Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

Zam Sanat Sepet programında bu hafta Jasmine dizisi konuşuldu. Programda sorulan soruyu biz de size soruyoruz: Sizce Jasmine dizisi Türk örf ve adetlerine uygun mu? Diziyi izlediğinizde sizde bir karşılık buluyor mu? Video linki:

48,273 görüntüleme • 6 ay önce •via X (Twitter)

0 Yorum

Yorum bulunmuyor

Orijinal gönderinin yorumları burada görünecek

Benzer Videolar

Dün bu olayı hem X'de hem de Instagram'da paylaştım ve insanlara sordum; sizce bu kurgu mu? Yüzlerce insan kurgu dedi. Kalktım olay yerine gidip video çektim. Delikanlı, okula giderken saldırıya uğramıyor. Okulun kapısından karşıya doğru bilerek yürüyüp bilerek köpeklerin olduğu alana giriyor. Oranın altı meşhur Dikmen vadisi arazisi. Bilenler iyi bilir, oradan aşağıya yürüyemezsiniz. Yürümenizi gerektirecek de bir şey yok. Köpekleri buluyor, önlerinde duruyor ve kaçınılmaz son gerçekleşiyor. Büyük ihtimalle hesaplamadıkları bir şey oldu. O da ısırılmak. Buradaki köpekler besili ve olayın olduğu yerde bir de su kabı var. Şimdi, bu işe imza atanlar neye sebep oldular? Buradaki köpekler zaten insanlara karşı temkinli, zaten korkuyorlar (videomda görebilirsiniz bakışlarından, kaçışlarından), sırf bu olaydan dolayı okula kalabalık girişlerde veya çıkışlarda köpekler "üzerimize geliyorlar, kesin bir şey yapacaklar, onlar yapmadan biz yapalım" diyerek gerçekten bir öğrenciyi parçalarsa hesabını kim verecek? Aile, Çankaya Belediyesine dava açacakmış. Umarım Çankaya Belediyesi bu grubun hayvanları kışkırtıp insanların hayatını tehlikeye attıkları gerekçesiyle dava açar. Ve ben eminim bu olay olduğundan bu yana okulda bu kurgu işi konuşuldu ve herkes öğrendi. Milli Eğitim Bakanlığı ve Tarım Orman Bakanlığı ortaklaşa soruşturma açmalıdır. Millî Eğitim Bakanlığı T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı M P Tuba DURGUT Kadir ÇOKÇETİN ANKARA DKMP DKMP 9. BOLGE ANKARA

OnNumara

241,976 görüntüleme • 2 yıl önce

Üsküdarʼda Ak Parti dev bir Türk bayrağı getirmiş ve coşkulu bir şekilde dalgalandırıyorlar. Zaten günlerdir sadece Ak Parti ve Cumhur İttifakı standlarında coşku var, muhalefete ise derin bir kasvet hakim. Tam bu videoyu çektiğim esnada yandan geçen aynen benim gibi küpe takan bir genç “Makarna yok mu makarna?” diye bağırdı. Hemen yanına gittim ve “Var tabii, oy vereceksen hemen gidip alayım sana makarna” dedim. Yok ben makarnaya oy vermiyorum siz verin dedi. Öyleyse neden soruyorsun anlamadım, bak ben on yıldır makarnaya oy veriyorum çok memnunum, gel sen de makarnaya oy ver, pişman olmazsın dedim. Verdiği cevap: “Siz vatan hainlerine oy vermeye devam edin” Ve hızla uzaklaşmaya başladı. Arkasından “Burada vatan haini bulamazsın ama bu sıranın sonuna gidersen senin oy vereceğin aday için oy toplayan ve PKK propagandası yapan bir parti var, orada aradığını bulabilirsin” dedim ama çok uzaklaşmıştı, sanırım duymadı. Aynı esnada yanıma yaklaşan ve kavruk teninden Doğulu olduğu anlaşılan bir hayli yaş almış bir amca “Boşver, bir yakını şehit düşmüş olsa böyle konuşamaz” dedi. Türkiyeʼnin en çok desteklenen partisine ve liderine desteğimiz sebebiyle toplamda 30-40 saniye içerisinde önce makarnaya oy veren cahiller, ardından da Vatan Haini ilan edildik. Sadece durduğumuz yerde kimseye karışmadan Türk bayrağı salladığımız için. Sonra elemanı arkasından takip de ettim. PKK propagandası yapan partinin önünden geçerken ağzını bile açmadı. Veya açamadı. Muhalefet kutuplaştırmaktan bahsediyor ya sürekli. Demek ki Türk bayrağı sallayarak insanları kutuplaştırıyoruz. Türk bayrağı sallayarak kendimize vatan haini dedirtiyoruz zorla. Mesela aynı muhalif PKK propagandası yapan partiye gidip de hesap soramazken gücü ancak kendi halinde bayrak sallayan adamlara vatan haini ve makarnacı demeye yetiyor. Çünkü vatan haini dese bile bizim ona hiçbir şekilde karşılık vermeyeceğimizi ve kötülük yapmayacağımızı biliyor. PKK propagandası yapan partiye söylese başına gelecekleri de. Ama içindeki irrasyonel nefret onlarla yanyana gelmesini ve aynı hedefe yürümesini tetikliyor. Sonra biz makarnacı oluyoruz. Size makarnayı çoktan yedirmişler. Afiyet olsun.

Furkan Bölükbaşı

311,324 görüntüleme • 3 yıl önce

🛑 ÇOK ÖNEMLİ BİR YAZI YAZMIŞSINIZ... Tebrikler Zafer bey... Sosyal medyada doğru bilgiyi yaymak için bize ne kadar görev düşüyorsa... Size de bir o kadar yük düşüyor. Küresel Çete'nin yönettiği O televizyonlarda tam bir yanıltıcı provokasyonla Trump düşmanlığı yapılarak, bu dosyaların açılmaması için mücadele eden kanallara siz de savaş açmalısınız. Siz de iyi biliyorsunuz, bizde iyi biliyoruz. 🛑 Örnek... Covid 19'un Bill Gates eliyle SAHTE bir pandemi olduğu EPSTEİN belgeleriyle belgelendi mi ? Belgelendi... Aynı Şeytani Bill Gates ''İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ SAHTEKARLIĞINI'' Dünya'ya nasıl yayacaklarını, Klaus Schwab ile birlikte pedofili babalarından emir aldıklarını bir çok konferansta anlatıyor mu ? Anlatıyor: ''İnekler öldürülmeli, ineklerde insanlar gibi karbon yayıyor, Bu yüzden hayvan eti yasaklanıp insanlar YAPAY et yemeli'' diyor mu ? Bir çok konuşmasında diyor. Tekirdağ da yapay et fabrikası açılıp, günlük 240 ton et üretiliyor mu ? Üretiliyor... Bu etleri kim yiyor... Şimdi Aynı COVİD gibi İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ de bill gates tarafından tezgahlandığı anlaşıldığına göre çökmüş oldu mu ? 🛑 Peki neden hala Televizyon kanalları her ALLAHIN günü ''İKLİM DEĞİŞİYOR SU KITLIĞI GELİYOR'' diyerek aynı Bill Gates'in değirmenine su taşıyor ? Hadi hep birlikte savaşalım... Nasıl savaşacağız Zafer bey ? Daha yerli ve milli olarak zannettiğimiz medya kuruluşları bile HAKTAN yana hareket etmiyorsa biz ne yapacağız ? Burada sizin ve sizin gibi Vatansever kalemlerin sesine daha çok ihtiyacımız var. Sizler televizyon kanallarında Küresel Pedofili Çetesi şeytanilerinin dayattığı Covid, İklim değişikliği, Su kıtlığı, Mülksüzleştirme için emlak fiyatlarını patlatma, Yeni Dünya Düzeni gibi bütün dayatmaları HAYKIRMAYA devam edeceksiniz... Bizlerde Sosyal medyadan HAYKIRACAĞIZ... Böylelikle TÜRK milleti uyanacak... Ama eminiz ki siz özellikle CNN'de ''İklim değişmiyor, Trump'ın da dediği gibi bu bir sahtekarlık, Bunu dayatanlar covidi dayatan epstein çetesiyle aynıdır'' deseniz, Bir daha sizi CNN'e çıkartmazlar. Bunu sizde biliyorsunuz bizde biliyoruz. Burada asıl savaşılması gereken yer ilk önce HAKTAN yana gibi görünen ama öyle olmayan basındır. Unutulmasın... O vurdukları Trump bu dosyaları açtı. Ondan önce adını bile duymamıştık... Bunun için dönüp dolaşıp Trump'a vuruyorlar. Çünkü aynı yerden kumanda ediliyorlar. İsterseniz size ''PROJECT VERİTAS'' görüntülerini verelim bir kere izleyin... Nasıl bir TEHLİKE ile karşı karşıya olduğumuz daha iyi anlaşılacaktır. O görüntüler bizde... Altyazısı dahil hepsini hazırladık. Fakat yayınlamadık. Daha zamanı var... Kaleminize sağlık. Susmayın lütfen. Zafer Şahin

GERÇEKLER TV

11,887 görüntüleme • 6 ay önce

Önce videoyu sonuna kadar bir izleyiniz. Sonra analizini yapalım; bir öğretmen karne günü öğrencilerine karnelerini veriyor. Karnede çıktırname yazıyor ama siz onun gerçekte nasıl bir küfür olduğunu bilirsiniz. Düşük not alan öğrenci sinirlenip öğretmeni sınıftaki diğer öğrencilerin önünde tehdit ediyor. Okul çıkışı kapının önünde bir kız öğrenci yanında olduğu halde öğretmeni yakalayıp kafasını koparıyor. Sonra da şiddetli bir şekilde dövüp bayıltıp sokak ortasında ibret olsun diye bırakıyor. Bu video 3.1 MİLYON izlenmiş. Yani milyonlarca çocuk oturup bu videoyu seyretmiş. İzleyen yaş grubu da okul öncesi ve ilkokul çocukları. Peki kanal sahibi bunu biliyor mu, evet soyadı gibi biliyor. Peki bunu neden çekiyor, sadece izlenip para kazanmak için değil. Başka kasıtlı şeyler de var. Çünkü size bu kanalın çokça videosunu paylaşmıştım. Hatırlarsanız videolarında Türk Askerini ve Türk Polisini öldürüyordu. Çocuklar anne babalarını öldürüyordu. Yani sadece kanal sahibinin cahilliği ve paranın kölesi olmasıyla ilgili bir durum değil bu. Daha arka planı var bu işin! Bu kanalı milyonlarca çocuk her gün izliyor. Küçük çocuklar bu kanalın videolarını izleyerek büyüyor. Çocukların en çok izlediği bir numaralı oyun kanalı bu. YouTube trendlerinin birincisi. Olayın ciddiyetinin ve vardığı noktanın anlaşılması için söylüyorum bunları. Yetkililerin artık bu durumu idrak etmesi için yazıyorum. Bu videoları benim çektiğimi sanıp beni arayarak yaptırım uygulayacağını söyleyen yetkililerin, videoların gerçek sahiplerini de aramasını istiyorum. Üzülerek bir şey söyleyeyim, varsayalım ki şu paylaştığım pislik videoların yüzde birini ben çekseydim şu an herkes üstüme çullanmış, hakkımda yaptırımlar uygulanmış, rezil rüsva edilmiştim. Ama onlar yapınca hiçbir şey olmaz. Kimse sesini çıkarmaz. Kimse üstüne gitmez. Yetkimiz yok deyip oturup susarlar. Sizce neden böyle❓ Kendi kamuoyumuzu oluşturmak için sonuna kadar izleyip like atıp kaydedelim. Anne babaların önüne düşsün. Çocuklarını uzak tutsunlar. Çevremizle paylaşırsak da çok güzel olur. Ne yapalım elimizden gelen bu kadar😔

