden kaçırmaktan ibaret… 📌 Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden ise zaten bir umudumuz, beklentimiz kalmadı. 📌 Görevi, küresel barışı ve istikrarı korumak olan Güvenlik Konseyi, 7 Ekim’den bu yana “İsrail’i koruma ve kollama konseyi”ne dönüştü. 📌 Dün gece yapılan oylamada, Amerika’nın vetosu nedeniyle yine “ateşkes” kararı çıkmadı. 📌 Aralarında daimi üyelerin de olduğu 13 ülke tasarıya “evet” oyu vermesine rağmen, maalesef, sonuç değişmedi. 📌 “Dünyanın 5’ten büyük olduğu” gerçeği bir kez daha görülmüş oldu. 📌 Gazze’deki zulümlerle birlikte Birleşmiş Milletlerin bu aciz ve işlevsiz yapısının da tüm dünyada sorgulanacağına inanıyoruz. 📌 Gazze kasapları, uluslararası mahkemelerde insanlığa karşı suç teşkil eden eylemlerinin hesabını vermelidir, Allah’ın izniyle eninde sonunda vereceklerdir. Biz, bu meselenin takipçisi olacağız. 📌 Gazzeli çocuklar için, göz yaşlarıyla ciğerparelerine sarılan Gazzeli anneler, babalar için sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. 📌 Tüm imkânlarımızla Filistin’in yanında olurken, elbette gönül coğrafyamızdaki diğer kardeşlerimizi de ihmal etmiyoruz, etmeyeceğiz. 📌 Balkanlardan Kafkasya’ya, Arakan’dan Türkistan’a ve Kırım’a kadar nerede hakkı çiğnenen, hukuku ayaklar altına alınan, zulme ve baskıya maruz kalan bir kardeşimiz varsa ona sahip çıkmak, bizim görevimizdir. 📌 Daha önce de söylediğim gibi; bizim nazarımızda Gazzeli kardeşlerimizle Doğu Türkistan Türkleri, Kıbrıs Türkleriyle Irak Türkmenleri arasında hiçbir ayrım, hiçbir fark yoktur ve olamaz. 📌 Bugün İsrail yönetiminin terör eylemlerine göz yumanlar ve destek verenler yarın insan içine çıkacak yüz bulamayacak; ama biz başımız dik, alnımız ak bir şekilde hakkı savunmaya devam edeceğiz. 📌 Bu uğurda yalnız da kalsak, bedel de ödesek yolumuzdan dönmeyeceğiz.

Fahrettin Altun

92,450 görüntüleme • 2 yıl önce

📌 15 Temmuz Darbe Girişimi, Türkiye’de demokrasinin en karanlık gecelerinden biri olarak tarihimize kazınmıştır. Bu darbe girişimini ve darbe girişiminde bulunanları bir kez daha lanetliyorum. 📍15 Temmuz'da darbe girişimi devam ederken halkın iradesine ve demokrasiye sahip çıkmak için sabaha kadar TBMM'deydik. O gecenin sabahında, 16 Temmuz'da Parlamento kürsüsünden yaptığım konuşmayı bir kez daha paylaşıyorum. 📌 15 Temmuz sonrası hayatımıza giren OHAL rejimi ve onun hukuksuz aracı olan Kanun Hükmünde Kararnameler vasıtasıyla, darbe girişimine karışmamış on binlerce yurttaşımız sivil ölüme mahkum edilmiştir. 📌 İlan edilen OHAL ile birçok hukuksuz ve Anayasa dışı uygulamalar gerçekleştirildi. Darbe ile ilişkisi olmayan birçok yurttaşımız ağır mağduriyetler yaşadı. 📌 Binlerce insan adil yargılama ilkelerine aykırı olarak yargılandı ve mahkum edildi. 📌 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi örnek ve pilot kararlarıyla birçok ihlal tespiti yaptı. Adil olmayan yargılamaları tespit etti. 🔴 Bu süreçte on binlerce insan ihraç edildi. Bunların büyük çoğunluğu darbeyle ilgisi olmayan insanlardı. 📌 KHK ile ihraç edilenler, yalnızca işlerini kaybetmediler. Aynı zamanda: •Pasaportları iptal edildi. •Özel sektörde işe girmeleri engellendi. •Sosyal yardımlardan, kamu hizmetlerinden mahrum bırakıldılar. ❗Yani bu insanlar, darbeyle alakaları olup olmamasına bakılmaksızın, fiilen “sivil ölüm”e mahkum edildiler. 🔴 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verilerine göre bu süreçte; •Türkiye, en çok başvuru yapılan ülke olmuştur. •AİHM, Türkiye hakkında verdiği ihlal kararlarının %76’sını adil yargılanma hakkının ihlali nedeniyle vermiştir. 📌 15 Temmuz’un ardından toplumda yaratılan korku iklimi, sadece darbecileri cezalandırmakla sınırlı kalmadı. Bu süreçte, on binlerce darbe girişimi suçuna karışmamış insan da KHK hışmına uğradı. 📌 Bizim görevimiz; bu ülkenin her yurttaşının hakkını savunmaktır. KHK ile haksız yere ihraç edilen, yaşam hakkı elinden alınan insanların sesi olmak, sadece siyasetçinin değil, insan olan herkesin görevidir. 📌 Her türlü darbeye ve darbecilere karşı her ortamda mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu mağduriyetlerin giderilmesi için Meclis, ortaklaşarak çalışma yapmalıdır. #15Temmuz2016 #15Temmuz #15TemmuzDarbeGirişimi

