正在加载视频...

视频加载失败

32,006 次观看 • 1 年前 •via X (Twitter)

3 条评论

dehaan 的头像
dehaan1 年前

saat daha yedi bıçaklama bizi abi

orucov 的头像
orucov1 年前

🚬

Solar Heavy 的头像
Solar Heavy1 年前

where space meets sound

相关视频

Refaha Yürüyen Vicdan: Çocuklarımızın Yüzüne Bakmak İstiyorsak Kahire’de güneş, sabahın ilk saatlerinde bile bir keder gibi doğuyordu. Tozlu sokaklardan geçip Refah’a uzanan kalabalık bir yürüyüş başlamıştı. Herkesin adımlarında başka bir hikâye, başka bir suskunluk vardı. Kalabalık büyüktü ama sessizlik daha büyüktü. Bu sessizlik, utancın ve vicdanın ortak diline dönüşmüştü. İnsan bazen konuşarak değil, yürüyerek anlatır içindeki feryadı. Yürüyüş esnasında kalabalığın içinde, yüzünde ne medya kimliği ne de ülke rozeti taşıyan bir kadınla göz göze geldim. Adı Stella’ydı. Almanya’dan geldi. Elinde yalnızca bir su şişesi ve yorgun bir sırt çantası vardı. Ona kim olduğunu sormadım; ama neden burada olduğunu, durduğu yer, taşıdığı ifade zaten sessizce anlatıyordu. Sadece birkaç kelime etti, ama o kelimeler kalabalığın uğultusunda yankı oldu: “Bu hayatta çok kötü şeyler oluyor. Eğer çocuklarımızın yüzüne bakmak istiyorsak, sessiz kalamayız. Almanlar, Türkler… artık kim olduğumuzun önemi yok. Herkes burada çünkü herkes her şeyi görüyor. Elimizde telefonlar var, görüntüler var… Ama evde oturup kahvemizi içmeye, işe gitmeye devam edemeyiz. Böyle şey olmaz. Ayağa kalkmak lazım. Çünkü çocuklar ölüyor… Anneleri, babaları ölüyor...” Stella bir gazeteci değildi o gün. Haber yapan değil, acıyı taşıyan bir insandı. Belki de en gerçek habercilik artık kalbiyle yürümekten geçiyordu. Sessizce yürüyen insanların gözlerinde, anlatılamayan bir yük, bastırılmış bir haykırış vardı. Refah’a atılan adımların arasında yalnızca Ortadoğu’dan insanlar yoktu. İspanyol bir çift, ellerinde zeytin dalı taşıyordu. Kanada’dan gelen bir kadın gözyaşlarını mendiline değil, küçük bir çocuğun oyuncak ayısına siliyordu. Her birinin ortak bir yarası vardı: Görmek. Ve artık hiçbir şey olmamış gibi yaşayamamak. İnsan bazen kendi acısına bile yabancılaşır. Ama bu yürüyüşte insanlar birbirinin acısına yabancı değildi. Herkesin kalbinde, başkalarının çocukları için atan bir parça. Herkesin omuzunda, dünyanın başka ucundaki bombalanmış bir evin tuğlası. Kimileri sustukça içten içe yanıyor, kimileri ağlamayı bile unutur hale gelmişti. Bu yürüyüş, Gazze için yürünüyordu. O coğrafyada bombaların altında kalan çocuklar, enkazdan sağ çıkamayan anneler, göz göre göre susulan, görmezden gelinen bir vahşetin ortasındaydılar. Kalabalık; Gazzeli çocukların, annelerin, insanların hayatta kalabilmesi için yola düşmüştü. Bu yürüyüş, onların sesi olma gayretiydi. Gazze artık yalnız değildi. Bu kalabalık, o acının yalnızca bir ülkeye, dine ya da sınıra ait olmadığını gösteriyordu. Alanda Müslümanlar kadar Hristiyanlar da vardı. agnostikler de... Farklı kıtalardan, inançlardan, geçmişlerden gelen insanlar tek bir duyguda birleşmişti: Vicdan. Toprağın sıcağı, bedenin yorgunluğuyla birleşiyordu ama kimse durmak istemiyordu. Çünkü bu yürüyüş sadece Refah’a değil; insanlığın kendine dönüşüydü. Kalabalık, yeryüzünde hâlâ kalmış azıcık merhametin izini sürüyordu. Yol boyunca birbirine sıkıca sarılan insanlar vardı. Diller farklıydı ama duygular aynıydı. Göz göze gelen iki insan, hiçbir kelimeye ihtiyaç duymadan anlaşabiliyordu. O anda ne siyaset konuşuluyordu, ne analiz yapılıyordu. O anda sadece kalp konuşuyordu. Bir yaşlı adam, elinde bastonla yürüyordu. Her adımda hafifçe sendeleyerek ama inatla ilerliyordu. Yanından geçen genç bir adam, koluna girdi. İsimlerini sormadılar. Kim oldukları önemli değildi, neden orada oldukları yeterince güçlü bir cevaptı. Bir köşede susarak yürüyen genç bir kızın elinde kendi çizdiği bir pankart vardı: "İnsanım, çünkü acıyı taşıyabiliyorum." Yalnızca o yazı bile, sayfalarca rapordan, manşetten, söylemden daha etkiliydi. O gün Kahire’de, adımlarımızı bir hedefe değil, bir haykırışa doğru attık. Bu haykırış, sadece Gazze için değil; kaybettiğimiz merhamet için, unuttuğumuz ortak insanlık için, susturulmuş çocukların sesi için yankılandı. Ve o ses hâlâ kulaklarımızda çınlıyor: "Ayağa kalkmak lazım." Erdal Elibüyük 15.06. 2025, Kahire