Sertaç Abi

42,114 görüntüleme • 2 yıl önce

Bahçeli'e soruyorum, terörist başı Öcalan sizden PKK’yı dağıtmak için ne istedi, siz ne verdiniz? MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugün MHP Grup Toplantısında yaptığı konuşmada terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’ın umut hakkı çerçevesinde affını istemiş ve TBMM’de DEM grubuna hitap ederek PKK’nın lağv edilmesini istemesini tekrar gündeme getirmiştir. Bahçeli, Abdullah Öcalan’ın serbest kalması için çalışmaktadır. Türkiye Yüzyılı, süper güç, gibi süslü lafların arkasına saklanarak terör örgütü elebaşısı Öcalan’ı İmralı’dan çıkarmak için mücadele etmektedir. Bahçeli, ‘Tabular kalktıkça, ezberler bozuldukça statüko delindikçe, insanlar birbirine dürüst davrandıkça içlerinden geçeni özgürce söyledikçe bir anlaşma ve mutabakat noktasından diğerine küçük adımlar ile ilerlemek daha kolaydır.’ Diyerek açıkça Öcalan ve PKK terör örgütü ile müzakereleri savunmaktadır. Öcalan’a umut hakkı vermek, Türk Milletinin gelecek umudunu elinden almaktır. Öcalan’a umut hakkı vermek binlerce asker, polis, jandarma, öğretmen, savcı, hakim, korucu şehidinin ailelerinin adalet umudunu ellerinden almaktır. Öcalan’a umut hakkı vermek, bacağını, kolunu gözünü bazen hepsini kaybetmiş şehitlerimizin gazilerimizin adalet umutlarını ellerinden almaktır. Bahçeli Türk Milletini Öcalan’ın serbest bırakılmasının ile terörün biteceği konusunda aldatmaktadır. Öcalan’ı ‘TBMM’ye gelse ve PKK’yı lağvettim, terörü lanetliyorum’ dese de PKK içinde birçok grup bu açıklamayı reddedecek, PYD Suriye’de, PJAK İran’da varlığını ve terör eylemlerini sürdürecek, Türkiye için tehdit olmaya devam edecektir. Devlet Bahçeli, terörist başının ‘TBMM DEM parti grubuna gelmesine itiraz ediyor da İmralı’da kalmasına niye tepki göstermiyor? Bu ne yaman çelişkidir’ diyor. İnanılır gibi değil. TBMM Gazi, İstiklal Harbi vermiş milli mabettir. İmralı ise Türk adaletinin terörist başını yolladığı hapishane. Nasıl bir akıl bahçelinin söylediğini söyleyebilir. Bunu Türk Milletinin sağ duyusuna bırakıyorum. Öcalan’ı TBMM’de konuşmaya davet etmek, Türkiye Cumhuriyeti’ni terör örgütü karşısında mağlup etmek demektir. Bahçeli, Atatürk’ün Şeyh Sait’i TBMM’de konuşmaya davet ettiğini duymuş mu? Bahçeli, Atatürk’ün Seyyit Rıza’yı TBMM’de konuşma yapmaya davet ettiğini duymuş mu? Türk Milleti hiç böyle rezil bir teklif ile karşı karşıya gelmedi. Bahçeli, ‘Zaman Türk ve Türkiye yüzyılı zamanıdır’ diyor. Biz de Bahçeli’ ye soruyoruz, Türk ve Türkiye yüzyılını Öcalan’ı TBMM de konuşturarak mı kuracaksınız? Bahçeli, ‘Osmanlı İmparatorluğu yerel kültürleri ve etnik toplulukları bünyesinde nasıl bir arada tutup barış ve sükunet ortamına tesis etmişse, ecdadımızın ayak izlerini takip ederek Türk barışı devrinde aynısını yaşatabilecektir ’diyor. Türkiye Cumhuriyeti milli-üniter-laik devletinin 101. yılında Bahçeli’nin kafasında gelmiş olduğu yer burası mıdır? Üstelik Osmanlı yerel kültür ve etnik toplulukları bünyesinde tutamadığı için parçalanmıştır Şimdi, Türk Milleti önünde ve Türk tarihi önünde Devlet Bahçeli’ye şu soruları soruyorum: Mayıs 2023 de ‘önümüzdeki günlerde çok şey değişecek, inşallah Türkiye değişmez’ dediniz. Türkiye’yi nasıl bir badireye sürükleyeceksiniz ki inşallah Türkiye değişmez diyorsunuz? Yapacaklarınız Türkiye’nin parçalanmasına neden olabilir mi? Mayıs 2024’te TBMM’de ‘Türkiye Milleti’ dediniz. Milletimizin adını bu şekilde mi değiştireceksiniz? Öcalan sizden PKK’yı dağıtmak için ne istedi, siz ne verdiniz? Osmanlı Devleti’nin verdiği hakları mevcut Anayasamızın ilk dört maddesini değiştirmeden nasıl vereceksiniz? Erdoğan ve Bahçeli’nin temel amacı Erdoğan’ın ölene değin cumhurbaşkanlığı yapacak bir düzenleme için Türk Devleti ve Türk Milletini bir tehdit ile karşı karşıya getiriyorlar. Bahçeli basın toplantısında ‘Sefaletin doruk noktası bir başkasının iradesine bağımlı olmaktır.’ diyor. Evet, gerçekten de bu sefaletin doruk noktasıdır. Son olarak size İmralı’da ilçe başkanlığı açmanızı öneririm. Bir oy bir oydur. Türk milliyetçilerinden alamadığınız oyu Öcalan’dan alın.

Ümit Özdağ

518,502 görüntüleme • 1 yıl önce

Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ, "Size Yahudi diyorlar. Dağıstan'da Tat diye bir Yahudi grup varmış, aileniz bu gruba mensupmuş, oradan Türkiye'ye gelmişsiniz. Doğru mu?" sorusunu yanıtladı: 🎙️Yani hem Türk derin devletinin mensubu olacaksınız, hem de Yahudi olacaksınız. Bu ikisi bir arada olmaz. Üstelik yetmeyecek bir de Mossad'çı olacaksınız. Doğrusu çok eğlenceli. Bir zamanlar rahmetli İnönü'ye asker kaçağı diyen, diyebilen tipler vardı ve şimdi benzerlerinin siyasette ahlaksızca iftira attıklarını görüyoruz. Ben Hamdolsun Müslüman ve Türk'üm ve benim Müslümanlığım 22 sene önce başlamadı. Ben bin seneden beri Müslüman olan bir milletin mensubuyum. Evet, ailemin Dağıstan'dan geldiği, Kumuk olduğu bilinen bir vakadır ve önce Türkiye'ye Tokat'a gelmişlerdir, Tokat'a yerleşmişlerdir, sonra Tokat'tan İstanbul'a davet edilmişlerdir. Büyük dedemizi İstanbul'a davet eden Sultan Abdülhamid'tir. Büyük dedem Sultan Abdülhamid'in Dağıstan Alayı'nda imamlık yapmıştır. Fakat kendisine müftülük önerilmesine rağmen oldukça tutucu olduğu anlaşılıyor. Abdülhamid'in yönettiği İstanbul'da bile dinin elden gittiğini düşünerek kendisini davet eden Kayseri Uzunyayla'daki Kafkas kökenli ailelerin davetine uyarak oraya gitmiştir ve oraya yerleşmiştir. Şimdi öyle bir yalan söyleniyor ki trol orduları tarafından ve ahlaksızca bunu düzeltmek için çalışmaya gerek de yok. Neden? Çünkü bilmesi gerekenler sizin kim olduğunuzu biliyorlar. Öte yandan annemin babası da İstiklal Harbi'nde çarpışmış ve 1938'de vefat edene kadar Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görev yapmış bir süvari subayı, üsteğmen, yüzbaşı, binbaşı olarak da vefat ediyor 1938'de. Şimdi Atatürk Türkiye'si ve Yahudi kökenli bir Türk subayı ha? Adama gülerler doğrusu. Onun için benim trollere tavsiyem, tabii trollere tavsiye de çok verilmez aslında, çünkü troll trolldür. Zeka seviyesi ve ahlak seviyesi çok düşüktür. Onların görevi zekalarına ve düşük ahlaklarına uygun olarak iftira atmaktır. Aynı şey yine bu ahlaksızca söylenen Mossad ajanlığı iddiası için hiçbir zaman ben bunu ciddiye almadım. Bakın şimdiye kadar bir kere bu iddiayla ilgili dava açtım; o da Ahmet Davutoğlu işte Mossad'dan ders aldığı mı söylediğinde açtım. Ahmet Davutoğlu'nun avukatı, 'biz Ümit Özdağ'ı kastetmedik' cevabını verdi. Ben avukatıma verdiğim dilekçede şunu söyledim: Dedim ki, bütün Türk devletinin istihbarat ve güvenlik kuruluşlarına mahkeme yazı yazsın. Ümit Özdağ'ın herhangi bir yabancı istihbarat servisiyle ilintisi, ilişiği var mı? Varsa devlet belgeleri versin getir. Ama yani trollerin ve trollerin arkasındaki psikolojik harp merkezlerinin siyasi ahlaksızlığı, siyasi rezilliği, siyasi iftiracılığı o seviyede ki bunlara cevap vermeye ben hiçbir zaman gerek hissetmedim. Tekrar ediyorum, şimdi iktidar yanlısı troller, yurt dışından benim Yahudi olduğumu veya Mossad ajanı olduğumu yazıyorlar. Türkiye'yi Zafer Partisi yönetmiyor, Türkiye'yi AK Parti yönetiyor. Türk devletinin bütün arşivleri elinde, bütün belgeleri elinde. Böyle bir şey olsaydı, iddia edildiği gibi benim bir iltisakım olsaydı, bir yakınlığım olsaydı, bir irtibatım olsaydı AK Parti bunu ortaya koymaz mıydı?

Haberiniz

21,569 görüntüleme • 4 ay önce

Soykırımın petrolü Türkiye'den gidiyor! SOCAR Nöbeti'nin 5. günü. Tüm sağduyulu gruplar bir olduk ve hep birlikte bu #KanlıPetrol'e karşı duruyoruz. 1 hafta önce SOCAR Ceo'su Elchin İbadov emniyet müdürünü ziyaret ettiği bir paylaşım yaptı. Yıl içerisinde bu ziyaretlerini devam ettiriyor zaten. Kimse size savaşa gidin demiyor. Kimse size İsraile savaş açın demiyor. Trump'a "o benim dostum ve biz strateji ortağıyız" dediğinizde zaten Gazze'yi gözden çıkartmıştınız. İki devletli çözümü savunurken, İsrail'i meşru bir devlet olarak gördüğünüzde Filistin direnişinde aynı safta olmadığımızı anlamıştık. Biz bugün uluslararası hukuk kapsamında soykırıma petrol taşımanın suç olmasını savunuyoruz. Varil başına 1 dolar 27 sent alarak soykırımın ortaklarından biri olmayı kabul etmediğimiz için bugün buradayız. Biliyorsunuz ki SOCAR petrolü BOTAŞ'tan alıyor. BOTAŞ devletin resmi kurumu. Bugün boykot listelerinden düşmeyen BP, ingiliz petrol şirketi denilerek her kesim tarafından boykot ediliyor. Peki BP ile BOTAŞ'ın ortak olduğunu biliyor muyuz? Bu aynı TOGG'un yerli ve milli denilerek soykırıma enerji taşıyan Zorlu ile ortak olmasına benziyor. Zorlu' yu ilk protesto ettiğimizde bizi suçlu görenler soykırımdan 1.5 yıl sonra Zorlu'yu boykot listelerine aldılar. Allah aşkına bugün zulmü babam yapsa karşısında durmam gerekmiyor mu? Allah aşkına şimdi İnternet girip bakıp resmi rakamlara hepimiz ulaşabilecekken BOTAŞ İsraile petrol yollayan 2 şirket ile de ortak ise BOTAŞ bizim boykot listemizde değil midir? Peki BOTAŞ Varlık Fonu'na bağlı değil midir? Varlık Fonu bizzat Erdoğan'ı değil midir? Bugün vanayı kapatacak olan bizzat Erdoğan’ndır. -Buna karşı duranları mitinglerde gözaltına aldınız! -TRT'de tutukladınız! -BOTAŞ'ın önünde nöbet tutarken gözaltına aldınız! -Konsolosluk önlerinde 4-5 kişi eylem yapanları gözaltına aldınız! -Beştepe' de oturma eylemi yapan 2 kişiyi de bugün gözaltına aldınız. -Sokaklarımızda cirit atan MAERSK tırlarına, ZİM tırlarına hiç sesiniz çıkmadı. -İsrail'de askerlik yapıp gelen çifte vatandaşlara hiçbir yaptırımda bulunmadınız. -Her gün Türkiye Haifa arası çalışan gemilere dur demediniz. -Gittiği her limandan soykırım suçlusu olduğu için kovulan gemileri Türkiye limanlarında ağırlayıp üstüne de korudunuz. Buna karşılık SOCAR Ceo'sunu emniyet müdürlüğünde TRT programında, ağırlıyorsunuz. 1 yıldır yüksek güvenlik ile binalarını koruyorsunuz. Biz bu iki yüzlülükten bıktık usandık da siz bir damla petrole dur dememekten usanmadınız.