Sezgin Tanrıkulu

15,817 görüntüleme • 1 yıl önce

📌 #TahirElçi neden hedef gösterildi, neden bu siyasal suikaste maruz kaldı? 📌 Elçi, bir insan hakları savunucusuydu birçok faili meçhul cinayetin, zorla kaybedilmenin, ağır insan hakları ihlallerinin ve hatta hava bombardımanında öldürülen köylülerin ölümünü ortaya çıkartan; bu nedenle ağır insan hakları ihlallerini gerçekleştirenlere rahatsızlık veren bir avukat, bir aktivistti ve bunun üzerine #Diyarbakır Barosu Başkanlığı da eklendi. 📌 #DiyarbakırBarosu Başkanlığı dönemi de 2014’ün sonlarında başlayan 2015’e kadar devam eden bölgede birçok yıkıma sebep olan çatışma dönemiydi. Tahir Elçi, o dönemde de silaha, şiddete, çatışmaya karşı çıktı, barış talebinde bulundu. 📌 Bütün bu sözleri dikkat çekti ve tepki aldı; medyanın da hedefi haline geldi. Medyanın önemli aktörleri bu hedef göstermenin önünde yürüdüler ve şimdi hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar. Bizim hafızamız onları unutmayacak, hiçbir şey olmamış gibi davranmalarını da unutmayacağız. 📌 Bir siyasal suikast diyoruz, dönemin başbakanı olan Sayın #Davutoğlu da yıllar sonra bu bir siyasal suikasttır dedi. Bunun anlamı nedir? Planlayarak, hedef gözeterek bir cinayetin işlenmesidir. Tahir Elçi bu şekilde planlı bir cinayete maruz kaldı. 📌 Savcı delil yok diyor; delil toplamazsan, karartırsan olmaz. Soruşturma sırasında örgüt üyesi olduğu iddia edilen 2-3 kişiyi dinlemişler; onlar da örgüt üyeleri öldürdü diye ifade vermişler. Daha sonra bu kişiler mahkemeye geldiler; biz bunları söylemedik, işkence altında ifade verdik, savcılar bu ifadeyi böyle verirsek aldığımız cezaların büyük oranda indirileceğini söylediler diye yüz yüze ifade verdiler. 📌 Savcılık makamı, bir siyasal suikast dosyasında beyan almak için tanık bulup onlara ceza indiriminden faydalanabileceklerini söyler mi? Söylememesi lazım. Bunlar da soruşturulmadı. Dolayısıyla göz göre göre, planlı işlenen ve delilleri toplanmadan karartılan bir dosya. Tüm duruşmalara katılan biri olarak söylüyorum; katillerin ortaya çıkmaması, aklanması ve yakalanmaması için bu yargı makamı her şeyi yaptı. hiçbir şey yapmadı. Hırsız evin içindeyse kilit işe yaramaz. 📌 Kameralarda 12 saniye yok; olayın gerçekleştiği an yok, öncesi sonrası var ama cinayetin gerçekleştiği anlar yok. Bu araştırılmaz mı? 12 saniyeyi kim kesti? Tüm bunlar, bu cinayetin siyasal iktidarın ortaklığında gerçekleştiğini gösteriyor. Yargının arkasında siyasal iktidarın gücü olmasa bu kadar pervasız davranamaz. İktidarın da ön gördüğü, ön görmese de ortaya çıkmasını istemediği bir siyasal cinayet var. 📌 Mahkeme, avukatların talebi doğrultusunda dönemin başbakanı olarak #AhmetDavutoğlu’nun dinlenmesine karar verdi. Bir sonraki duruşmada dinlenmesi beklenirken celse arasında savcılık, mahkeme heyetine başvurarak bu karardan vazgeçilmesini istedi. Mahkeme de celse arasında, avukatların da olmadığı anda savcılık itirazıyla mahkeme bu karardan vazgeçti. Bu kararın kendisi bile mahkemenin tarafsız, bağımsız olmadığını ve siyasal iktidarın talebi üzerine bu karardan vazgeçtiğini gösteriyor. 📌 Diyarbakır’dan bir kez daha Davutoğlu’na sesleniyorum; Bu vicdani yükün altında kalmayın. Mahkeme sizin dinlenmenize karar vermiş ama sonra vazgeçmiş, siz gelin burada Diyarbakır’da bildiğinizi kamuoyuyla paylaşın ve bu vicdani yükün altında kalmayın. Bu kararın veriliş ve geri alınış biçimi kendisine büyük bir sorumluluk yüklüyor. 📌 Tahir Elçi, cezasızlıkla mücadele etti, birçok faili meçhul davanın açılmasında emeği var. Kendisinin siyasal suikaste kurban gitmesine dair davanın failsiz kalmaması için sorumluluk bizlerde, Diyarbakır Barosunda ve Diyarbakır Barosunun yetiştirdiği avukatlarda. Tahir Elçi’yi unutmayacağız ve o failleri yargı önüne çıkartacağız, mücadelemiz bunun için olacak. İlke TV

