Loading video...

Video Failed to Load

Go Home

Van'da bir okulda beden eğitimi öğretmeni; içerisinde ders programı, nöbetçi öğretmenler, öğrencilerin doğum günleri ve belirli günlerin yer aldığı dijital bir pano hazırlamış

604,418 views • 9 months ago •via X (Twitter)

0 Comments

No comments available

Comments from the original post will appear here

Related Videos

ÖZEL HABER Yer: Adana Manas Ortaokulu Müdürü: Resul Gök Konu: Okuldaki mescid 2 metrekare. Öğretmenler ve öğrenciler, namazlarını kılamıyorlar. Bir öğretmen sözcü seçiliyor ve okul müdürüne gidip mescid ihtiyacını dile getiriyor. Hem de defalarca… Okul müdürü Resul Gök’ün cevapları: “Allah’ınıza o kadar yeter! Size heryer mescid kılınmadı mı? Kılmak isteyen her yerde kılar. Gitsin evinde, camide kılsın isteyen. Okulda mescid neymiş!” Müdür Resul Gök’ün laftan anlamaz, saygısız ve ideolojik tavrı nedeniyle çok basit bir sorun okulda huzur kaçırıp kangren olunca, konu, Adana Valiliği’ne iletiliyor. (Burada bize göre yanlış yapılmış, konuya veliler de dahil edilmeli, imza toplanmalı, bizden yani Millî Medya’dan yardım alınmalı, konu Bakanlığa iletilmeli ve İslamofobik Siyasal Alevici Kemalist Müdür ivedilikle görevden alınmalı, yerine Türk Toprakları’nda Müslümanlığa ve Müslüman halka düşmanlık yapmayacak bir Müdür atanmalıydı.F.T.) Valilik, okulda Müslüman öğretmenlerin ve öğrencilerin namazlarını kılabilmeleri için, Kemalist müdüre rağmen, daha büyük bir odanın mescid olmasına vesile oluyor. Sonuç: Belki bu okulda mescid problemi çözüldü ama okuldaki 100’lerce öğrencimiz hâlâ İslam Düşmanı mezhepçi, partici ve ideolojik bir müdüre emanetler, tıpkı diğer 100’lerce okulda olduğu gibi… MEB’den talebimiz: Türkiye’deki hiçbir okulda LGBT yanlısı, Kemalist, Siyasal Alevici, mezhepçi, partici, ideolojik öğretmenlerin çocuklarımızı zehirlemelerine izin verilmesin. Yerli ve Milli şuura sahip, hayata ve eğitime bölücülük ve ötekileştirmecilik yapmadan bakan, başka devletlere ve örgütlere değil, maaş aldığı Devletine sâdık, Milletin tamamına sevgi dolu, aileye, ahlâka ve mukaddesata saygılı öğretmenler eğitsinler yavrularımızı… OKULLARDA KEMALİZM İSTEMİYORUZ! ÇOCUKLARI KEMALİZM’DEN KORUYUN! Fatih Tezcan. Analiz Tv GYY Whatsapp İhbar Hattımız: 0539 862 99 99 Whatsapp Kanalımız:

Fatih Tezcan

97,017 views • 4 months ago

Bu olayın faili acaba aftan faydalandı mı ❓ Çocuklarınızın mahrem görüntüleri porno sitelerine SATILMIŞTI hatırlarsanız❗️ Asıl haber bu değildi❗️ İkinci kısımda asıl büyük resmi anlayacaktınız❗️ Adana’da Neler Olmuştu❓ Adana Gündoğdu Koleji'nde bir bilişim teknolojileri öğretmeni, tuvaletlere yerleştirdiği gizli kameralar aracılığıyla diğer öğretmen ve öğrencilerin görüntülerini kaydetmiş ve bu görüntüleri internet üzerinden satmıştı. Olayın 2019 yılından beri sürdüğü tespit edilmişti. Okul yönetiminin durumu bildiği ancak gerekli adımları atmadığı ve öğretmenlere baskı yaptığı iddiaları gündeme gelmişti. Bir kadın öğretmen, tuvalette ışık yansımasını fark ederek tavandaki kamerayı bulduktan sonra durumu bildirmişti. Tehdit edildiğini belirten öğretmen, korkusu nedeniyle kendisini bir odaya kilitleyip polisi aramıştı. Polis ekipleri, okulda ve şüpheli öğretmenin evinde arama yaparak çok sayıda kamera ve dijital depolama cihazı ile kişisel görüntüler ele geçirmişti. İddialara göre, okul yönetimi olayı gizlemek için işçilere ve öğretmenlere baskı yapmış, bazılarını da tehdit etmişti. Veliler, okulun uzun süredir güvenlik ve etik sorunlarla gündemde olduğunu belirterek Milli Eğitim Bakanlığı’na çağrıda bulunmuştu. Tutuklanan öğretmenin dijital verileri üzerinde yapılan incelemelerde, görüntülerin yurtdışındaki bir suç ağına satıldığına dair bulgulara ulaşılmıştı. Emniyet'in bilişim birimleri olayın bağlantılarını araştırmış; Milli Eğitim Bakanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılığı, okul yönetiminin olası ihmali konusunda ayrı inceleme başlatmıştı. Eğitim sendikaları ise durumu “mahremiyetin ağır ihlali” olarak tanımlayarak, eğitim kurumlarında kapsamlı denetim talep etmişti. Depremde de vatandaşlar aylarca bu kolejde konaklamış, bizzat video bile yayınlanmış‼️ Düşünsenize, depremde canınızın derdindesiniz, burada kalıyorsunuz, sonra bir porno sitesinde tuvaletteki görüntünüz satılmış, paylaşılıyor. Ancak bu buzdağının sadece görünen kısmıydı... Şimdi aynı Adana Gündoğdu Koleji başka bir skandalla daha anılıyor. Bu iki olay birleştiğinde ortaya çıkan tablo, sadece bir güvenlik zafiyeti değil, kurumun tamamen çöktüğünü kanıtlar nitelikteydi.
0:18

Sensitive content

Bu olayın faili acaba aftan faydalandı mı ❓ Çocuklarınızın mahrem görüntüleri porno sitelerine SATILMIŞTI hatırlarsanız❗️ Asıl haber bu değildi❗️ İkinci kısımda asıl büyük resmi anlayacaktınız❗️ Adana’da Neler Olmuştu❓ Adana Gündoğdu Koleji'nde bir bilişim teknolojileri öğretmeni, tuvaletlere yerleştirdiği gizli kameralar aracılığıyla diğer öğretmen ve öğrencilerin görüntülerini kaydetmiş ve bu görüntüleri internet üzerinden satmıştı. Olayın 2019 yılından beri sürdüğü tespit edilmişti. Okul yönetiminin durumu bildiği ancak gerekli adımları atmadığı ve öğretmenlere baskı yaptığı iddiaları gündeme gelmişti. Bir kadın öğretmen, tuvalette ışık yansımasını fark ederek tavandaki kamerayı bulduktan sonra durumu bildirmişti. Tehdit edildiğini belirten öğretmen, korkusu nedeniyle kendisini bir odaya kilitleyip polisi aramıştı. Polis ekipleri, okulda ve şüpheli öğretmenin evinde arama yaparak çok sayıda kamera ve dijital depolama cihazı ile kişisel görüntüler ele geçirmişti. İddialara göre, okul yönetimi olayı gizlemek için işçilere ve öğretmenlere baskı yapmış, bazılarını da tehdit etmişti. Veliler, okulun uzun süredir güvenlik ve etik sorunlarla gündemde olduğunu belirterek Milli Eğitim Bakanlığı’na çağrıda bulunmuştu. Tutuklanan öğretmenin dijital verileri üzerinde yapılan incelemelerde, görüntülerin yurtdışındaki bir suç ağına satıldığına dair bulgulara ulaşılmıştı. Emniyet'in bilişim birimleri olayın bağlantılarını araştırmış; Milli Eğitim Bakanlığı ve Cumhuriyet Başsavcılığı, okul yönetiminin olası ihmali konusunda ayrı inceleme başlatmıştı. Eğitim sendikaları ise durumu “mahremiyetin ağır ihlali” olarak tanımlayarak, eğitim kurumlarında kapsamlı denetim talep etmişti. Depremde de vatandaşlar aylarca bu kolejde konaklamış, bizzat video bile yayınlanmış‼️ Düşünsenize, depremde canınızın derdindesiniz, burada kalıyorsunuz, sonra bir porno sitesinde tuvaletteki görüntünüz satılmış, paylaşılıyor. Ancak bu buzdağının sadece görünen kısmıydı... Şimdi aynı Adana Gündoğdu Koleji başka bir skandalla daha anılıyor. Bu iki olay birleştiğinde ortaya çıkan tablo, sadece bir güvenlik zafiyeti değil, kurumun tamamen çöktüğünü kanıtlar nitelikteydi.