gülşah eldemir

13,610 görüntüleme • 1 yıl önce

YIL 1971: Fırat adlı gemiyle, Amerika’nın Philadelphia limanına 10 bin ton tütün götürmüştük. Şehri dolaşmış gemiye dönüyorduk. Yanımıza bir araba yaklaştı ve nereye gittiğimizi sordu. "Limana" deyince bizi götürebileceğini söyledi. 3 arkadaş bindik ve geminin bordasına kadar getirdi. Bu kibar Amerikalıyı ‘Türk kahvesi’ ikram etmek için gemiye davet ettim. Zabitan salonuna geçtik. Kaptanımız da oradaydı. Misafirimiz salonu inceledıkten sonra; “Bu geminin Türk gemisi olduğunu söylediniz. Ancak, salonda Atatürk resmi yok” dedi ve hemen ilave etti; “önce Atatürk’ün resmini koymalıydınız” deyip kahveyi içmeden gemiden ayrıldı. Hepimiz şaşırıp kalmıştık. Karşılaştığımız olaya bir anlam veremiyorduk. Bu olayı çok düşündüm. Sanırım bu kibar Amerikalı, varlık nedenimiz olan Atatürk’e kayıtsız kaldığımızı düşünmüş ve tavrımızı vefasızlık olarak değerlendirerek bizi protesto etmişti. Karşılaştığımız bu sıradışı olaya başka açıklama bulamamıştım. YIL 1985: İzmir’e yük getiren Yunan bandralı gemide baş mühendis mide kanaması geçirdiği için hastahaneye kaldırılmış. İşe davet ettikleri için görev aldım. Gemide baş mühendis olarak tek Türk bendim. Bir sohbet esnasında, gemi kaptanı (adı Kosta’ydı) gümrükte fotoğraf makinesinin mühürlü kamaraya kilitlendiğini ve bu duruma çok üzüldüğünü söyledi. "Makine yanında olsaydı ne yapacaktın?" diye sordum. Oğlu istediği için, Kordon’daki Atatürk Anıtı’nın resmini çekeceğini söyledi. Şaşırmıştım. “Atatürk size tarihinizin en büyük darbesini vuran komutandı, neden onun resmini çekmeyi düşünüyorsunuz” dedim. Şu cevabı verdi; “Biz, emperyalizmin emrinde haksız ve işgalci olarak Anadolu’ya geldik. Uçurumdan aşağı yuvarlanırken Atatürk sizi uçurumun kenarından alıp, özgür uluslar arasına modern bir ulus olarak kattı.Bunu yaparken, insanlık tarihine ezilen ulusların kurtuluşuna örnek olan, yeni bir deneyim kazandırdı. Onlara, özgürlükleri için mücadele ederlerse kazanacaklarını öğretti. Atatürk, bu nedenle bizim için de değerlidir”. Bu cevap nedeniyle, etkisini hayatım boyunca taşıdığım bir duygu yoğunlaşması yaşamıştım. YIL 1988: Ekvador’un Guayaquil şehri. Gemideki işim bitince, çevreyi tanımak için dolaşmaya çıktım. Bir okula rastladım. okulun girişindeki alanda 5 tane büst gördüm. Birinci büst Simon Bolivar’a aitti. İkincisi Che Guavera, üçüncüsü Fidel Castro, Dördüncüsü Emiliyano Zapata ve Beşinci büst Mustafa Kemal Atatürk’e aitti. Büstleri inceleyip İspanyolca açıklamaları anlamaya çalışırken, öğretmen olduğunu düzgün İngilizcesi ile söyleyen bir kişi geldi. Nereli olduğumu sordu. Türk olduğumu söyleyince, içtenlikli bir ilgi gösterdi. Atatürk hakkında konuşmaya başladık. Türk devrimi konusundaki bilgisi yüksekti. Atatürk’ü, saygı duyduğu diğer 4 devrimciden ayrı tuttuğunu söyledi. “O yalnızca ülkesini kurtarıp modern bir ulus yaratmakla kalmadı, ezilen uluslara evrensel bir örnek yarattı. İnsanlık tarihinde hiçbir lider bunu başaramamıştır” dedi. O an duyduğum övünç ve mutluluğu unutmam mümkün değildir. YIL 1999: Hindistan’ın Visakapatman limanındayız. Şehri dolaşırken büyük bir kitapçı dükkanına girdim. Çocuklar için kısaltılmış İngilizce dünya klasikleri dizisi olduğunu gördüm. İncelediğim listede ‘Atatürk’ün Hayatı ve Devrimleri’ isimli bir kitap bulunuyordu. Listede olmasına rağmen raflarda yoktu. Görevliyi buldum ve diğerleri ile bu kitabı istediğimi söyledim. Görevli, okulların yeni açıldığı, ilginin fazla olması nedeniyle kitabın kalmadığını, ısmarladıklarını ve bir hafta sonra uğramamı söyledi. Ertesi gün limandan hareket edeceğimiz için zamanım olmadığından bu kitabı alamadım. Bir yandan bütün kitabevi benim olmuş gibi mutlu oldum, diğer yandan, derin bir acı ve üzüntü duydum. Dünyanın öbür ucunda, çocuklara öğretilen Atatürk kendi ülkesinde üstü örtülmüş, Yetkili yerlere gelen kişiler Onu bu ülke gençliğine öğretmemek için her şeyi yapmışlardı. Üzüntümün nedeni buydu.

Başkan Öztürk Yılmaz

122,774 görüntüleme • 2 yıl önce

Sadettin Saran Gerçekleri Gökhan Dinç: Başkanı Saadettin Saran diyor ki, düşmanları dışarıda aramayalım, içeride düşmanlar var. Ümit Özat'ı hedef göstererek diyor ki, kumar oynamak için futbolcudan borç alan insan. Kardeşim ben burada hep ne diyorum? Evin camdansa, komşunun evine taş atma. Saadettin Bey, Ümit Özat'ı hedefe alıyorsunuz, kumar oynuyor. Oyuncudan borç alıyor diye. Saadettin Bey hatırlatmasını yapayım. İki tane. Bir tanesi video. Şimdi geliyor. Biz bundan Türk toplumu olarak spor adamlar olarak temiz sayfa açıp çok daha yerlere gelebilmenin fırsatını yakalayabileceğiz. Şimdi bu saatten sonra şike vardı bir kere bu tartışmasız öyle. Ama bu saatten sonra bu iş olmayacak. Ve Türk Sporu çok daha iyi elere gelecek. Ama sadece futbolcu ve yönetici de olmayacak. Yani bunun içinde medyanın da temizlenmesi lazım. Karakların da temizlenmesi lazım. Ve bu da bir başlangıç olarak bence Türkiye'ye çok iyi elere gelecek. Duydunuz mu Saadettin Bey? Fenerbahçe şike yaptı diyorsunuz. Ve şu anda Fenerbahçe Başkanlığı koltuğunda oturuyorsunuz. Şike var diyorsunuz. İkinciyi de evrak olarak verelim. Bakın gördünüz mü? Saç. Testiniz pozitif çıktı. O yüzden diyorum ki bir kez daha, evin camdansa kimsenin evine taş atma. Bir ders verecekseniz, kumar şahsi bir mesele. Adam oynar, oynamaz. Size ne adamın parasından? Ahlak dersi mi veriyorsunuz? O zaman da insanlar kumar üzerinden ahlak dersi verirseniz, sizin saç testinizin pozitif çıktığını konuşursa ne olacak? Fenerbahçeliliği anlatıyorsunuz. O dönem kavgalı olduğunuz için, Aziz Yıldırım da içeride olduğu için, siz Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe'sine şike yaptı dediniz. E bunları unutacağız mı zannettiniz? Fikri takip yapıyor Gökhan Dinç. Mr. Dinç Fikri takip yapıyor. Ekibiyle beraber. Buyur şimdi nereye geçiyorsan geçelim. Evet abi zaten onlar eski.

Galatasarayultrataraftar

15,832 görüntüleme • 4 ay önce

Uluslararası profesyonellikte kurumsal bir yapıya sahip olan BoschGlobal ve Bosch Türkiye Anneler Günü ile ilgili ürün pazarlama ve marka konumlama stratejilerini uzun toplantılar “set ederek”, alternatif “kv’ler” (key visual) hazırlatıp bunları birimler arasında uzun uzun kritik ederek belirler. Yani bu reklam en az bir 4-5 ay süren yoğun brain stormingler, ajans toplantıları ile oluşturulan bir çıktı. Marka yüzü olan iki kadın oyuncu mesela büyük ihtimalle elli defa elenip kararlaştırılmış, jest ve mimiklerinin “güven verici”, “temiz”, “kentli beyaz Türk”, “orta yaş grubu çalışan” kadın algısına uygun olmasına azami özen gösterilmiştir. Hakkını da vermek lazım; pazarlama stratejisi bakımından Bosch Türkiye çok akıllıca davranmış. Çocuksuz ve çalışan, çocuk yerine de köpeği koyan on binlerce “potansiyel müşteri” olduğunu analiz etmişlerdir. Büyük olasılıkla bu grubun sayısını, kentlere göre dağılımını dahi araştırmışlardır. Reklamda önerdikleri ürün de kedi, köpeğin yem kabından döküp saçtığı kırıntıları, bıraktığı tüyünü vs temizlemede işe yarayacak bir ürün. Dediğim gibi gayet akıllıca ve tam bir Alman ekolü ciddiyetinde planlanmış pazarlama stratejisi: Aslında o günün kapsamına girmeyen bir grubu “olur mu yaa siz de annesiniz, aslansınız, kaplansınız” motivasyonuyla kafesleyip tam bir demassification yaparak müşteri kılmak + “bak biz sizin farkındalığınızı geliştirmiş bir firmayız” mesajıyla marka sadakati yaratmak… Ancak reklam yayınlanınca tüm bu dahice ürün pazarlama stratejisini “develop” ve “set” eden sevgili plaza çalışanı ılık beyaz yakalıların en büyük sorunu olan gerçekliğin yakıcı çölüne ışınlandılar. İçinden çıktıkları toplumun çok önemli bir kesimini oluşturan ve “değerler eksenli” tercih geliştiren insanları göz ardı etmiş olduklarıydı bu gerçeklik. Kamuoyundan tokadı yiyince hemen geri vites yapıp hızla reklamı geri çektiler. Fakat bu böyle geri çektik bitti ile kapanmaz. Böylesi planlı, bile isteye yapılan bir işin Bosch Türkiye yapısı içerisindeki çalışanları ile yolların ayrıldığı, kamuoyundan özür dilenen bir açıklama ile kurumun resmi hesaplarından duyurulmalı. Tüm beyaz eşyasını yenileme aşamasında olan bir müşterinizi net bir biçimde kaybetmiş durumdasınız. Bu ülkede Suudi Arabistan’da, Körfez ülkelerinde takındığınız hassas ve saygılı tavrı, edebi takınmayı öğreneceksiniz. Dingonun ahırı misali, toplumun değer yargılarından kopuk, uçuk akıllarla yapılan marketing strategy ile böyle duvara toslarsınız. “Tam bi zihin fukarası white collar team hikayesi” oldu günün sonunda iş. İnsanların güvenini kaybederseniz, parayı da kaybedersiniz diye öğretmemiş miydi patron size?.. #boykot Bosch Türkiye Not: O hesap adınızı da Bosch Türkiye yapın Turkey değil Türkiye burası.