Sezgin Tanrıkulu

18,805 görüntüleme • 2 yıl önce

Temmuz ayında meseleyi böyle ele almıştım. Dün İttifak Olan, Bugün Tuzaktır İbrahim Halil Baran 13 Temmuz 2025 Deniyor ki, 2014 yılında Selahattin Demirtaş, “Ver başkanlığı, al özerkliği diyenler kusura bakmasın; biz demokrasi için mücadele ediyoruz” dediğinde ona kızıyor ve neden Tayyip Erdoğan ile AKP arasında bir Kürt ittifakı kurulmadığına öfkeleniyordunuz. Şimdi ise Öcalan, tam da o günlerde savunduğunuz biçimde Erdoğan’la bir ittifak kurmaya çalışıyor ve bu kez yine karşı çıkıyorsunuz. Elbette haklı bir serzeniş gibi görünebilir ama durum aslında böyle değil. Peki ama neden? Çünkü o günün koşulları farklıydı. Erdoğan, o dönem Ergenekon, Ötükenciler ve Fethullahçılara karşı ciddi şekilde zayıflamıştı. Onu ayakta tutabilecek yegâne güç, Kürtlerle kurulacak bir ittifaktı. Karşılığında ise Kürt özerkliğini tanımaya ve Kürtlerle ortak hükümet kurmaya hazırdı. Devlet içindeki klikler arası güç dengesi, Erdoğan ile Kürtler arasında bir ittifakı zaruri hale getirmişti. Ancak o dönemde Kürt siyasetini yönlendiren aktörler bu tarihi fırsatı yeterince kavrayamadı. Bu fırsatı değerlendirmek yerine heba ettiler. Halbuki çözüm sürecinde zaten güçlü bir konumda olan Kürtlerin eli, bu ittifakla daha da güçlenecek, hükümet ortağı haline geleceklerdi. Ama bunu yapmadılar ve ardından çözüm süreci de akamete uğradı. Durumu doğru okuyan Ötüken çizgisi ise Devlet Bahçeli’yi Erdoğan’la buluşturdu. Ergenekoncular da, Fethullahçıların ve Kürtlerin tasfiyesi karşılığında bu yeni güç dengesiyle anlaştı. Selahattin Demirtaş bu yanlışın günah keçisi ilan edildi ve hâlâ Edirne Cezaevinde bu tarihsel hatasının bedelini ödüyor. Öte yandan siyasi manevra kabiliyeti yüksek ve Türkiye içindeki dengeleri okumakta son derece başarılı olan Öcalan, bu gelişmeleri erkenden fark ederek Erdoğan’a destek verdi. Sonuçta Erdoğan, Fethullahçıları tamamen tasfiye etti. Eski Ergenekoncuların bir kısmını, örneğin Doğu Perinçek, Hulki Cevizoğlu, Levent Ergün, Hasan Atilla Uğur, Nedim Şener ve Mehmet Ali Çelebi gibi küçüklü büyüklü isimleri yanına aldı. Daha önce meydanlarda kendisine “ip atan” ve 17-25 olayları çerçevesinde Erdoğan'ı hırsız olarak suçlayan Bahçeli ile de bir araya gelerek, halen de iktidarda bulunan Cumhur İttifakı’nı ilan etti. Sonrası sizin de mâlumunuz; Kürtlerin şehirleri yerle bir edildi, ben de dahil olmak üzere Kürt siyasiler tutuklandı, işkence edildi ve Kürtlerin seçtiği tüm belediyeler ellerinden alındı. Bugün ise tablo çok farklı. Ne Kürtler eski güçlerinde, ne de Erdoğan, Kürtlere özerklik teklif edecek kadar zayıf. Her ne kadar Türkiye, ekonomik olarak zor bir zamandan geçse de bu süreçte Erdoğan, siyasi olarak çok güçlü; Ergenekon ve Ötüken çevresiyle ittifak halinde, muhaliflerini sindirmiş durumda ve ülkenin kurucu partisi CHP’yi bile zayıflatmayı başardığı görülüyor. Yargıyı bir silaha dönüştürmüş olan Erdoğan, CHP'nin kendisinin karşısına dikebileceği en güçlü cumhurbaşkanı adayını bile hapse tıktı ve bununla yetinmeyerek CHP'nin belediyelerine bile el koyuyor. Öcalan ise bu yeni süreçte, İsrail’in bölgesel yükselişini bir fırsat olarak görüyor ve oyunu kendisinin de dahil olabileceği bir noktaya çekmeye çalışıyor. Oysa 2014’te Diyarbakır’da Mahsun Korkmaz’ın heykelini dikebilen PKK, bugün Türk milliyetçiliği açısından sembolik bir öneme sahip olan Cesene Mağaraları önünde silahlarını yakıyor ve fiilen yenilgiyi kabul ediyor. Kürtlere ise bugün, anadilde eğitim dahil olmak üzere hiçbir hak vaat edilmiyor. Ortada kalan tek tasarım, Kürtlerin Türklük içinde eritilmesi projesidir ve buna itiraz eden kimse yok. +