Bircan YILDIRIM

69,799 views • 8 months ago

🚨FETÖ’NÜN KANLI CASUSLUK AĞI MAHKEME KARARIYLA TESCİLLENDİ⬇️ 🔴15 Temmuz hain darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti. 🔺Ancak Ankara 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçeli kararı, FETÖ’nün yalnızca darbe girişiminde bulunan silahlı bir terör örgütü olarak değil, devletin en kritik kurumlarına sızarak casusluk faaliyetleri yürüttüğü belirtilen yapılanmasını da yeniden gündeme taşıdı. 🔺Mahkeme, MİT’e sızdığı belirtilen eski personel Zeki Kıratlı’yı, “Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme” suçundan 20 yıl hapis cezasına mahkûm etti. 🔺Karara yansıyan en dikkat çekici değerlendirmelerden biri ise Rusya Büyükelçisi Andrey Karlov suikastına ilişkin oldu. 📌Dosyaya göre saldırı, tek başına hareket eden bir failin eylemi olarak değil; istihbarat toplama, gizli bilgi aktarımı, psikolojik hazırlık ve uluslararası algı yönetimi aşamalarından oluşan çok katmanlı bir operasyon kapsamında değerlendirildi. 📌Mahkeme dosyasına giren dikkat çekici tespitler: ▪️ MİT içerisindeki örgüt yapılanması üzerinden Karlov’un koruma düzeni, konutu, günlük güzergâhı, araç bilgileri ve güvenlik durumu hakkında istihbarat toplandığı belirtildi. ▪️ Bu bilgilerin örgüt hiyerarşisi içerisinde mahrem imamlar aracılığıyla üst yönetime aktarıldığı kaydedildi. ▪️ Saldırgan Mevlüt Mert Altıntaş, firari FETÖ'cü Abdullah Bozkurt tarafından Ankara Demetevler'deki bir evde 4 ay boyunca telkinlerle cinayete hazırlandı. ▪️Bozkurt, saldırıdan sadece 3 gün önce Twitter üzerinden "Türkiye'de artık elçilikler güvende değil" diyerek psikolojik harekatın startını verdi. ▪️Örgüt, cinayeti işledikten sonra suçu "cihatçı gruplara" yıkarak uluslararası bir algı operasyonu yürütmeyi de planladı. ▪️ Mahkeme kararında, suikast sonrası uluslararası kamuoyunda saldırının farklı yapılara mal edilmesine yönelik propaganda faaliyetlerine ilişkin değerlendirmeler de yer aldı. 🔺Kararda dikkat çeken bir diğer bölüm ise FETÖ’ye ait olduğu belirtilen Samanyolu TV’de 30 Aralık 2014’te yayınlanan “Nizama Adanmış Ruhlar” dizisi oldu. 🔺Mahkeme dosyasına göre dizide; 📌Bir sanat galerisinde büyükelçiye suikast düzenlenmesi, 📌Garson kılığındaki saldırganlar, 📌“Büyükelçi buradan sağ çıkmayacak” ve “Yarınki anlaşmayı imzalarsa mahvoluruz” şeklindeki diyaloglar, soruşturma kapsamında dikkat çeken unsurlar arasında değerlendirildi. 🔺Karara göre FETÖ, yalnızca emniyet ve yargıda değil, MİT içerisinde de oluşturduğu hücreler üzerinden kritik devlet sırlarına erişmeye çalıştı. 🔺Mahrem yapılanmada yer aldığı belirtilen isimler aracılığıyla büyükelçinin güvenlik bilgileri temin edildi; bu verilerin örgüt zinciri içerisinde aktarıldığı tespit edildi. ‼️Dosyada yer alan değerlendirmelere göre, 15 Temmuz darbe girişiminin başarısız olmasının ardından örgütün Türkiye’yi uluslararası alanda zor durumda bırakacak yeni provokasyonlara yöneldiği yönünde tespitlere de yer verildi.