Hasan Mert Kaya

47,577 görüntüleme • 3 ay önce

BU KONU HAKKINDA YORUM YAPMAMIZI İSTEYEN ARKADAŞLARIMIZ OLDU... 1 ) Türk Silahlı Kuvvetleri'nin temel ilkesi DİSİPLİNDİR üstünden emir almadan hiç bir toplantı, gösteri, slogan atma yetkisi yoktur... HİÇ BİR ASKERİN YOKTUR. Doğru mu ? 2) Yemeğe bile içtima olarak toplanıp emirle girilen, Uykuya bile emirle gidilen bir yerde Hangi asker diğer arkadaşlarını toplayarak bir toplantı girişiminde bulunabilir ? Yada böyle bir toplantıyı yaptıktan sonra bütün TÜRK milletinin gözü önünde DİSİPLİN zaafiyeti oluşmuş olmaz mı ? 3) Buraya toplananlar video dikkatlice izlendiğinde önceden organize olmuş bir vaziyette (sadece 1 grup) maç sloganı atarcasına bir araya gelip, ULU ÖNDER MUSTAFA KEMAL ATATÜRKÜ baz alarak oluşabilecek eleştirilerin önünü kapatmak için ''MUSTAFA KEMALIN ASKERLERİYİZ'' sloganını atmak Türk Silahlı Kuvvetlerinin hangi biriminde vardır ? Burada yanlış anlaşılmasın SLOGANI değiştirelim ; ''HAZRETİ MUHAMMEDİN ASKERLERİYİZ ALLAHU EKBER'' diye bir sloganda atamazsınız. Bu sloganları atacak bir topluluğu bir araya getirebilmeniz için bir Amirin yani bir Üstünüzün size emir vermesi gerekir, organize etmesi gerekir. O zaman ''MUSTAFA KEMALİN ASKERLERİYİM'' de diyebilirsiniz... ''HAZRETİ MUHAMMEDİN ORDUSUYUZ, ALLAHU EKBER'' diye sloganda atabilirsiniz zaten emrinizi almışsınız... Aksi halde EMİR haricinde bir grup askerin bir araya gelmesi, kendi kafasına göre bir organize topluluk oluşturmasına , Slogan atmasına HİÇ KİMSE NORMAL GÖZLE BAKAMAZ...! Bu arada Türk Silahlı Kuvvetlerinde böyle bir Yemin de yok. Böyle bir gelenek yok. Dediğimiz gibi MUSTAFA KEMAL ATATÜRKÜNDE belirttiği üzere Türk Silahlı Kuvvetleri bir Disiplin Okuludur... Emirler silsilesidir... Bunun dışına çıktığınız anda kendi başına oluşmuş 2. bir paralel ordu oluşur... Haksızmıyız ? Yani yarın bir savaş esnasında, etrafına erkek subayları toplayan bu hanımefendi subayımız, yarın kafasına göre ''toplanın'' dediğinde yine herkes toplanacak mı ? ''hayır bunlar bizim düşmanımız değil, dostumuz biz MUSTAFA KEMALİN ASKERLERİYİZ, onlar MUSTAFA KEMALIN ASKERLERİ DEĞİL derse ne olacak ? Bu nasıl bir başıboşluktur ? Veyahut bunu kim organize etti ? Bu iş spontane gelişmiş bir olay değildir. NOKTA. 3 Maddede analiz etmeye çalıştık bunu askerlik yapan herkes de bilir ki EMİR DEMİRİ KESER, Hele ki cumhurbaşkanının konuşma yaptığı bir alanda Emirsiz bir gösteri yapmak emin olun ki hiç normal değil. Savunma bakanlığımız ve Genelkurmay başkanlığımız bu konu hakkında detaylı bir açıklama yapmadan çok fazla yorum yapmak doğru değildir. En kısa zamanda milletimizi aydınlatacaklarına eminiz... Çünkü TÜRK milleti bu konuda çok hassas. Hele ki böylesine kritik bir dönemde 3. dünya savaşının arifesinde olduğumuz, TÜRK ORDUSUNUN GÜCÜNÜ her zaman hissetmemiz gereken bir ortamda böyle olayların yaşanması hiç de normal değil. Şunuda belirtelim ki GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'e saygımızı, bağlılımızı onun bu devlete verdiği hizmetleri ne kadar çok anlatan bir kanal olduğumuzu herkes bilir. Ama sadece Mustafa Kemal ATATÜRK mü ? Sultan Abdülhamid handan tutun METE HAN atamıza kadar hepsini anmayı kendimize hep görev bildik... Çünkü Türk Kara Kuvvetlerinin brovesinde M.Ö 209 yazar, 1923 yazmaz bunuda belirtmiş olalım. Yani en önde konuşmayı yapan bayan subayımızın brövesindede aynı yazı yazar. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRKÜN elbetteki yeri ayrıdır ve özeldir çünkü ''BİTTİ'' denilen yerde silah arkadaşlarını toplayıp EMPERYALİSTLERE Son tokatı atan Başkomutanımızdır Devletimizin kurucusudur. Bu konuda sizlerinde fikirlerinizi merak ediyoruz...

GERÇEKLER TV

103,118 görüntüleme • 1 yıl önce

BARIŞ, BÜROKRATİK DEĞİL, SİYASİ BİR İRADENİN ESERİ OLMALIDIR Yarım asırdır Türkiye’nin yüreğini yakan ve enerjisini tüketen büyük bir meselede belki de en kritik dönemece girmiş bulunuyoruz. Terörle mücadeledeki kararlılığımız ne kadar netse; Kürt meselesini şiddetten, terörden, silahtan tamamen arındırma irademiz de o kadar nettir. PKK’nın ilk eyleminden bugüne 14 başbakan, 6 cumhurbaşkanı ve 11 meclis değişti. Bu sıralardan binlerce milletvekili geçti. Bize çözümün adresi sorulduğunda, her zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni işaret ettik. Meseleyi güvenlik ihtiyacımızın yanı sıra, demokrasimizin gelişmişlik seviyesiyle iç içe ele aldık. 12 Eylül sonrasında partimizin kapalı olduğu dönemde, aynı geleneğin devamı Sosyaldemokrat Halkçı Parti, Doğu ve Güneydoğu Raporu yayınladığında sene 1989’du. O gün şunu söylüyorduk: “Doğu ve Güneydoğu Anadolu sorunu da, Kürt sorunu da Türkiye’nin demokratikleşme ve demokratik haklar sorunu ile iç içedir. Nitekim sorunların yoğunlaşarak arttığı dönem, demokrasinin askıya alındığı dönemdir.” 1990’lı yıllarda çözüm için bazı girişimler oldu. Keşke o girişimler başarılı olabilseydi. Aradan geçen sürede mesele bölgesel bir hal aldı. İran, Irak ve Suriye’deki Kürt meselesi, Türkiye’nin güvenlik politikalarıyla iç içe geçti. Şimdi soru şu: Peki ya bugün de çözemezsek, yarın bu meseleye hangi yabancı güçler müdahil olacak? Dolayısıyla ciddiyetle ele almamız gereken çok değerli bir süreci konuşuyoruz. Bu barış, bürokratik bir iradenin değil, siyasi bir iradenin eseri olmalıdır. Bizler hepimiz bu ülkenin siyasetçileriyiz. Meclis’e şu sıralar bir çerçeve yasa gelecek. Ben Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun üyesiyim. Yasanın metnini bilmiyorum. Basına sızdığı kadarıyla biliyoruz. Milletin vekilinin görmediği bir metinle barışın toplumsallaşabilmesi zordur. Meclis’in kapanmasına şunun şurasında iki hafta kaldı. Elli yıllık bir meselenin yasal çerçevesini iki haftaya sıkıştırmak size normal geliyor mu? Şimdi diyebilirsiniz ki “Muhataplar aralarında anlaşmışlar, pişmiş aşa su katmayalım…” Zamanla yarıştığımızın farkındayım. Zaman değerlidir. Ama ortak akıl da değerlidir. Ne yaptığımızı bilelim. Böylesi bir meselede aramızdaki anlayış farklarını azaltmamız gerekiyor ki “Biz şimdi ne yapıyoruz?” diye sorduklarında anlattıklarımız körün fili tarifine benzemesin. Merhum Dışişleri Bakanımız Turan Güneş’in TBMM kürsüde dile getirdiği sözlerini anımsatmak istiyorum: “Bazı ülke sorunları vardır ki, o ülke sorunlarını insanlar veya partiler tek başlarına çözemezler; o konularda birbirleriyle yarışa giremezler; girerlerse, Türk demokrasisine çok büyük bir maliyet yüklemiş olurlar.” İşte bu mesele de öyle bir meseledir.

Oğuz Kaan Salıcı

24,117 görüntüleme • 7 gün önce

📌BAŞKAN ALİ KOÇ: “BU SEÇİM ÖNCESİ YAPILMIŞ BİR OPERASYONDUR!” Ali Koç, C. Alanyaspor maçı sonrası basın mensuplarına açıklama yaptı. 💥 “BENİM KALBİM BU VÜCUTTA ATTIĞI MÜDDETÇE…” “Pazar günü seçim var. Sadece şunu size ifade etmek istiyorum. Bu seçim öncesi yapılmış bir operasyondur. Kimse bana digital atamaydı filan hikayesini anlatmasın. Zaten federasyondaki herkes de digital atama filan olmadığını gayet iyi biliyorlar. Bile-bile, isteye-isteye, buraya en son atanacak bir hakemi Galatasaray nick name’i ile eğitim programına katılacak kadar yüzsüz birini buraya atamak seçim öncesi zaten pazar günkü maçtan sonra böyle bir şey bekliyorduk. Bizim seçimimize bir operasyondur. Yalnız olay bu hakemler değil. Bu hakemlerin ne olduğu, bu iki hakemin de ne olduğu Fenerbahçeliler tarafından gayet iyi bilinir. Şimdi buradan açık açık Türkiye’ye sesleniyorum. Benim kalbim bu vücutta attığı müddetçe Sn. Ferhat Gündoğdu’nun ne olduğunu, kim olduğunu, neyi temsil ettiğini öyle ya da böyle tüm ülke görecek. Çünkü bu iş böyle olmaz. 💥“BUNU BURAYA YOLLAYAN KİŞİ BU İŞİN SORUMLUSUDUR” Sn. Federasyon Başkanı ne dedi: ‘VAR hakeminin hata yapmasını kabul edemem.’ Biraz bekledik. Sizin temsil ettiğiniz kanallarda bu konu nasıl yorumlanıyor, nasıl ele alınıyor diye. Ve çok enderdir bir pozisyonda iki penaltı pozisyonun aynı anda olması. Burada böyle bir pozisyon yaşandı. Hangi otoriteye sorarsan sor, ‘Ya iki penaltı var’ diyor, ‘ya iki pozisyondan biri kesin penaltı’ diyor. Şaka gibi. Uzatmalar zaten iki dakika oynandı. VAR’a gidecekmiş gibi dinledi. Sonra da maçı bitirdi. Bunu buraya yollayan kişi bu işin sorumlusudur. 💥“FENERBAHÇE SEÇİMLERİNE BİR OPERASYONDUR, BİR MÜDAHALEDİR” Sn. Başkan size sesleniyorum: ‘Siz dediniz ki, ‘VAR hakemi hata ya-pa-maz.’ Tavrınızı bekliyoruz. Türk futbolunun selameti için MHK hakeminizin, başkanınızın kim olduğunu, ne olduğunu lütfen ve lütfen kulak verin. Bütün Ankara bu konuyu, bu kişiyi konuşuyor. Siz niye kulak vermiyorsunuz? Etraflıca niye araştırmıyorsunuz? Zaten hakemlik kariyeri açısından MHK Başkanlığı yapabilecek bir sicile de sahip olmayan bir insanı… Geçen sefer atadılar, arkasına birini koydular. Ahmet Şahin diye. Esas oydu. Hala akıl hocası o ve birkaç kişi daha. Buraya bu hakemin seçim öncesi atanması Fenerbahçe seçimlerine bir operasyondur, bir müdahaledir. 💥“BİZ ÖYLE YA DA BÖYLE ŞAMPİYON OLACAĞIZ” Biz öyle ya da böyle şampiyon olacağız. Bugün çok mu iyi oynadık, hayır. Beraberliği hak ettik mi, kesinlikle hayır. Bir penaltı kaçırdık. Saçma sapan bir gol yedik. Kalecilerin kaderinde bu vardır ama en kritik yerde geldi. 3-0, 5-0, 4-1 iken gelse bir şey olmaz. Tamam ama o demek değildir ki iki bir değil, iki pozisyonda aynı anda bir kornerde penaltıyı VAR’ın çağırmaması, hakemin gördüğünü çalmaması, VAR’ın da onu çağırmaması olacak iş değil. Bu adamlar buraya bir vazife için geldiler. Vazifelerini yerine getirdiler. 💥“BU ZİHNİYET 100 MİLYONLARCA EURO HARCANAN TÜRK FUTBOLUNUN BAŞINDA OLAMAZ, OLMAMALI!” Geçen hafta burada bir derbi maçı oynandı. Çizgiyi geçen topta golümüz verilmedi. Kırmızı kart verilmesi gereken pozisyon VAR’dan verildi. Orta saha hakemi vermedi. Rakibimizin attığı golün gol olduğunu iddia ediyor. Fenerbahçe’nin çizgiyi geçen golü neredeyse hiç konuşulmuyor. Yapı-yapı derken bunları boşuna söylemiyoruz. İnanın sezonun başındaki bu durumlar aslında sezon sonundaki sıralamayı belirleyen ana unsurların başında geliyor ama şunu söyleyeyim; bu işin intikamı olacaktır. Böyle iki tane hakem yollayıp bize operasyon çekip seçimleri etkilemek için veya pazar günü çok baskı yedik, Fenerbahçe’ye kıyak yaptık gibi gözüküyor. Medyada böyle hava yaratılıyor ya medyada onun için bu sefer de tam tersini yapalım. Bu zihniyet 100 milyonlarca Euro harcanan Türk futbolunun başında olamaz. 💥FEDERASYON BAŞKANINA ÇAĞRI! Sn. Başkana bir kez daha sesleniyorum.Türk futbolu paydaşları tarafından iyi niyetinizden şüphe edilmesini istemiyorsanız, bu konuya derinlemesine bakmanız gerekiyor.