İbrahim Halil Baran / yeni hesap

12,092 görüntüleme • 10 ay önce

"Trump'ı İran'ı vurmaya kim ikna etti?" Tabi ki: Tapınak Dağı'nı yeniden inşa etmeyi hayal eden ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 📌Afganistan ve Irak'ta savaşan eski bir asker olan Pete Hegseth, Haçlı ruhuna sahip ve Siyonizmin büyük destekçisi.. 📌FOX TV yorumcusu ve Trump'ın danışmanı olduğu 2018 yıllında Kudüs'te düzenlenen "2018 Arutz Sheva" Siyonist konferansında yaptığı konuşmayı izlerseniz büyük resmi görebilirsiniz.. 🔺"21. yüzyıl, Amerikalılar, İsrailliler tarafından yönetilen bir yüzyıl olmazsa, o zaman bu yüzyıl özgür bir yüzyıl olmayacaktır." 🔺"İsrail ve Yahudi halkı sonsuza dek yaşayabilirken, bu devletin statüsünün kaçınılmaz olmadığı, bu salondaki herkesin bildiği bir gerçektir. " 🔺"Dolayısıyla, özgür insanlar olarak, onu her fırsatta korumak ve 21. yüzyılın özgür bir yüzyıl olarak kalması için mücadele etmek bizim sorumluluğumuzdadır." 🔺"Biliyorsunuz, Bakan ahtapotun başından bahsetti, İran'dan ve İran rejiminin bugün dünyada hem İsrail hem de Amerika Birleşik Devletleri için haince uzanan sayısız kolundan bahsetti. " 🔺"Obama yönetimi, nükleer silahlara giden kaçınılmaz bir yol açan, Amerika'nın ve İsrail'in ölümünü hedefleyen nefret dolu terörist İran rejimine milyarlarca dolar fon sağlayan ve Amerika'nın varoluşsal varlığını tehdit eden nükleer kapasiteli füzelerin geliştirilmesinin devamına olanak tanıyan korkunç bir anlaşma yapmak için ellerinden gelen her şeyi yaptı." 🔺"Bunun aksine, Trump yönetimi ilk günden itibaren İran rejiminin eylemlerini kınadı ve İsrailli ortaklarımızın yanında kararlılıkla durdu." 🔺"Bu da, birkaç ay önce Kudüs'ün İsrail'in ebedi ve bölünmez başkenti olarak ilan edilmesinin önünü açan bir an yarattı ve başkanımızın yaptıklarından çok gurur duyuyorum." 🔺"Sahte haberlerden en çok zarar gören ülke İsrail Devleti'dir. Bu yüzden İsrail'e üçüncü ziyaretim." 🔺"2013'te buradaydım, 2016'da buradaydım, yine buradayım ve her seferinde Yahudi halkı hakkında, bu toprakların tarihi hakkında, İsrail'in kuruluşu hakkında, İsrail hükümeti hakkında, Araplara ve Filistinlilere yapılan muamele hakkında, Batı Şeria hakkında, Yahudiye ve Samarya hakkında, Kudüs hakkında, Eski Şehir hakkında anlatılan yalanlar hakkında daha çok şey öğreniyorum." 🔺"Bu yalanlar dünyaya ifşa edilirse, dünyanın İsrail'e bakış açısını değiştirecektir. " 🔺"Bu yüzden buraya gelip Joe'dan ve diğerlerinden sahadaki gerçekleri öğrenmenin ve ardından Amerika'ya dönüp Arap-İsrail çatışması, Arap-İsrail Barış Süreci ve bugün hala Amerika'daki aydınların ağzından dökülen sözde iki devletli çözüm hakkındaki sahte haberlerle mücadele etmenin ciddi bir sorumluluk olduğunu düşünüyorum." 🔺"Çünkü bugün sahada yürürseniz, iki devletli çözüm diye bir şeyin olmadığını anlarsınız. Tek bir devlet var.." 🔺"Bugün Jennifer, ben ve diğerleri Tapınak Dağı'nın Batı Duvarı'nı, Batı Duvarı tünellerini ve Eski Şehrin büyük bir bölümünü görme fırsatı bulduk ve orada dururken önünüzdeki mucizeye hayran kalmamak elde değil; bu da beni, umarım hepinizin çok uzakta görmeyeceği başka bir mucize hakkında düşünmeye sevk etti. " 🔺"Çünkü 1917 bir mucizeydi, 1948 bir mucizeydi, 1967 bir mucizeydi, 2017'de Kudüs'ün başkent ilan edilmesi bir mucizeydi ve Tapınak Dağı'nda tapınağın yeniden kurulması mucizesinin mümkün olmaması için hiçbir neden yok." 🔺"Bunun nasıl olacağını bilmiyorum, siz de bilmiyorsunuz, ama bunun olabileceğini biliyorum. Bildiğim tek şey bu. " 🔺"Ve bu sürecin bir adımı, her sürecin bir adımı da, sahadaki gerçeklerin ve faaliyetlerin gerçekten önemli olduğunun farkına varmaktır. " 🔺"İşte bu yüzden Yahudiye ve Samarya'yı ziyaret etmek, egemenliği, İsrail topraklarının, İsrail şehirlerinin ve bölgelerinin egemenliğini anlamak, dünyaya bunun Yahudilerin toprağı ve İsrail toprağı olduğunu göstermenin kritik bir sonraki adımıdır." 🔺"Washington D.C.'deki desteğiniz, vatansever Amerikalılar, Evanjelik Hristiyanlar, inançlılar, Cumhuriyetçiler ve hatta Washington'da artık bunu söylemekte zorlanan bazı Demokratlar arasında sahip olduğunuz destek ışığında, size şunu söylemek istiyorum: " 🔺"Biletinizi alın, harekete geçin, İsrail'de yapılması gerekeni yapın, çünkü gerçekten inanıyorum ki bu, Amerika'nın arkanızda duracağı bir an. " 🔺"Beyaz Saray'da Donald Trump, Başkan Yardımcısı olarak Mike Pence, BM'de Nikki Haley ve İsrail ile Amerika'da size gerçekten inanan, arkanızda duran insanlar var."