vefa yürekli

37,795 views • 3 months ago

Burası Tunceli’nin Hozat ilçesi… Munzur Üniversitesi'nin ağırlıklı olarak kız öğrencilerin yoğun olarak eğitim aldığı iki bölümünün, kış aylarında sert hava koşullarıyla bilinen ve kampüse 1,5 saatlik uzaklıkta bulunan Hozat ilçesine taşınması yönünde karar alınıyor. Hozat’a taşınan bölümlerdeki öğrenciler, kampüs merkezi ile Hozat arasında 1,5 saatlik, virajlı ve tehlikeli dağ yollarında servisle gidip gelmek zorunda kaldıklarını, ilçede ciddi bir güvenlik ve barınma sorunu yaşıyor. Kar, kış, fırtına da “taşımalı eğitim”le adeta hayatta kalma mücadelesi veriyorlar. Videolarda öğrencilerin yaşadığı sıkıntı açıkça görülüyor, kantini bile olmayan bir eğitim kurumundan söz ediyoruz. Bu kadar mı? Hayır. Üniversite yönetimi, öğrencilerden her ay 3750 TL gibi yüksek bir rakamı servis ya da yurt ücreti olarak talep ediyor. ••• Twetimdeki fotoğraf ise Munzur Üniversitesi’nin kampüsüne ait. Bu kampüste eğitim alan öğrenciler, kış aylarında hangi gerekçeyle “sürgün”e gönderiliyor, akıl alır gibi değil! Milli Eğitim Bakanına geçtiğimiz haftalarda yönelttiğimiz soruların cevabını merakla bekliyor ve şu soruları tekrar soruyoruz. T.C. Millî Eğitim Bakanlığı - Munzur Üniversitesi'ndeki iki bölümün, Hozat ilçesine taşınmasının gerekçesi nedir? - Bölgenin iklim ve coğrafi konumu göz önüne alındığında taşınma işleminin kış mevsiminde yapılmasının gerekçesi nedir? - Hozat ilçesinde yeterli sayıda yurt var mıdır? Hozat’ta üniversite eğitimi alan öğrenci sayısı kaçtır? Yurt veya yurtların toplam kapasitesi kaçtır? - Merkez kampüsten Hozat ilçesine servis/toplu taşıma mevcut mudur? Bu hizmetler karşılığında öğrencilerden ücret talep edilmekte midir? - Güvenlik zafiyeti konusunda alınan önlemler nelerdir?