fenertalks

15,564 görüntüleme • 10 ay önce

Saray rejimi kokuşmuş, çürümüş bir rejim. Her gün yeni bir felaket haberiyle uyanıyoruz. Açlık ve işsizlik kol geziyor. Sokaklarımız tetikçi çeteler tarafından işgal edilmiş. Polis sokak ortasında vuruluyor, bıçaklanıyor, saldırıya uğruyor. Kızlarımızın kafası kesiliyor. Uyuşturucu çeteleri siyasete ve bürokrasiye sızmış gençlerimizi zehirliyor ve şimdi ulaştığımız noktada görüyoruz ki SGK'dan günlük 8 bin TL almak için oluşturulmuş bir çete tarafından şimdiye kadar bilinen 12 yeni doğan bebeğimiz öldürülmüş. Biz, Gazze'de bebekler öldürülüyor diye üzülüyorduk meğer İstanbul'da hastanelerde bebeklerimiz öldürülüyormuş. Üstelik bu yıllardan beri sürüyor. Bizim tespit edebildiğimiz, Savcılığa ilk suç duyurusu, dikkat edin 2007 sonbaharında Şişli Savcılığına yapılmış. Bir doktor tarafından hem de 3 kez yapılmış. Bir işlem yapılmamış. Bugüne gelelim; 28 Mart 2023'te bir vatandaşımız CİMER'e ihbar etmiş, 2 Mayıs 2023'te. 5 hafta sonra CİMER İstanbul Sağlık İl Müdürlüğü Özel Hastaneler Bölümüne suç duyurusunda bulunmuş. Bunu iletmiş. İl Sağlık Müdürlüğü suç duyurusunu İstanbul Emniyetine bildirmiş. Ancak ne zaman bildirdiğini bilmiyoruz. Çünkü evrağın üzerinden tarih bölümü kesilmiş. İl Sağlık Müdürü kim o tarihte? Şimdi Sağlık Bakanı olan Kemal Memişoğlu. Kemal Memişoğlu müfettiş görevlendirmiş mi? Hayır. SGK'yı uyarmış mı? Hayır. Onların soruşturma başlatmasını istemiş mi? Hayır. İstanbul polisi araştırmayı derinleştirmiş, derinleşen araştırma neticesinde Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığından soruşturma ve teknik takip için izin istemiş. Aralık 2023'te eski Sağlık Bakanı Fahrettin Koca izin vermiş ve bugüne geldik. Böyle bir rezaletin ortaya çıkmasının nedeni Saray rejiminin yönetim zihniyetidir. Bu cinayetlerin diğer bir sorumlusu, yıllardan bu yana Sağlık Bakanlığı üzerinde etkisi herkes tarafından bilinen menzil cemaatidir. Evet, soruyoruz: Bakanlığı yönetiyoruz, ihale alıyoruz, veriyoruz derken iyiydi. Şimdi neredesiniz? Ölen bebekler gece rüyanıza giriyor mu? Kul hakkı yemek nasıl oluyormuş? Bebeklerin kul hakkını yemek nasıl oluyormuş? Bu bebek cinayetlerinin siyasi sorumlusu eskisi ve yenisiyle Sağlık Bakanlarıdır. Gelen bilgilerden anlaşılıyor ki 12 bebek ne yazık ki buzdağının su üzerinde görülen kısmıdır. Çok daha büyük kötülükler muhtemelen suyun altında. Bu olayın üzerine gidilmez, bütün gerçekler ortaya çıkmaz, katil şebekeleri ve menfaat şebekelerinin iş birliği ile bu olayın üzeri kapatılırsa Türk sağlık sektörü çok ağır bir darbe yer. Sıkıntılar artar. Hastaneler insanların şüpheyle yaklaştığı, güvenmesi gereken doktorlara kötü gözle baktığı, şüpheyle baktığı, güvenmediği yerler haline gelir. Ayrıca sağlık turizmi de ağır bir darbe alır. Bundan dolayı bu vahim ve üzücü durum bir fırsat olarak kullanılmalı ve iltihaba derin bir neşter atılmalıdır. Bu zehir sağlık sistemimizin bünyesinden uzaklaştırılmalıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bir araştırma komisyonu derhal kurulmalıdır. Soruşturmanın selameti için Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu derhal istifa etmeli ya da görevden alınmalıdır. Dün gece ben sosyal medyada bakanın istifa etmesi gerektiğini ifade eden bir mesaj atınca Sağlık Bakanı Memişoğlu bana bir mesaj yolladı. Bu mesajla bir de evrak fotoğrafı vardı. ‘Soruşturmayı ben başlattım. Neden benim istifa etmemi istiyorsunuz’ dedi. Ben de kendisine cevap verdim, ‘Sayın Bakan, acaba Enerji Bakanı'nın istifa etmesi gerektiğini mi düşünüyorsunuz?’ Ayıp! Bakan Memişoğlu'na istifa etmesini söylüyoruz. Eğer Japon Sağlık Bakanı olsaydı, harakiri yapardı. Sağlık Bakanlığına muhakkak bundan sonra tarafsız hiçbir partiye mensup olmayan menzil tarikatına da yakın olmayan dürüst bir kişi soruşturma bitene kadar atanmalıdır. Zafer Partisi olarak Türk milletine söz veriyoruz: Bu 12 bebeğimizin hakkını, hukukunu, ailelerinin hakkını, hukukunu sonuna kadar savunacağız.

Ümit Özdağ

915,305 görüntüleme • 1 yıl önce

IShowSpeed’i hala ciddiye almayanlar var. Siz varın almayın ama bu çocuğun etkisi, diplomatik pasaporttan daha kuvvetli. Sadece eğlendiriyor sanıyorsanız, vizyonsuzlukta seviye atlamışsınız demektir. Adam, Amerika’nın Çin hakkında 800 milyon dolar dökerek yıllarca yaydığı algı operasyonunu tek bir yayınla tuzla buz etti. Üstüne Çinliler öyle bir misafirperverlik, öyle bir planlama gösterdi ki adamı resmen ülkenin onur konuğu gibi gezdirdiler. Cyber şehirler, uçan arabalar, su üstünde giden araçlar, katlanabilir telefonlar, metroda tünelde bile kesilmeyen 5G, hızlı trenler, gökdelenler… Adamın gözleri faltaşı gibi açıldı. Parasıyla aldığı katlanabilir Çin marka telefonunu her yerde gururla gösteriyor. Sonuçta 41 milyon kişinin Çin’e bakışı bir yayında değişti. Bu yayınların etkisini fark eden Çin yönetimi ne yaptı? Jet hızıyla 144 saat vizesiz giriş uygulamasını genişletti. Ardından ne oldu? İnsanlar akın akın Çin’e gitmeye başladı. Yeni bir kavram doğdu: “IShowSpeed rotası”. Gidenler kendi yayınlarını açtı, gerçekleri paylaşmaya başladı. Yıllardır Çin’e çamur atan kanalların izlenmeleri düştü, gelirleri çakıldı. Başladılar Youtube’u suçlamaya. Neymiş? “Algılarımız niye eskisi kadar parlatılmıyor?” E canım benim… Gerçekler böyle bir şey işte. Bir kişinin etkisiyle bir ülkenin kültürü, turizmi, teknolojisi, halkıyla ilgili algısı değişti. ISpeedShow’un yayınları “kelebek etkisi” yarattı. Türkiye’de bu fırsatı kaçırdık... 1. Galata Kulesi’nde İngilizce Bilmeyen Görevliler… T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Galata Kulesi’ni devraldınız ama oraya yerleştirdiğiniz görevliler İngilizce bilmiyor. Çocuk en temel tarihi bilgiye ulaşamıyor, kule hakkında bilgi istiyor, görevli gözünün içine baka baka sırıtıyor. Şaka mı bu? İBB daha iyisini yapardı. Mirasımızı turistlere anlatabilecek, maaşını hak edecek kişileri koyardı. Bu liyakatsizlik, bu sorumsuzluk kelimenin tam anlamıyla utanç verici. Şanghay’da banka güvenlik görevlileri bile size yardım edecek kişiler meşgulse size gelir ve “May I help you?” diye sorar. Turistik bir alandaki görevli ise “I don’t know” deyip sırıtıyor. Yazık, gerçekten yazık. Turistik alanlarda çalışan güvenlik görevlisi temel seviyede de olsa İngilizce konuşmalıdır. 2. ISpeedShow’un Rehberi İngilizce bilmiyor ? ISpeedShow’un rehberi, yani Türk Elon Musk, İngilizce bilmiyor, çocuğa eşlik ediyor ama İngilizce konuşamıyor. Sonra ne oluyor? Tüm dünya, “Türk rehber İngilizce bilmiyor” diye dalga geçiyor. Çin’de Trump taklidi yapan adamla ISpeedShow karşılaşıyor, adam şakır şakır İngilizce döktürüyor. Bizde ise… boş ekran. 2025 Türkiye’sinde hala durum bu. 3. Dondurma Şovunda Rezillik Sürekli yapılan o zorla dondurma şovu sizin zannettiğinizin aksine herkese keyif vermiyor. Çocuk daha önce gitmiş zaten oraya. İkinci seferde ne sevdiğini sormamışlar bile. Oyun istemiyorum diye defalarca söylüyor ama satıcı İngilizce bilmiyor üstüne bir de IShowSpeed’in ağzına peçete tıkıyor🤦‍♀️ Bir de bunu “Türk misafirperverliği” diye pazarlıyorlar. Sizin ağzınıza tıksalar, güler misiniz gerçekten? Pes. 4. Korku Evi ve Hayvanat Bahçesi: İstanbul’un Tanıtım Kılavuzu Bu mu? Bu vizyonsuzluğun zirvesi. IShowSpeed’i hayvanat bahçesine ve korku evine götürmek. Şehirde yapacak onca şey varken, çocuğu hayvanat bahçesine götürüyorlar. Yetmiyor çocuğu maymun ısırıyor. Yayını izleyenler İstanbul’da maymunların yaşadığını zannediyor. İstesen bu kadar olmaz. Dünyanın en eski şehirlerinden biri, kültür, tarih, sanat, teknoloji… Hiçbiri yok! Neden? Çünkü “bi şeyler yapalım da zaman geçsin, gülsün eğlenelim” kafası hakim. Planlama sıfır. Vizyon sıfır. 5. Türk Hamamındaki görüntüler… 🤦‍♀️ 6. Sürekli takılan yayın, internet sorunu! 😫 Bu ülkenin imajına yapışmış en büyük kötülüklerden biri CİDDİYETSİZLİK. “Aman canım abartma”cılar, “Biz İngilizce değil, o Türkçe öğrensin”ciler, Ne vizyon var ne strateji. Sosyal medyada ne oldum delisi olanlarla ülke tanıtımının sonucu… Sadece bugünü düşünen, “eğlenelim yeter” diyen zihniyetin sonunda gelinen nokta bu.