Malik Ejder

160,335 görüntüleme • 5 ay önce

Dün İttifak Olan, Bugün Tuzaktır İbrahim Halil Baran 13 Temmuz 2025 Deniyor ki, 2014 yılında Selahattin Demirtaş, “Ver başkanlığı, al özerkliği diyenler kusura bakmasın; biz demokrasi için mücadele ediyoruz” dediğinde ona kızıyor ve neden Tayyip Erdoğan ile AKP arasında bir Kürt ittifakı kurulmadığına öfkeleniyordunuz. Şimdi ise Öcalan, tam da o günlerde savunduğunuz biçimde Erdoğan’la bir ittifak kurmaya çalışıyor ve bu kez yine karşı çıkıyorsunuz. Elbette haklı bir serzeniş gibi görünebilir ama durum aslında böyle değil. Peki ama neden? Çünkü o günün koşulları farklıydı. Erdoğan, o dönem Ergenekon, Ötükenciler ve Fethullahçılara karşı ciddi şekilde zayıflamıştı. Onu ayakta tutabilecek yegâne güç, Kürtlerle kurulacak bir ittifaktı. Karşılığında ise Kürt özerkliğini tanımaya ve Kürtlerle ortak hükümet kurmaya hazırdı. Devlet içindeki klikler arası güç dengesi, Erdoğan ile Kürtler arasında bir ittifakı zaruri hale getirmişti. Ancak o dönemde Kürt siyasetini yönlendiren aktörler bu tarihi fırsatı yeterince kavrayamadı. Bu fırsatı değerlendirmek yerine heba ettiler. Halbuki çözüm sürecinde zaten güçlü bir konumda olan Kürtlerin eli, bu ittifakla daha da güçlenecek, hükümet ortağı haline geleceklerdi. Ama bunu yapmadılar ve ardından çözüm süreci de akamete uğradı. Durumu doğru okuyan Ötüken çizgisi ise Devlet Bahçeli’yi Erdoğan’la buluşturdu. Ergenekoncular da, Fethullahçıların ve Kürtlerin tasfiyesi karşılığında bu yeni güç dengesiyle anlaştı. Selahattin Demirtaş bu yanlışın günah keçisi ilan edildi ve hâlâ Edirne Cezaevinde bu tarihsel hatasının bedelini ödüyor. Öte yandan siyasi manevra kabiliyeti yüksek ve Türkiye içindeki dengeleri okumakta son derece başarılı olan Öcalan, bu gelişmeleri erkenden fark ederek Erdoğan’a destek verdi. Sonuçta Erdoğan, Fethullahçıları tamamen tasfiye etti. Eski Ergenekoncuların bir kısmını, örneğin Doğu Perinçek, Hulki Cevizoğlu, Levent Ergün, Hasan Atilla Uğur, Nedim Şener ve Mehmet Ali Çelebi gibi küçüklü büyüklü isimleri yanına aldı. Daha önce meydanlarda kendisine “ip atan” ve 17-25 olayları çerçevesinde Erdoğan'ı hırsız olarak suçlayan Bahçeli ile de bir araya gelerek, halen de iktidarda bulunan Cumhur İttifakı’nı ilan etti. Sonrası sizin de mâlumunuz; Kürtlerin şehirleri yerle bir edildi, ben de dahil olmak üzere Kürt siyasiler tutuklandı, işkence edildi ve Kürtlerin seçtiği tüm belediyeler ellerinden alındı. Bugün ise tablo çok farklı. Ne Kürtler eski güçlerinde, ne de Erdoğan, Kürtlere özerklik teklif edecek kadar zayıf. Her ne kadar Türkiye, ekonomik olarak zor bir zamandan geçse de bu süreçte Erdoğan, siyasi olarak çok güçlü; Ergenekon ve Ötüken çevresiyle ittifak halinde, muhaliflerini sindirmiş durumda ve ülkenin kurucu partisi CHP’yi bile zayıflatmayı başardığı görülüyor. Yargıyı bir silaha dönüştürmüş olan Erdoğan, CHP'nin kendisinin karşısına dikebileceği en güçlü cumhurbaşkanı adayını bile hapse tıktı ve bununla yetinmeyerek CHP'nin belediyelerine bile el koyuyor. Öcalan ise bu yeni süreçte, İsrail’in bölgesel yükselişini bir fırsat olarak görüyor ve oyunu kendisinin de dahil olabileceği bir noktaya çekmeye çalışıyor. Oysa 2014’te Diyarbakır’da Mahsun Korkmaz’ın heykelini dikebilen PKK, bugün Türk milliyetçiliği açısından sembolik bir öneme sahip olan Cesene Mağaraları önünde silahlarını yakıyor ve fiilen yenilgiyi kabul ediyor. Kürtlere ise bugün, anadilde eğitim dahil olmak üzere hiçbir hak vaat edilmiyor. Ortada kalan tek tasarım, Kürtlerin Türklük içinde eritilmesi projesidir ve buna itiraz eden kimse yok. Sonuç olarak şartlar değişmiştir. O günle bugün aynı değildir. Dün Kürtler adına bir kazanım sağlayabilecek bir ittifak, bugün onları daha derin bir kuşatma altına sokma riski taşımaktadır. Bugün Kürtlerin yapması gereken, yalnızca Türkiye ile diğer bölgesel ve küresel güçler arasındaki çelişkilerden yararlanmak değil; aynı zamanda Türkiye iç politikasında da Erdoğan’a teslim olmak yerine, onun çevresinde toplanan güç merkezini dağıtmaya yönelik bir siyasi strateji geliştirmektir. Türkiye’de ne zaman bir klik, diğer tüm klikleri tasfiye ederek tek hâkim güç haline gelirse, bu durumun ilk hedefi her zaman Kürtler olur. Bu da genellikle ağır bir yenilgiyle sonuçlanır. Bu nedenle Kürtler açısından Türkiye iç siyasetinde belirleyici olan şey, klikler arasındaki güç çelişkilerini ustalıkla kullanmak ve her birini kendilerine muhtaç hale getirecek dengeli bir pozisyon oluşturmaktır.