Deniz Demir 🇹🇷

28,560 views • 1 year ago

Ağrı yada acı, vücutta bir şeylerin yolunda gitmediğinin mesajıdır. Bunu hepimiz biliyoruz artık. Eğer narkoz ve ağrı kesici ile sinyali kesersek problemi iyileştirmiş olmuyor tam tersine kronik hale getiriyoruz. Deprem de bir olay değil bir olguydu… Arz’ın biz insanlığa “işler yolunda gitmiyor” mesajıydı. Bu mesajdan önce de bir çok hadise ile mesaj verdi dünyamız bize. Tüm dünyada ve bu toplumun farklı kesimlerinde yıkıcı ve farklı türde depremler yaşandı. Çok acılar çekildi. Biz her seferinde unutup, kendimizi uyuşturup hiç bir şey olmamış gibi gündemimize döndük. Normalleştik(!) Şu anda olduğu gibi. Eğer sinyali kesmeye, kendimizi uyuşturmaya devam edersek daha büyük acılar yaşamamız kaçınılmaz. Çünkü insan ve dünya birbirinden ayrı varlıklar değil. Zihin ve beden aynı sibernetik sistemin etkileşimli iki parçası. Gök ve yer birbirinden uzak değil. Madde ve manâ birlikte titreşiyor. Kalbimiz dünyanın kalbi ile birlikte atıyor. Yukarda ne varsa aşağıda o oluyor. İçerde ne varsa dışarıya o tezahür ediyor… Hadiseler umursanmadıkça, problemler çözülmedikçe, yaralar sarılmadıkça, insana ve tüm canlılara değer verilmedikçe, başımızı ellerimiz arasına alıp “benim tüm bu olaylarda acaba bir tesirim var mı? İhmal ettiğim yada kaçırdığım bir şey var mı?” demedikçe kaçışımız devam ediyor. Acılar yine içerde kalıyor ve… Gün geliyor patlıyor… Hayat, bize hadiselerin dili ile “akıllanın kendinize gelin” mesajı veriyor. İnsanlık olarak mesajı alabildik mi? En azından Türk toplumu olarak? Yoksa Kura’nı Kerim’de bahsi sıkça geçen kavimlerin durumunu bizzat deneyimliyor muyuz? Hava bize ders verdi… Covid Ateş bize ders verdi… Yangınlar Toprak bize ders verdi… Deprem Sıradakini söylemeye gerek var mı? “Ben artık huzur istiyorum, gülmek eğlenmek, neşelenmek istiyorum.” cümlesindeki gibi bireysel isteklerin kabul edilmediği ve artık eskisi gibi haz vermediği bir döneme girdiğimizi fark edebiliyor muyuz? Kolektif bir döneme girdik. Lütfen artık bunun farkında olalım… Huzuru da felaketi de birlikte yaşayacağız. Hangisini seçersek! Kendisinden başkasının huzurunu, huzursuzluğunu, acısını, mutluluğunu, açlığını tokluğunu düşünmeyen kişi kolektifi idrak edemiyor. Ve bireysellik en büyük felaketimiz oluyor… Arınmamız gerekiyor. Daha çok arınmamız… 700 yıl önce Şeyh Edebali Osman beye şöyle diyordu. “Arın Osmancık Arın. Arın tekliğinden. Kop avuntularından. Öyle insanlar vardır, şafak vakti doğar, akşam ezanında ölürler. Öyle insanlar için dünya çok büyüktür. …………. Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir Osmacık… Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler. Ancak; senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır.” Kolektifi hissedemeyen herkesin yalnızlaşacağı…Aradığı aşkı, mutluluğu, güveni, “buldum” dese de…. İstediği evi, arabayı, tarlayı, arsayı, yazlığı, parayı “aldım” dese de eskisi gibi haz alamayacağı dönemlere girdik. Lütfen fark edin. Vücudun bir tarafında acı varken diğer taraflar da mutsuzdur. Ayağınızda diken varsa aklınız oradadır… Devir sonu ve Celalî terbiye… Eğitimin hızlandırıldığı dönemler… Bireysel iyileşmenin yolunun kolektife katkıdan geçtiğinin sopayla da olsa öğretildiği bir dönemdeyiz. Erken idrak edenler bu dönemde daha huzurlu olacaklar… Ölseler bile… Kolektife katkı için bu sayfada olup yazdıklarımı alıntılayıp paylaşan, RT yapan, beğeni ve yorum ile destek veren tüm güzel ruh varlıklarına tekrar teşekkür ediyorum. Sevgilerimle ~akaşa~