Evrim Kanbur

1,714,641 görüntüleme • 1 yıl önce

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi'den çok önemli açıklamalar: ◾️Bu dönemde Mücteba Hamanei hiç görmedim. Birkaç kişi dışında kimsenin onu gördüğünü sanmıyorum. ◾️(Mücteba'nın Rehber seçileceğini düşünüyor muydunuz?) O her zaman adaylardan biri, bu makam için uygun kişilerden biri olarak görüldü. Karar Uzmanlar Meclisi'ne aittir. ◾️Bölge, bizim tüm bölgeyi (stratejik noktaları) vuracağımıza ve onların buna cevap veremeyeceğine inanamıyordu. Bu, gerçekleşen büyük bir dönüşümdü ve aslında bölgenin güvenlik yapısını tamamen değiştirdi. İran'ın tüm bölgeyi vurması, hem de tamamını... ◾️Savaştan önce Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nde çok sayıda toplantı yaptık. Tüm senaryolar incelenmişti. Örneğin; eğer Amerika tek başına saldırırsa ne yaparız? Rejim (İsrail) ile birlikte saldırırlarsa ne yaparız? Eğer altyapı tesislerimize yönelirlerse ne yaparız? ◾️Ve bir senaryo daha vardı ki o en son ihtimaldi: "Ya Liderlik (Rehberlik) makamını vururlarsa ne yapacağız?" ◾️Toplantıda hiç kimsenin dili bunu söylemeye varmıyordu. Bunu dile getirmek bile çok zordu. Bu yüzden buna bir kod vermiştik: "110 Kodu". Herkes "110 Kodu" denildiğinde neyin kastedildiğini biliyordu. ◾️İşte bu yüzden karşı saldırı anında başladı; hem de çok düzenli, planlı ve organize bir şekilde başladı. Kesinlikle gafil avlanmadık. Her şeye karşı hazırlıklıydık. ◾️Görüştüğüm tüm bakanlar, dost ya da düşman fark etmeksizin, İran'ın bu savaştan daha güçlü çıktığını söylüyorlar. İran dünyayı şaşırttı. ◾️On gün önce ateşkes yapmış olsaydık hem Laricani'yi kaybetmezdik hem de Asaluye ve Mübareke Çelik tesisleri elimizde zarar görmemiş bir şekilde olurdu. ◾️İki kez tünele toplantı için girdim. Ben ve Dışişleri Bakanlığı yardımcıları, savaş sırasında Dışişleri Bakanlığı binasını terk etmedik. ◾️Bölge liderlerinden biri İran’ı askeri saldırıyla tehdit etti; ona, 'Eğer vurursan doğrudan seninle savaşa gireriz' uyarısında bulundum ve savaşın sonuna kadar o Arap ülkesini bombaladık. ◾️Dey ayı (Aralık-Ocak) olayları için hazırlıklı değildik. Elbette 18 ve 19 Dey tarihlerinde dış bir komplo devreye girdi; halkın üzerine ateş açmaya başlayan silahlar ve eğitimli güçler ülkeye sokuldu. ◾️18 Dey’den sonraki Çarşamba günü, savaşın eşiğine kadar geldik. O iki günün olayları, düşmanın savaş için toplumsal zeminin hazır olduğunu düşünmesine yol açtı. ◾️12 günlük savaşta, ne tür değerlere sahip olduğumuzu anladık; ne yazık ki 12 günlük savaştan sonra da bu değerlerin kadrini bilmedik. ◾️Sayın Hicazi’yi neredeyse enkazın altından çıkardılar. Özel kalem müdürü ise bedeninden hiçbir iz kalmayacak şekilde şehit oldu. Birkaç saniye içinde "Beyt" (Rehberlik Ofisi) yerleşkesine üç saldırı gerçekleştirildi. ◾️Savaşın üçüncü günü, bölge ülkelerinden birinin dışişleri bakanı beni aradı ve şöyle dedi: "Topraklarımıza yaptığınız saldırıların misillemesi olarak birkaç saat sonra ülkenizin falan noktasını vuracağız; ancak biz devam etmeyeceğiz, siz de devam etmeyin. Aksi takdirde, bizimle sizin aranızda da savaş başlayacaktır." ◾️Son savaş, bölgenin güvenlik yapısını değiştirdi. Tüm adımlarımız, daha öncesinden Şehit Lider'in onayından geçmişti. ◾️Biz petrol ihraç edemezsek, bölgedeki hiç kimsenin petrol ihraç etmesi mümkün değildir. ◾️ABD’nin "sıfır zenginleştirme" şeklindeki mantıksız talebine karşı direndik. Karşı taraf, müzakere yoluyla istediği sonuca ulaşamayacağını görünce savaşa yöneldi; "müzakerelerin savaşa yol açtığını" söylemek doğru değildir. ◾️Bence 12 günlük savaşı durdurmak, nizamın aldığı doğru bir karardı. 12 günlük savaş, 40 günlük savaştaki zafer için bir ön hazırlık oldu. ◾️40 günlük savaştan önce müzakerelere, esasen ileride kimse "Eğer müzakere etseydiniz savaş çıkmazdı" diyemesin diye başladık. Biz ve askeri güçler, savaşın yeniden patlak vereceğinden emindik. ◾️Ben kendi itibarımı korumak için değil, İslam Cumhuriyeti'nin çıkarları için dışişleri bakanıyım. Bunun aksi bir tutum ihanet sayılır. Sunucu: Eğer biz 7 Esfend’de (26 Şubat) birkaç yıllık askıya almayı (nükleer faaliyetleri durdurmayı) kabul etseydik savaş çıkmaz mıydı? ◾️Bunu kesin olarak söyleyemeyiz ama kabul etseydik savaştan daha büyük bir zarar görürdük; çünkü ülkenin onurunu satmış olurduk. Sunucu: Ben olsaydım, Trump ve Netanyahu gidene kadar birkaç yıllık askıya almayı kabul eder, sonra zenginleştirmeye yeniden başlardım. ◾️Biz zorbalığı ve teslimiyeti bir gelenek (yol) haline getirmemeliydik; bu yüzden savaş pahasına da olsa müzakerelerde dik durduk. ◾️Bölge liderlerinden biriyle görüştüm. Çok kibirli bir tavırla ve davranışlarında hissedilen bir tür sevinçle şöyle dedi: 'Emin olun ki size saldıracaklar. Nükleer tesislerinizi yok edecekler, petrol tesislerinizi de mahvedecekler ve siz karşılık vermeyeceksiniz; çünkü bizzat sizi (şahıslarınızı) vuracaklar ve liderliğinizi de hedef alacaklar. ◾️Onlara, konunun sizin hayal ettiğiniz kadar basit olmadığını söyledim. Eğer bizim herhangi bir noktamızı vururlarsa, biz de buna karşılık gelen noktayı hedef alırız. ◾️Ancak daha sonra bazı Amerikan ve Siyonist çevrelerden gelen analizler duyduk. Bazıları bize, onların bölge ülkelerine şu açıklamayı yaptıklarını söyledi: 'En fazla bir ay daha dayanın; bu hikaye sonsuza dek bitecek. ◾️Anayasa'da barış zamanı mı, savaş zamanı mı yoksa başka bir durum mu; buna Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi'nin karar vermesi gerektiği belirtilir. Ayrıca barış ve savaş kararı, anayasaya göre nihayetinde Rehberlik makamına bağlıdır. Yani tüm bu karar alma süreçleri önceden belirlenmiştir. Bu, "sen ben şöyle olur, böyle olur" diyeceğimiz bir şey değil; her şeyin tam olarak hesaplanması gerekir. ◾️Amerika ile savunma muhtırasının (Mütabakat Zaptı) onaylandığı o son toplantı günü. Hani şu çokça sorgulanan ve hakkında çok konuşulan toplantı. O malum son toplantı, akşam saat 9’da başladı, gece 3’e kadar sürdü. ◾️Ateşkes çok daha zor güvenlik şartları altında gerçekleşti. O sırada Yüksek Konseyi (tek bir yerde) toplama imkanı yoktu. Çünkü toplansak, o bina anında bombalanırdı ve ülke büyük bir felaket yaşardı. ◾️O dönemde daha küçük çaplı toplantılar yapıldı (4'erli, 3'erli gruplar halinde) ve onların sonuçları birleştirildi. ◾️Tabii ki o zaman da hem lehte hem de aleyhte görüşler vardı. Ama o günün şartlarını, sonraki şartlarla asla kıyaslayamazsınız. İki kişinin bir araya gelmesinin bile çok zor olduğu savaş koşulları altındaydınız. Ama sonuçta görüşmeler yapıldı. ◾️ Ancak nihayetinde şu şartla kabul edildi: "Eğer Amerika, bizim sunduğumuz 10 maddelik planın müzakerelerin temeli olmasını kabul ederse."