ibrahim halil baran

32,599 görüntüleme • 1 yıl önce

Ümit Özdağ: 🎙️Ekonomik kriz, çok ağır bir şekilde ve her geçen gün daha da ağırlaşarak devam ediyor. Zenginlik el değiştiriyor. Tarım çöküyor. Kırsal alan insansızlaşıyor. Şimdi toprak da el değiştirmeye başlamış durumda. Ağır bir yoksulluk yıllardan buyana sürerken, halkın geniş kesimleri açlıkla mücadele ediyorlar. Küçük bir yandaş azınlık grup ise kamu ihalelerinden beslenmeye devam ediyor, zenginleşmeye devam ediyor. Ortak olma adı altında insanların emekleriyle üretmiş oldukları zenginliklere el konuluyor. Hukukun üstünlüğünün olmadığı bir ülkede yatırımcı kendisini güven içerisinde görmüyor ve Türkiye'den dışarıya büyük bir servet kaçışını görüyoruz. Çıkan sadece nakit sermaye değil, beşeri sermayenin de Türkiye'yi terk ettiğini ne yazık ki görüyoruz. Türkiye'nin geleceğini inşa etmesi gereken beyinler bu ülkede Erdoğan yönetimi altında gelecek görmedikleri için vatanlarını terk ediyorlar. Başka diyarlarda, başka ülkelere, başka toplumlara bilgilerini sunuyorlar ve o toplumların kendilerini geleceğe hazırlamasına, zenginleşmesine katkıda bulunuyorlar. Biraz önce partimizin Hollanda temsilcisiyle görüştüm. Siber güvenlik uzmanıymış. Türkiye'nin çok önemli firmalarının birisinde siber güvenlik uzmanı olarak çalışırken, Hollanda'ya gitmiş, şimdi Hollanda'da çalışıyor. Kendisi gibi yüzlerce siber güvenlikçi gibi… Türkiye zengin bir ülke ancak Türk halkı fakir ve fakirleşmeye devam ediyor. Biz, Zafer Partisi olarak kurulduğumuz günden buyana bu soygunun durdurulması ve zenginliklerin küçük bir azınlık grubuna değil Türk Halkı’na verilmesinin mücadelesini veriyoruz. Ancak Zafer Partisi'nin özellikle 13 milyon sığınmacı ve kaçağın vatanlarına dönmesi konusundaki politikaları ve terörizmle mücadele konusundaki politikaları ön plana çıktı geride bıraktığımız dört yıl içerisinde. Ancak partimizin ekonomiyle ilgili politikalarını da gündeme taşımak ve geniş halk kitlelerine iletebilmek amacıyla 8 ay önce yeni bir çalışma süreci daha başlattık, Küreselleşme ve Zafer Ekonomisi başlıklı raporumuzu değerli basın aracıyla kamuoyu ile paylaştık. Ve daha sonra heyetlerle Türkiye'nin değişik Ticaret ve Sanayi Odaları’nı ziyaret ederek programımızı anlatma mücadelesine başladık. Ancak bildiğiniz gibi hukuksuz bir şekilde Öcalan için rehin alınmam ve 5 ay süreliyle Silivri'de tutulmamla bu çalışmamız bir ara vermek zorunda kaldık. Şimdi “Zafer Ekonomi Konseyi” olarak ikinci bir çalışma sürecini başlatıyoruz. Bu konsey, Zafer Partisi'nde görev alan ve ekonominin akademi, özel sektör ve devlet sektöründe üst düzey yöneticilik yapmış deneyimli Zafer Partilinin olduğu bir ekipten oluşuyor. Zafer Ekonomik Konseyi, partimizin ekonomik politikalarını şekillendirecek hem de topluma büyük bir tempoyla, etkili bir tempoyla bütün Anadolu'yu dolaşarak anlatacak. Değerli arkadaşlar AK Parti iktidarı tükenmiş ve sona gelmiştir. AK Parti gidiyor. Bu gidişi, yapmış olduğu çalışmaların hiçbirisinin durduramayacağı da görülüyor. Ancak gerisinde büyük bir enkaz bırakarak gidecek ve biz şimdiden bu enkazı nasıl kaldıracağımızı planlamak ve bu planı da Türk Halkı’na anlatmak zorundayız. Konseyimizin amacı ekonomideki yeniden inşa sürecinin sürdürülebilir planlı kalkınma anlayışıyla nasıl yürütüleceğini; tarımdaki, sanayideki ekonomik kalkınmanın hangi zeminde, hangi teorik çerçevede gerçekleşeceğini; hangi adımların atılacağını Türk Halkı’na anlatmak olacak. Bugün bu amaçla bir araya geldik ve çalışmalarımıza başlıyoruz. Hayırlı olsun. “İttifak” sorusu üzerine Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ: Bakın benim söylediğim şuydu: Bahçeli'yle Öcalan'ın el ele tutuştuğu ve Erdoğan'ın da onların elinden tuttuğu bir siyasi tablo görüyoruz. 12 Temmuz'da Erdoğan yapmış olduğu konuşmada, “Biz bu yola AK Parti olarak Milliyetçi Hareket Partisi ve DEM ile çıkıyoruz” dedi. Evet. Yani bir DAM ittifakı söz konusu. Böyle bir ittifakın oluştuğu ortamda muhalefetteki partiler ‘Biz bir araya gelmeyiz’ deme şansına, lüksüne sahip değildirler diye düşünüyorum. Açıkladığımız bu. Yoksa bir görüşme yapıldı, bu görüşmede bir anlaşma sağlandı noktasından daha uzaktayız. Bir ilkeyi açıkladık. Zafer Partisi olarak biz ittifaklara kapalı değiliz. Bakın o da söylemek için erken. Cumhurbaşkanlığı yarışında kimler aday çıkar? Bunları bilmiyoruz. İki aday mı olur? Üç aday mı olur? Dört aday mı olur? Bilmiyoruz. Onun için şimdi sadece Cumhur İttifakı'nın ve DEM iş birliğinin oluşturduğu DAM İttifakı’nı aşacak her türlü modelin çalışılması gerekir kanaatindeyiz.