Akasha Oku/yorum

468,329 views • 3 years ago

Instagram'da yeni açtığım gonencgurkaynak ( ) hesabında, annem, babam, ağabeyim ve ben çekirdek ailesinin 3 ayrı zamana ait 3 ayrı fotoğrafını içeren bir video koydum. Konu aslında zaman kavramına ilişkindi. Zaman konusunun bana daima ilginç geldiğini ve bu konu üzerinde çokça düşündüğümü bilirsiniz. X'te de epey yazıp çizdiğim bir konu. Instagram'da daha hafif içeriklere daha fazla yer veriyorum. Dolayısıyla, görsellerim biraz daha eğlenceli. Ama bazen orası için düşündüğüm bir içerik bu tarafa ilham verebiliyor. Bu sefer de öyle oldu. X'te bu aralar "sahte diploma" konusuna eğilmiş haldeyim. Instagram hesabımdan zamanı yavaşlatma kabiliyeti konusunda gönderdiğim ve buna dair bir not iliştirdiğim şu görsel bana sahte diploma konusu ile ilgili de bir şey düşündürdü. Düşündürdüklerini anlatabilmem için bu fotoğraflardaki 4 insana dair bilgi vermem lazım: Bu fotoğrafta 4 profesör var: Babam, Çanakkale Biga'dan çıkıp Robert Kolej'e gidip oradan ABD'ye gidip yüksek lisansını ve doktorasını da orada yaptıktan sonra orada hoca oluyor ve orada annemle tanışıyor. ABD'deki eğitimi sırasında bir yandan araba tamir ederek geçimini sağlıyor ve bir yandan akademisyenlikte basamakları birer birer tırmanıyor. Ailemizdeki araba toplama ve tamir etme tutkusu bundandır. Annem ODTÜ'den mezun olduktan sonra full bright bursu ile ABD'ye gidiyor. Dedem TCDD'de çalışıyor. Anneannem İzmir Kız Lisesinden mezun olduktan sonra çalışmamış. Tek evlatlarını TED Ankara Koleji'nde okutmak için seferber olmuşlar. Annem ve babam ABD'de hoca iken, 1975'te, ağabeyim doğunca, "çocuk Türkiye'de büyütülür" deyip Türkiye'ye dönüyorlar. Biri ODTÜ'de diğeri Ankara Üniversitesi'nde profesör oluyor. Bu esnada zorlana zorlana iki çocukları Refet ve Gönenç'i özel okulda okutuyorlar. Refet Bilkent Iktisat'a burslu gidiyor. Gönenç Ankara Hukuk'a. Refet Princeton'a gidiyor. Gönenç Harvard'a ve University College London'a. Refet de Gönenç de profesör olup öğrencilerini iyi yetiştirmeye çalışan ve bugünün Türkiye'sindeki "bizden midir onlardan mı" rüzgarlarıyla hiç haşır neşir olmadan kendi yollarında kendi hataları ve sevapları ile doğru bildikleri gibi yürüyen iki hoca oluyorlar. Ikisinin de bugün çocukları var. Çocukları için önemli hedeflerinden biri çocuklarının hoca diyecekleri insanların kendi anne babaları gibi ve kendileri gibi emek vererek o noktaya gelmiş insanlar olduklarından emin olmak. Zira artık "yeni Türkiye"de çocuğunuzun kendi emeğinin karşılığını aldığından emin olmak da, çocuğunuza bir şeyler öğretme iddiasında olan insanların oraya emek, tecrübe ve bilgi ile geldiğinden emin olmak da zor. Tam da bu sebeple, 1975 Türkiye'sinde bile "insan çocuğunu kendi memleketinde büyütmeli" denilirken, şimdi yeni Türkiye'de sıkışıp kalmış ve kendi emeğinden ve çocuğunun emeğinden başka dayanacak hiçbir şeyi olmayan kişiler "insan çocuğunu emeğinin karşılığını nerede alacaksa orada büyütmeli" noktasına gidiyor. Diplomayı sahte olarak verebilirsiniz ama işe yarayacak bilgiyi sahte olarak veremezsiniz. Bu sebeple, bu devran döner. Bilenle bilmeyen bir olmaz. Bilmeyen sürücü koltuğunda ilelebet oturmaz. Aslı olan mücadele her bir ailedeki iyi eğitim mücadelesidir. Hem aile içinde hem de okulda. Büyük resme bakıp umudunu kaybedenler, odaklarını ve emeklerini kendi ailelerindeki eğitim için seferber ederlerse, zamanla başkalarına ve ülkemize umut olurlar.