Ramazan Bursa

434,510 görüntüleme • 17 gün önce

Değerli vatandaşım, Türk halkı, yani sen, büyük bir ekonomik krizin pençesindesin. 5 yıldır alım gücün düşüyor. Enflasyon canavarı, mutfağındaki ekmeği her geçen gün biraz daha küçültüyor. Ufukta düzelme umudu olmadan her gün her saat yeni bir sıkıntı yaşıyoruz. Gelin size tek tek bu sıkıntıyı neden çektiğimizi anlatayım; 1) İnşaat şirketleri, holdingler, işadamları vergisini ödemiyor. Kurumlar ve gelir vergisine uygulanan istisna ve muafiyetler yüzünden 2023 yılında 1 trilyon 100 milyar TL vergi kaybımız oldu. Zenginden vergi almıyorlar, sonra dönüp emeklilere, memurlara, işçilere "zam yapamayız, kaynak yok" diyorlar. 2) 2002 yılından bugüne kadar 13 kere vergi affı çıkarttılar. Yani vergi kaçıranları affettiler. Kaçakçıyı, rüşvetçiyi affediyorlar sonra dönüp üç kuruşuyla geçinmeye çalışan, pazarcının, tuhafiyecinin, küçük esnafın, zanaatkârın, KOBİ’nin peşine düşüyorlar. 3) Servet sahibinin finansal kazançlarını vergilendirmiyorlar. Bakın 2022-2023 arası Kur Korumalı Mevduat sahiplerine 1 trilyon 235 milyar TL faiz ödedik. Ama bu faiz kazancından hiç vergi almadılar; "siz vergiden muafsınız" dediler. Buna karşılık vatandaş mutfak tüpüne yüzde 15 ÖTV, yüzde 10 KDV ödüyor. Benzine, mazota yüzde 44 ÖTV, yüzde 20 KDV ödüyor. Zenginler faiz kazancından muaf tutuluyor, vatandaş bebek bezine bile KDV ödüyor. Böyle adalet olur mu? Mutfak tüpü, çiftçinin, sanayicinin, vatandaşın kullandığı mazot lüks tüketim midir ki bu kadar ÖTV alınıyor? Oysa zenginler, servet sahipleri, faiz ve borsa kazançları hiç vergilendirilmiyor. Mevduat faizi yüzde 50 ama bu kazancın vergisi yüzde 7,5... Parası olan servetine servet katıyor, vatandaş ise sürekli borçlanarak yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Zafer Partisi iktidarında benzin, mazot, mutfak tüpü ve benzeri vatandaşın kullandığı bütün ürünlerde ÖTV sıfırlanacak. Gıda fiyatlarından günlük ihtiyaçlarımıza kadar iğneden ipliğe bütün fiyatlar düşecek. 4) Bakınız pandemi bitti ama Türkiye’de gıda fiyatları enflasyonu hala yüzde 60! Bu alanda dünya birincisiyiz. Mehmet Şimşek "enflasyon düşecek" diyor. Düşecek dediği fiyat artış hızı. Yani et, süt, yumurta, sebze, şeker, ekmek fiyatları yine artmaya devam edecek ama yılık yüzde 60 değil, yıllık yüzde 30 artacak. Başarı bu mu? Ben onu şu anda alamıyorum ki yarın yüzde 30 daha arttığında nasıl alacağım? AKP hükümeti "vatandaşın refahı, alım gücü nasıl artacak?" onu söylemiyor. Holdinglere, zenginlere uygulanan vergi istisnaları, muafiyetleri kalkacak. Oradan elde edilen gelirle 2023 yılında çiftçiye ödenmeyen 200 milyar TL ödenecek. Çiftçi kâr edecek, daha çok üretecek. Zafer Partisi iktidarında holdinglere değil çiftçiye alım garantisi verilecek. Türkiye tarım cenneti olacak. 5) Herkes kazandığı kadar vergisini verecek. Türkiye, Porsche'e, Mercedes'e binen ama beş kuruş vergi vermeyenlerin cenneti olmayacak. Herkes vergisini adil olarak ödeyince emekli maaşı asgari ücretle eşitlenecek. Asgari ücret 24 bin TL’ye arttırılacak. 6) AKP döneminde eğitim perişanlığa döndü. Özel okullar yıllık 500 bin TL ücret isterken imkânı olmayan vatandaşlarımız çocuklarını İmam Hatip Liselerine göndermek zorunda kalıyor. İmam Hatip olsun ama bütün ortaokul ve liseleri imam hatip yaparsan olmaz. Türkiye 82 ili 922 ilçesi ile üst düzey bilimsel eğitim veren Fen Liselerine ihtiyaç duyuyor. Bunların bir kademe altında, yabancı dil eğitimi de veren onlarca Anadolu Lisesi gerekiyor. Türkiye’de 208 üniversite var ama genç işsizlik oranı yüzde 29’a yükseldi. Buna karşılık ara eleman açığı imalat sanayiinde 300 bine ulaştı. Üniversite mezunu gençler işsiz beklerken, üretici de ara elemanı bulamıyor. Böyle plansızlık olur mu? Zafer Partisi iktidarında Türkiye’de açılan bu apartman üniversiteler meslek yüksek okulları ve teknik liselere döndürülecek. Eğitim ile özel sektör bir araya getirilecek. Gençlerimiz, Türkiye’nin bütün ilçelerinde, eşit olarak aldıkları eğitim seviyesi sayesinde Avrupalı akranlarıyla rekabet edebilecekleri bir seviyeye gelecekler. 7) AKP iktidarında teknolojiye dayalı üretim geriledi. 2000’li yılların başında 15 milyar dolar olan dış ticaret zararı 100 milyar dolara yükseldi. Türkiye’nin hem döviz bağımlılığı hem de dış borcu arttı. 2002’de 120 milyar dolar olan dış borç 450 milyar dolara çıktı. Dışa bağımlılığı bitirebilmenin tek yolu var o da ekonomik olarak güçlü olmak. Üretmek. Teknoloji geliştirmek. Sanayi bacalarının tütmesi. Teknoloji geliştirecek genç beyinlerin yetişmesi. Zafer Partisi iktidarında Türkiye geleceğini, eğitimini, sanayisini, tarımını, teknolojisini bir bütün olarak planlayacak. Devlet ve özel sektör beraber tek bir hedefe yürüyecek; tam bağımsız, kalkınmış, milleti refaha ermiş bir Türkiye. Milletin her zümresi, her ferdi, üstüne düşen görevi eksiksiz yapacak ve kendine düşen kazancı eksiksiz alacak. 8) Ve 13 milyon Suriyeli, Afgan sığınmacı ve kaçak için her yıl 11 milyar dolar harcıyoruz. Çocuğunun nafakasını tanımadığın sığınmacılara harcıyorsun. Onların varlığından dolayı hayat pahalılığı, kiralar artıyor. Ve işlerimizi sigortasız çalışan yabancılara kaybediyoruz. Bize insanca yaşayacağımız maaşı vermeyenler bir de "Türkler tembel, çalışmak istemiyor" diyorlar. Bu ülkeyi biz inşa ettik, kendi ülkesini savunamayıp kaçanlar değil. Sonuç olarak ekonomik kalkınma, refah, saray rejiminin gitmesi ve sığınmacıların/kaçakların vatanlarına dönmesi için Zafer Partisi’nde buluşalım.