Haberiniz

10,603 görüntüleme • 11 ay önce

60'lı yılların sonunda Güven Partisi kuruluyor ve genel başkanlığa Metin Feyzioğlu'nun dedesi Turhan Feyzioğlu geliyor. 70'lerin sonunda ise parti logosu kırmızı zemin üzerine beyaz koça, partinin ismi de Cumhuriyetçi Güven Partisi'ne dönüşüyor. Ülke yangın yeri olduğu ve seçmen Ecevit CHPsinin arkasında konumlandığı için de bütün siyasi partilerden net duruş bekleniyor. Feyzioğlu bir köye gidip teyzenin oyunu istediğinde ise aldığı cevap çok manidar oluyor. "Biz seni 6 okla gönderdik sen boynuzla geri döndün." Nitekim CGP ilk seçimde %1 oy alıyor ve devamında parti kapanıyor. Bugünlerde de benzer bir durum var. Bir süredir kurumsal siyasetle toplumsal muhalefet arasında bir güven bunalımı var-dı. Yeni yeni aşılıyor bu güven sorunu. Zira CHP lideri Özgür Özel’in 19 Mart darbesi sonrası sırtlanmış olduğu süreç ve ortaya koyduğu liderliği vatandaş satın aldı. Bununla birlikte önümüzde hala bir realite var. Dışarıda kız arkadaşına yemek ısmarlayamayan, arabasına benzin doldururken 2 kere düşünen, kredi kartının asgarisini ödemek için kartlara ‘’takla attıran’’ seçmen bu zorlukları yaşamayan veya yaşamadığını düşündüğü siyasetçilerden çok daha muhalif bir hatta buldu kendini. Son fotoğrafa gelen tepkileri de bu eksende değelendirmek gerekiyor. Kurumsal siyasi aktörlere son derece normal gelen görüntüler veya ilişkiler sıradan ama politik vatandaşa haddinden fazla samimi geliyor. Grup Başkanvekilimiz Murat Emir'e de İdeaPolitik Enstitü | Politik A+ programımızda bunu sordum. Cevapları şu eksende şekillendi: 📌1- Biz o fotoğrafla değil, o fotoğrafı kurgulayan sarayla kavga etmeliyiz. 📌2- Türkiye'nin katmerlenmiş sorunlarının çözümü için bütün siyasi partilere ve onlarla ortak bir gayenin etrafında kenetlenmeye ihtiyaç var. 📌3- Bütün partiler aynı düşünse zaten tek partili sistem isteriz. Tepkiler inorganik şekilde büyütüldü. Çünkü rejimin isteği bu. 📌4- TBMM'de bazen bir başvuru, imza toplama süreci olduğunda aritmetik olarak ihtiyacımız olmasa dahi bu partilerle işbirliği yapıyoruz. Çünkü çorbada kendini bu rejime muhalif hisseden herkesin tuzu olsun istiyoruz.

Av. Şöhret Can Kolsuz

18,799 görüntüleme • 10 ay önce

#SonDakika 🚩Barış ve Demokratik Toplum Grubu: Silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz 📌“Halkımıza ve Kamuoyuna; Demokratik değişim ve dönüşüm sürecine ivme kazandırmak üzere oluşan Barış ve Demokratik Toplum Grubu olarak; burada bulunan ve tarihi demokratik eylemimize tanıklık eden herkesi saygıyla selamlıyoruz. Kürt varlığına yönelik inkar ve imha amaçlı saldırılara karşı savaşmak amacıyla farklı tarihlerde PKK’ye katılmış ve silah kuşanıp farklı bölgelerde mücadele etmiş biz kadın ve erkek özgürlük savaşçıları, bugün buraya Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 19 Haziran 2025 günü açıklamasında dile getirdiği çağrıya cevap olarak buraya geldik. Gelişimiz aynı zamanda Önder Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 günü açıkladığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, 5-7 Mayıs günlerinde yapılan PKK 12. Kongre kararları temelindedir. Barış ve Demokratik Toplum sürecinin pratik başarısı için bir iyi niyet ve kararlılık adımı olarak ve bundan sonra özgürlük, demokrasi ve sosyalizm mücadelemizi, demokratik siyaset ve hukuk yöntemiyle yürütmek amacıyla ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde sizlerin huzurunda silahlarımızı özgür irademizle imha ediyoruz. Attığımız bu adımın başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm halkımıza, Türkiye ve Ortadoğu halklarına ve tüm insanlığa hayırlı olmasını, barış ve özgürlük getirmesini diliyoruz. Önder Abdullah Öcalan’ın “Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum ve sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum” ifadesine yürekten katılıyor ve bu tarihi ilkenin gereğini yerine getiriyor olmaktan büyük gurur ve onur duyuyoruz. Biliyoruz şimdiye kadar hiçbir şey kolay, bedelsiz ve mücadelesiz olmadı; tersine her şey her gün ağır bedeller ödeyerek ve dişle-tırnakla mücadele ederek kazanıldı. Elbette bundan sonrası da zorlu bir mücadele ile olacak. Bu gerçeği çok iyi biliyoruz, bu temelde yeni başarılar ve demokratik kazanımlar elde etmek üzere, Önder Abdullah Öcalan’ın fikir ve paradigmasına yürekten inanıyor, kendimize ve yoldaşlar topluluğu olarak kolektif gücümüze güveniyoruz. Dünyada faşist baskı ve sömürünün arttığı, bölgemiz Ortadoğu’nun kan gölüne döndüğü ve halkımızın barış içinde özgür, eşit ve demokratik bir yaşama her zamankinden daha fazla ihtiyacının olduğu bu ortamda attığımız bu tarihi adımın büyük önemini, doğruluğunu ve aciliyetini görüyor ve hissediyoruz. Umuyoruz ki herkes, kadınlar ve gençler, işçi ve emekçiler, sosyalist ve demokratik güçler, tüm halklar ve insanlık da attığımız bu barış ve demokrasi adımının tarihi değerini görür, anlar ve takdir eder. Bunlar temelinde halkımızın yaşadığı acının sorumlusu olan tüm bölgesel ve küresel güçleri, halkımızın son derece meşru ve demokratik ulusal haklarına saygı göstermeye, barış ve demokratik çözüm sürecine destek vermeye davet ediyoruz. Başta kadınlar ve gençler, işçi ve emekçiler olmak üzere tüm halkları, demokratik ve sosyalist güçleri, aydın, yazar, akademisyen, hukukçu, sanatçı ve siyasetçileri attığımız bu tarihi adımı doğru anlayarak, bizimle, halkımızla dayanışmaya çağırıyoruz. Yine Önder Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü ve Kürt sorununun demokratik siyasi çözümü için daha aktif mücadele etmeye, küresel düzeyde demokratik, sosyalist enternasyonal mücadeleyi ve dayanışmayı geliştirip, güçlendirmeye çağırıyoruz. Halkımızı ve tüm siyasi güçlerini, yaşadığımız tarihi sürecin özelliklerini ve Önder Apo’nun geliştirdiği Barış ve Demokratik Toplum sürecini doğru anlayarak, her alandaki eğitsel, örgütsel, eylemsel görevleri başarıyla yerine getirmeye, demokratik yaşamı geliştirmeye çağırıyoruz. Zulüm ve sömürü son bulacak, özgürlük ve dayanışma kazanacaktır. Barış ve Demokratik Toplum süreci mutlaka başarıya ulaşacaktır. 11 Temmuz 2025 Barış ve Demokratik Toplum Grubu” #MedyaHaber #MedyaHaberTv