Av. Dr. Gönenç Gürkaynak

7,931,881 views • 1 year ago

Denize yukarıdan bakan çam ormanındaki bir kayalığın altında bir köpek mezarı var. Yerini benden başka kimse bulamaz. O gece toprağı kazan üç kişiden sonuncusuyum; diğer ikisi bu dünyadan göçüp gitti. Şimdi yıllar öncesine dönüp, Kaptan ile Mavi'nin hikâyesini anlatacağım. Kaptan'ın mazisini kimse bilmezdi. Adını bilen de yoktu; sorulunca gülümser, geçerdi. Herkes ona "Kaptan" derdi, o da itiraz etmezdi. Ne tam yerliydi, ne de yabancı sayılırdı. Konuşmasından belli bir kültür seviyesinde olduğu anlaşılırdı ama geçmişi hakkında tek bir cümle bile kurmazdı. Bir süre eski, küçük bir motorlu kayıkla balıkçılık yaptı. Sabahları gün ağarmadan denize açılır, akşamüstü dönerdi. Sonra sahilde ufak bir dükkân kiralayıp balık restoranı işletmeye başladı. Restoran dediğime bakmayın; beş tane masa, tahta sandalyeler, duvarlarda kurutulmuş deniz yıldızları, tuz kokusu sinmiş yırtık balıkçı ağları ve kocaman bir pusula… Eski Yeşilçam filmlerinde, Sadri Alışık'ın takıldığı salaş balıkçı meyhanelerinin aynısıydı. O günlerde, sahilde boz renkli bir köpek dolaşırdı. Bir gün restoranın önüne geldi, bir daha da gitmedi. Kaptan ona denizin rengini isim olarak verdi: "Mavi"... İki yalnız kalp birbirine çabucak ısındı. Mavi, mutfakta kalan yemeklerle beslenir, arkadaki kulübede yatardı. Kaptan onu yanından ayırmazdı. Kısa sürede çok iyi dost oldular. O zamanlar lise son sınıftaydım. Okulda bir kız arkadaşım vardı; babasının onu üniversite eğitimi için yurtdışına göndereceğini öğrendiğimde, dünya tepeme çökmüştü. Geceleri evden çıkıp sahilde tek başıma dolaşıyordum. Daha o yaşta hayattan bıkmış gibiydim. Mavi ile o günlerde tanıştım. Sahildeyken bazen yanıma gelir, sessizce durur, yüzüme bakardı. Köpekleri severdim, onu da sevdim. Evdeki yemek artıklarını her gün ona götürmeye başladım. Bir gece Mavi'nin ardından Kaptan da geldi. Uzaktan tanıyordum ama hiç konuşmamıştık... "Senin bir derdin var, anlat hele" dedi. Yıllar süren bir dostluk işte böyle başladı. Ankara'da üniversite okudum. Yaz tatillerinde Kuşadası'na döndüğümde Kaptan'ın restoranı benim mekânım olurdu. Haftada birkaç kez karşılıklı oturur, yer içer, sohbet ederdik. Gençliğinde lise edebiyat öğretmeni olduğunu, 12 Eylül darbesinde cezaevine girdiğini, çıktıktan sonra öğretmenlik yapmasına izin verilmediği için Ege sahiline geldiğini anlattı. Roman gibi bir hayatı vardı. Görmüş, geçirmiş bir adamdı. Bazen gözleri denizde bir noktaya takılırdı. Sanki bir şeyi özler gibi, veya belki de bir şeyi unutmak ister gibi. Üniversite diplomamı almadan birkaç hafta önce Kaptan bu dünyadan göçüp gitti. Diplomayı ona göstermeyi çok isterdim, olmadı. Mavi için dünya, Kaptan'ı kaybettiği gün dağıldı. Aylarca sahilde dolaştı, herkese baktı ama kimse Kaptan değildi. Restoran el değiştirdi. Mavi yine de her gün kapısının önünde yatıp bekledi. Civardaki esnaf ona sahip çıktı, karnını doyurdu ama mutsuzluğu her hâlinden belliydi. Sanki ruhu, Kaptan'la birlikte ölmüştü. Zaman geçti. Askerliğimi yaptım. Döndüğümde Mavi hâlâ oradaydı ama artık yaşlanmıştı, zor yürüyordu. Yağmurun çok şiddetli yağdığı bir kış akşamı telefonum çaldı. Söylenenleri duyunca elimdeki bardak yere düşüp kırıldı. Mavi ölmüştü... Cansız bedenini restoranın karşısında bulduk. Gözleri açıktı, kapıya bakıyordu. Belki hâlâ, Kaptan'ın o kapıdan çıkıp kendisine seslenmesini bekliyordu. Mavi'nin mezarını çam ormanında üç kişi kazdık. Aradan uzun yıllar geçti. Onlar artık yaşamıyor, geriye sadece ben kaldım. Bazen o mezara giderim ama neden gittiğimi tam olarak bilmiyorum. Mavi'yi anmak için mi, yoksa hayatın henüz omuzlarıma ağır yük bindirmediği, her şeyin daha masum olduğu o yıllara duyduğum özlem yüzünden mi?..

Siyah Kedili Adam

13,592 views • 9 months ago