Erdal ELİBÜYÜK

23,319 次观看 • 1 年前

Bu LGBT tiplerin büyük çoğunluğunda, devlete ve kurumlarına karşı sürekli nefret üreten bir mide hastalığı var ve biriken o nefreti zaman zaman böyle kusmak zorunda kalıyorlar. İşte Kaan Sekban, kusarken cümle arasında sinema dizi sektöründe yükselmek için öncelikle muhalefetin bir neferi olmanız gerektiğini de ağzından kaçırmış. Bunu yapmayanların sistemin dışına çıkarıldığını, Köleleştirilmiş oyuncuların Gezi'de Ayşe Barım'ın talimatlarıyla devlete karşı başlatılan isyana nasıl katılmak zorunda bırakıldıklarını yakın zamanda gördük. İşte muhalefetin pembe neferi Kaan Sekban'ı kudurtan, Tabii'nin açtığı alanda oyuncuların artık Siyonist ve solcu yapımcıların köpekliğini yapmak zorunda kalmıyor olmaları. Bir asrı geçen bir süre boyunca ellerinde tuttukları sektörü artık kaybediyorlar. Tabii dizileri, ana akım medyadaki dizilerden hem teknik anlamda hem de içerik anlamında bariz şekilde daha kaliteli olarak üretiliyor artık. Ayrıca Tabii'de göremezsin dediği Demet Evgar, yurtdışındaki tek ödülünü Bangladeş'ten aldı. Serenay Sarıkaya'nın parlak kariyeri ise ona sadece "İspanyolca Konuşmayan En İyi Kadın Oyuncu" gibi "muhteşem" bir ödül getirdi. Gökçe Bahadır'ın ise yurtdışından aldığı herhangi bir ödül yok. Türkiye'de solun 100 sene boyunca elinde tuttuğu sinema/dizi sektöründe varabildiği yer işte burası.

Abese İrca

435,039 次观看 • 27 天前

Uzun yıllardır Türkiye’de bindelik oranlarda peynir tozu içeren ve bu peynir zerresine rağmen ürünlerin yapay peynir aroma vericileriyle tat katarak servetine servet katan Murat Ülker’in, bu servetiyle satın aldığı ve göğsünü gere gere her mecrada anlattığı İngiliz markalarıyla nasıl gerçekten peynirli krakerler yaptığından daha önce bahsetmiştik. Öyle ki, servetini kazandığı Türkiye’de %0,2 yani binde 2 oranında peynir tozu içeren Çizi’nin yanında, İngiltere’de üretip, satışa sunulan Carr’s markalı peynirli krakerlerde %9 oranında peynir tozu kullanılırken, yine aynı holdingin yine İngiltere’de üretip sattığı Jacob’s markalı Cheddars ürününde ise tam %11 oranında peynir bulunuyor. Yayınlarımız sonrasında ise firma yıllardır yaptığı şeyi yapıp, herkese açık etiket verileri üzerinden milyonlara ulaştırdığımız gerçekleri ticaretlerine ters düştüğü için “art niyetli paylaşım” olarak nitelendirerek, “markaları farklı, fiyatları farklı” ürünler olarak nitelendirerek karşılaştırmanın mümkün olmadığı gibi absürt bir açıklama yayınladı. Ayrıca firma açıklamasında Çizi’nin mevzuata uygun olarak, her lokmada mutluluk verme gayesiyle üretildiğini belirterek reklamlardaki algılarına devam etti. Diğer yandan Murat Ülker, İngiltere’de ürettikleri Carr’s ürünlerinin yakın zamanda File marketlere geldiğini ise “İskoç bisküvilerimiz geldi” diyerek duyurdu. Murat Ülker paylaşımında ayrıca “Rahmi Koç buradaysa göndereyim, malum çok seviyor” mesajıyla da yakın dostuna selam çakmayı unutmadı…

Gıda Dedektifi

94,579 次观看 • 2 个月前