Medya Haber TV

10,763 görüntüleme • 1 yıl önce

ABD Başkanı Trump: "NATO beni çok hayal kırıklığına uğrattı. Türkiye olmasaydı belki de katılmayabilirdim ancak dostumdan dolayı katılmam gerektiğine inandım" -"Havalimanına iner inmez adımın konulduğu bina ile karşılaşmak çok güzel. Havalimanı çok güzel bütün yollar yeni. Başından beri iyi ilişkimiz var. Çok özel bir ilişki aramızdaki. Türkiye'nin çok güçlü lideri var. Güçlü askeri gücü var. Çok güçlü bir ülke" -"Cumhurbaşkanı'na çok büyük saygım var" -(F35 yanıtı) "Bu bizim vereceğimiz karar. Çok iyi ilişkimiz var. Herkes neden bunu yapmayalım ki diyor. Çoğu ülkeden de sadık aynı zamanda Türkiye. Üzerine düşündüğümüz konu. Dünyanın en iyi uçağı F35 ve bunu düşüneceğiz" -"Bir ilişkinin neden özel olduğunu bilemezsiniz bazıları yanında olmalı bazıları olmamalı. Bazı şeyleri çok çetin adamlarla yürütürsünüz ya da aciz insanlar olur onlarla geçinemezsiniz. Rahip olayımız vardı, uzun hapis cezasına çarptırılmıştı. Cumhurbaşkanı'nı aradım ve anında onu serbest bıraktı" -"Hristiyan toplumu kendisini unutmayacak. O zaman anlamıştım aramızdaki kimyanın ne kadar iyi olduğunu. Kimyamın iyi olmadığı olanlar da var onlarla da bir şekilde yürütüyoruz" -"İran konusunda yardım istemiyordum. Biz trilyonlarca para harcadık Avrupa'yı korumak için. Belki de bize yardım etmek isterler demiştik. İngiltere savaş bittikten sonra size yardım edeceğiz demişti. Ben insanları test ediyordum" -"Benim hiçbir endişem yok. O çok daha güçlü bir ülke yarattı. Ne kadar güzel olduğunu görmüşsünüzdür. Türkiye ile ilişkimiz en iyi dönemde. İlk dönemimdekinden de daha iyi" - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: -"NATO Zirvesi'nin bugün Ankara'da yapılıyor olması ve tüm liderlerin şu anda ülkemizde bir araya gelmesi, yarın değerli dostum Trump ile olması bizlere ayrı bir güç katacaktır" -"Bu süreçte bizler aynı şekilde İran ABD ilişkilerini nasıl bir düzleme kavuştururuz onun gayreti içindeyiz. Elimizden geleni yaparak dünya barışı için hep birlikte çalışıyoruz çalışacağız" -"Gazze konusunda değerli dostumla bunları da konuşarak özellikle bu bölgedeki barışı sağlamak için bu liderler zirvesini çok önemsiyoruz ve zirveden bir kararın çıkmasını da hayra yorumluyoruz ve bunun olabileceğine de ihtimal veriyorum" -"Tabii F35 bizim için yeni bir konu değil ve bunu izler daha önce de ABD ile görüştük ve biz 5 uçağın da sözünü aldık ve sayın Trump'ın bize ayrıca sözü var ve bu zirvedeki görüşmelerde F35 ile ilgili kendilerinden aldığımız sözün geleceğe yönelik olumlu şekilde test ettiğimizi biliyorum ve bu konuda da sayın Trump daima sözünün arkasındadır. F35 konusunda da hayırlı bir karar çıkacağına inanıyorum"

Yedi23haber

143,577 görüntüleme • 1 ay önce