Ümit Özdağ

450,798 görüntüleme • 1 yıl önce

Bu bir; “Ya kaza değilse” analizidir. Jeopolitik Fırtınanın Tam Ortasında: “Cephe Suriye, Araç Libya, Mesaj Ankara.” Genkur. Baş. Org. Selçuk Bayraktaroğlu’nun davetlisi olarak Ankara’ya gelen Libya Genkur. Baş. Org. Muhammed Ali Al-Haddad, MSB Bakanı Yaşar Güler ve diğer üst düzey Türk askeri yetkililerle görüştükten sonra ülkesine dönerken, uçağı Ankara yakınlarında düştü. / Libya Genelkurmay Başkanı uçağının Ankara semalarında düşmesi ve yakın geçmişte yaşanan (havada olanlar dahil) ardışık olaylar birer kaza ve tesadüften mi ibaret? En baştan söylemek zorundayız. Evet, mümkün? Ama biz bunların sadece birer kaza ve tesadüften ibaret olmadığını da düşünmek zorundayız. Çünkü dizilim son derece sıra dışı ve tam bir jeopolitik mücadelenin ortasında yaşanıyor. Bütün bunların raslantısal olduğunu düşünüyorsanız, bu yazıyı okumanıza gerek yok. Ama raslantısal olmadığını düşünüyor ve ne olduğuna dair muhakemenizi-bakış açılarınızı geliştirmek istiyorsanız; biraz zihniniz yorulacak, ama eminim okumanıza da değecek. / Hadi başlayalım: - Türk C-130’unun Azerbaycan’dan dönerken Gürcistan üzerinde düşmesi. - Türkiye 4 savaşın ortasında kalmış, merkezde ve kenar kuşakta doludizgin yaşanan doğrusal etkiler, asimetri ve manipülasyonlar. - Karadeniz başta denizlerde yaşanan istikrarsızlığın/ardışık olayların havada da gözükmesi. - En son Türk Hava Sahasında görülen menşei belirsiz S(İHA)lar. - Ve son olay: Libya Genel Kurmay Başkanının uçağının Ankara semalarında düşmesi… Benzeşen bağlam; yakın geçmişte İran Cumhurbaşkanının helikopterinin Güney Kafkaslarda düşmesi. /// Bütün bu olaylar raslantısal mı, komplo mu, bir etki/mücadele biçimi mi? Tekil olarak mı okunmalı, bağıl mı? Gerçekte nedir; bir baskı/manipülasyon mimarisinin katmanları mı? /// Libya’da 3 günlük yas ilan eden Libyalı yetkililer olayın ilk saatlerinde ‘uçağın bir kaza kırıma uğradığı’ açıklaması yaptı. Oysa bu dakikada olayın bir kaza kırım olduğunu tespit etmek mümkün değildi. Bu açıklama/ön alma çabası, durumun Libya için de kadar hassas olduğunu gösteriyor. TC. İletişim Başkanlığı ise; “Bu süreçte kamuoyunun sadece resmi makamlar tarafından yapılan açıklamalara itibar etmesi; bunun haricinde sosyal medyadaki teyitsiz bilgi, spekülasyon ve komplo teorilerini dikkate almaması, dezenformasyon girişimlerine prim verilmemesi adına oldukça önemlidir” açıklaması yaptı. Bu açıklama da Türkiye’nin; ‘daha kontrollü, daha az konuşur, daha az görünür’ bir yaklaşımla, daha kapalı, daha sert, daha sıkı bir faza geçtiğini gösterir. /// Olayın değdiği noktalar: - Akdeniz, MEB-deniz yetki alanları, kaynak ve alan mücadelesi, - Gazze savaşının başlangıcından beri Türkiye-İsrail arasında başgösteren gerginliğin bölgesel ve teopolitik rekabete, sürtüşmeye dönüşmesi, - İsrail-GKRK-Yunanistan yakınlaşması, - İsrail-YPG/PYD yakınlaşması, - Suriye’nin üniterleşme arayışı ve Türkiye’nin olası Suriye Harekatı, - Libya iç dengeleri, Afrika geçidi, enerji ve üsler, - Kafkaslarda Orta Koridor mücadelesi, - Türkiye yaşanan operasyon ve güç kavgalarının temas ettiği uluslararası ayaklar. /// Bu olay bir kaza değilse, Yüksek Düzey Askeri-Diplomatik Güvenlik Olayı (High-Level Military-Diplomatic Security Incident) sınıfa girmiştir: Bu sınıfın özellikleri: - VIP askeri hedef, - Devlet merkezinde gerçekleşme, - Kritik görüşme sonrası zamanlama, - Alınan kararları manipüle etme potansiyeli, - Ve çoklu aktörü; devleti/alanı/güç odağını etkileme potansiyeli. Bu tür olaylar kazayla başlar, ama kazayla bitmez. /// Kim kazandı sorusu en önemli ipucu: Stratejik analizde ilk soru “kim yaptı?” değil, “kimin işine yaradı”dır. Peki bu olay kimin işine yarar? /// Türkiye-Libya hattından rahatsız olanlar: - Doğu Akdeniz’de Türkiye-Libya deniz yetki alanları, - Trablus merkezli meşru askeri yapı, - Türkiye’nin Akdeniz’de kalıcı askerî varlığı, Bu hatta istikrar değil, belirsizlik isteyen herkes için bu olay kazançtır. /// Libya’da “komuta boşluğu” isteyen aktörler: Libya’da hala ciddi bir komuta boşluğu var. Ülke, siyasi olarak parçalanmış ve askeri yapılar arasındaki bütünlük hem iki başlı ve hem de eksenler içi bağlar oldukça zayıf. Libya Genelkurmay Başkanı Muhammed Ali Al-Haddad, yalnızca bir asker değil, aynı zamanda Libya'da dengeyi sağlayan önemli bir figürdü. Bu tür kritik bir liderin kaybı, iç politikada gerginlikleri artırabilir ve dış müdahalelere zemin hazırlayabilir. /// Türkiye’de iç güç mücadelelerini uluslararası zeminlerde nasıl kullanıldığı, örnekleriyle tarihsel olarak bilinir. Bu konuda hiç polemik yapmayacağım, hiç de girmeyeceğim. Sadece şunu vurgulayacağım: Yakın dönemde kamuoyunun da yakından ilgilendiği sansasyonel medya-fuhuş-uyuşturucu operasyonlarında, iç siyasi rekabet ve eksen içi güç mücadelelerinde ayak izi görülen uluslararası bağ nedir? Olan ve olası iç operasyonlar ile olası Suriye harekatının etkilenme potansiyeli nedir? Bu tür olayların caydırıcılığa psikolojik saldırı modu vardır. Algı artık harp unsurudur, sessiz ama derin etkilidir. /// Şimdi en hayati, en dikkat çekmek istediğim nokta: Ya da en tehlikeli senaryo: Yanlış okuma: Bu tür olayların en tehlikeli sonucu, yanlış aktöre yanlış anlam yüklenmesidir. Yanlış bir okuma: - Yanlış diplomatik tepkiyi, - Yanlış askeri pozisyonu, - Yanlış cepheleşmeyi, - Yanlış geri dönüşsüz tırmanmayı getirir. Yani “Yanlış savaş/yanlış mücadele ihtimali” tam da bu eşikte doğar. Bu tür durumlarda devlet, aceleci kararlar almaktan kaçınarak, “Ya Sabır” çekip stratejik sabra yönelir. “Aceleyle alınan kararlar, yanlış sonuçlar doğurabilir” diye düşünür. Ancak bu stratejik sabır da kendi içinde büyük bir risk taşır. Çünkü bu süreçte de; - 2014 Kobani olayları merkezli 2013-2015 yanlış odaklanma, - “2019’dan beri olduğu gibi” durağanlık ve zaman tuzağına düşme olasılığı vardır. Yavaş ilerlemek, bazen gereksiz yere duraklamaya ve fırsatları kaçırmaya yol açabilir. /// Bu olayın Libya üzerinden görünmesi ama Ankara’da olması, bana şunu söylüyor: Hedef coğrafya başka, mesaj verilen merkez Türkiye. Suriye dosyası şu an Türkiye’nin askeri olarak en sıcak, diplomatik olarak en kırılgan ve uluslararası alanda en ağır baskıyla karşılaştığı dosya. Ve bütün şu başlıklar aynı anda masada: - Türkiye’nin “bekle-gör”den çıkma hazırlığı, - Suriye’nin kuzeyinde yeni bir askeri harekat, - YPG/PKK terör örgütünün varlığı, statüsü, - Suriye (YPG/PKK-HTŞ-Dürziler-Nusayriler) + Gazze üzerinden yeniden şekillenen Türk-ABD-İsrail-Rusya-İran-Arap denklemi, Bu ortamda Türkiye’nin karar eşiklerini etkilemek isteyen biri, doğrudan Suriye hattına dokunur. Ama doğrudan vurmak pahalıdır, o yüzden dolaylı vurur. Libya bu denklemde kullanılıyor olabilir mi? Evet, hem de sadece bir tek mermiyle birkaç kuşu vurabileceği için tekrar tekrar evet. Son sözü Türkiye’nin aklı, caydırıcılığı ve caydırıcılığını kullanma iradesinin belirleyeceğini çok iyi biliyorlar. O yüzden bütün oyun da; Türkiye’nin stratejik aklı ile caydırıcılığını kullanma iradesini etkileme üzerine dönüyor.” /// Libya Özeli: Libya, Türkiye için meşru ve savunulabilir bir angajman alanı. Türkiye'nin Libya'ya müdahalesi, meşru hükümeti destekleyerek dengeleri lehine değiştirti. Ayrıca, Türkiye'nin Libya'daki rolü, Hafter ekseniyle kurulan ve gelişen ilişkiler de, Libya'nın üniter yapısının korunması açısından da çok önemli. Türkiye, burada açık bir siyasi ve askeri inisiyatif kullanıyor, ancak bu durum bazı dış aktörler tarafından hazmedilemiyor. Özellikle AB-Yunan-İsrail-BAE hattında. Yani Libya’ya dokunmak, Türkiye’ye önce “başka dosyalar da yanar” mesajı veriyor. Bu aslında çapraz bir baskı tekniği: Suriye’de hamle yaparsan, bedelini Libya’da, Akdeniz’de, hatta merkezinde üretsin demek istiyor. /// Ankara’da olması: Karar merkezine, karar merkezinde mesaj: Bu çok kritik. Eğer konu sadece Libya olsaydı: olay ya Libya’da olurdu ya Akdeniz üzerinde ve gelirken. Ama olay Ankara kalkışlı, Ankara yakınında, stratejik kararların alındığı bir görüşme sonrasında yaşandı. Bu; “Tek mermiyle çoklu atış yapıyorum: Sahada değil, masada verilen kararlara mesaj veriyorum” demektir. Bu, Türkiye’nin geliştirdiği/geliştireceği inisiyatifleri, özellikle de harekâtı önlemek isteyen irade(lere) ait bir sinyaldir. /// Bütün bu yaşadıklarımızda 2013-2015 terör kuşağında olduğu gibi ve/veya 2019’dan beri yaşanan jeopolitik engelleme-zaman kazanma süreçlerinde olduğu gibi, benzer şeyler görüyorum. Ama koca bir fark eşliğinde. O zaman Karabağ Savaşı, Ukrayna savaşı, küresel-teopolitik Gazze manipülasyonu ve İsrail karşı katliamları ile İran-ABD/İsrail savaşları yaşanmamıştı. Bütün bu olaylar dizisi, bu mücadelelerin bağlamında yaşanıyor. O zaman yeni durumu kavramsallaştırmaya çalışalım: 2013-2015 terör saldırı kuşağının çok daha gelişmişi; - Çok eksenli, - Çok aktörlü, - Çok devletli, - Çok alanlı, - Çok zamanlı, - Çok daha tehlikeli, karar mekanizmalarını ve sosyolojik fay hatlarını hedef alma potansiyeli son derece yüksek bir asimetrik saldırı ve maniplasyon kuşağının içindeyiz. /// Bu tür olaylar birkaç sonucu tekil ya da çoklu üretmek ister: - Türkiye’nin kararlarını etkilemek, - Türkiye’yi durdurmak, - Durduramıyorsa oyalamak, zaman tuzağına düşürmek, - Türkiye’yi yanlış yere savurmak. /// Peki ben neden hala ısrarla olası Suriye harekatının peşinde koşuyorum? - Türkiye’de Suriye ön koşullu “Terörsüz Türkiye süreci” çöker. YPG/PKK terör örgütünün Türkiye’ye bir tuzak kurduğu, oyun oynadığı, zaman kazanmaya çalıştığı ortaya çıkar. - Türkiye Suriye harekatına hazırlandığını gösterir. - Türk karar verici heyet (Fidan-Güler-Kalın) Şam’a gider. - Bunlar bazı aktörlerin kırmızı çizgisine girer. - Bu karar verici ziyaretle eş zamanlı Suriye’de çatışmalar çıkar, YPG/PKK ekseninden iddialı, yüksek perdeden tehditler ve mesajlar gelir. - Türkiye’de YPG/PKK paydaşı açık ve kapalı bazı aktörler aktifleşir. - Siyasetteki (iktidar kanadı içindekiler dahil); İran ve ABD eksenlerindeki Kürtçülerin ayrışması ve rekabeti ayak izleri kendini göstermeye başlar. - Ve diğer İrancı ve Atlantikçiler devrededir. - FETÖ devrededir. - Dışarıdaki angajeler maliyetli olduğu için doğrudan karşı çıkamazlar. - O nedenle dış kaynaklı dolaylı, flu, inkâr edilebilir olay-olaylar üremeye başlar. - Bunlar peşi sıra olaylar dizisi şeklinde gelişir. - Diğer radikaller (IŞİD vb) fonda rol alma peşindedir. - Kimi yüksek profilli, merkezde, belirsizken, kimi kenar kuşaktadır. Sonuçta; Türkiye bir karar verirken “arka planda başka dosyalar da açılır” duygusu üretilir. Konsantrasyonu bozulmak istenir, “özellikle zafiyeti olanlar başta” kişisel mesajlar ve etkiler üretilir. Bu tam olarak: çok alanlı caydırma, çok dosyalı baskıdır. Bugün güney merkezli yaşanan olayların kaynak kodunda bir terör devletinin inşaşı ve Türkiye’nin bunu engelleme iradesini kırma çabası vardır. Kuzey merkezli olayların kaynak kodunda da Türkiye’yi savaşta taraf etme çabası. /// Kaza değilse (-ki kaza olsa bile durum okuması çok değişmiyor) bu olay, Libya’dan çok “Suriye karar dosyasını” etkilemeyi amaçlamış bir ön-alıcı baskı ve uyarı hamlesidir. Bunu başarırlarsa amaca ulaşmış olurlar. Libya gibi görünen bu olay Ankara’da yaşanıyor, ama sadece Libya’yı değil Akdeniz’i, Gazze’yi, Suriye’yi, Suriye Harekatını ilgilendiriyor. O yüzden bu mesajın bir özeli bir de geneli var: Özeli: Cephe Suriye, mesaj Ankara, araç Libya. Geneli: Cephe Türkiye’nin stratejik özerkliği, mesaj Ankara, araç Libya. /// Türkiye için aşırı sert tepki de risktir, ama geri çekilme de risktir. Bence doğru olan kararı bozmayıp, yöntemi sertleştirmektir. Bu yoğun asimetri, manipülasyon ve baskı ortamında Türkiye’nin hareket ekseni aslında çok belirgin ve masumdur. İster İran; “Türkiye’yi İsrail’le savaştırmak/karşıtlaştırmak istesin”, ister İsrail/ABD; “Türkiye’yi İranla savaştırmak/karşıtlaştırmak istesin.” İster AB-İngiltere Akdeniz denklemini bozmak, Karadeniz’i ısıtmak, ister Rusya Türkiye’yi karşısında değil yanında-yakınında görmek istesin. Türkiye’nin geleceği yakın tehdidini yok etmekten geçer. Çünkü en büyük tehdit, en yakın tehdittir. Bütün bu olaylar, en büyük yani en yakın tehdidi, uzak ve küçük bir tehdit olarak gösterme çabasının bir parçasıdır. Hançer El bu Kemal-El Kaim hattına değdiği an… Türkiye sadece çoklu cepheleri değil, çoklu ihtiras ve dogmaları da çökertmiş olur. Aynı IŞİD ve dogmasını Dabık’ta çökerttiği gibi. Bir ömür öğrenilenle-bir gece sabahlayarak yazılan yazılardan biri oldu. Saygılarımla… Abdullah Ağar 24 Aralık 2025

Abdullah Ağar

143,146 görüntüleme • 7 ay önce

NEDEN DİYE HİÇ DÜŞÜNDÜK MÜ? 1. Neden Osmanlı’da Müslüman Türkler fakir, gayrimüslimler zengindir? Yunan Ord. Prof. Dr. Dimitri Kitsikis: “Batılılar bizi kışkırtana kadar Osmanlı’yı, Ermeniler, biz (Yunanlılar) ve diğer devşirmeler yönetiyordu.” 2. Neden Anadolu’daki Türkler İstanbul’a (o zamanki adıyla Konstantinopolis) gitmek için bulunduğu şehrin eşrafından, ağasından, beyinden, borcu olmadığına ve geri döneceğine dair iki kefilli muhtesip vizesi istenirken, bu vize Yunandan, Ermeniden, Yahudiden ve diğer gayrimüslimlerden istenmezdi? 3. Neden Boğaz’ın iki yakasındaki yalılarda, köşklerde, Marmara Denizi’nin çevresindeki yalılarda, köşklerde bir tane Müslüman Türk yaşamıyordu? 4. Neden Osmanlı Bankası dahil 12 bankanın sahipleri Yunan, Ermeni, Yahudi iken Türkler bankada işçi olarak bile çalışamıyordu? Duruma istisnai bir tepki olarak Mithat Paşa Ziraat Bankası‘nı (Memleket Sandıkları) kurmuş, 4 yıl sonra da Mithat Paşa Taif’e (Arabistan’da) sürgün edilip zindanda boğdurulmuştu! 5. Neden Anadolu’da doktor, eczacı, hatta köy bakkalları bile Yunan veya Ermeniydi? 6. Neden Türkler 10 yıl, hatta 15 yıl askerlik yaparken, Osmanlı vatandaşı Yunan ve Ermeniler askerlikten muaf tutulmuştu? Bu durumun ticaret, sanat ve her türlü faaliyetten Türklerin dışlanmasına yol açtığı bilindiği halde sürdürülmüştür!? 7. Neden Osmanlı’da Tanzimat aydınları, “Bu alfabe bizi cahil bıraktı, Latin alfabesine geçelim,” diye İlbasan kongreleri düzenliyorlardı? (Zaten tapu daireleri, telgraf ve saraydaki bazı yazışmalar ve mektuplar Latin alfabesiyle yapılıyor, örneğin 1795 tarihinde Hatice Sultan’ın mimar sevgilisine yazdığı mektup Latin alfabesiyledir.) Durum böyle iken, Anadolu’daki Türkmen-Oğuzlara, Müslüman Türklere neden Arap ve Fars harfli uyduruk Osmanlıca dayatılmıştır? Osmanlı’da en az 90 yıl boyunca Osmanlı alfabesinden kurtulma çalışmaları yapılmış iken, neden alfabe bir gecede değişti yalanını yıllarca yaydılar? Doğrusu, bu süreç 90 yıl + 1 gecedir. 🔽Detay 🔽 Bir Amerikalı gazeteci Atatürk’e der ki: “Neden milletin alfabesini değiştirip cahil bıraktınız?” Bilge Atatürk de cevaben der ki: “Ben 10 bin kişinin alfabesini değiştirdim ama uygun alfabe ile halkıma okuma yazma öğrettim.” (Bkz. Murat Bardakçı video ekte) 8. Neden Cumhuriyet idaresi “Bulgarlara Osmanlı Arşivi’ni sattı” yalanını yayarlarken, AKP döneminde Milli Kütüphane’nin içinde çok kıymetli el yazması eserlerin de bulunduğu 147 ton tarihi eseri Hurdasan’a kilosu 50 kuruştan sattıklarını söylemiyorlar? Kaldı ki, Bulgaristan’a Yunan, Arnavut, Karaman, Memlûk veya Makedon arşivini vermediler, kendi arşivini verdiler. Onlar da bunu çöpe atmadılar, bilakis güzelce tasnif edip Türkçe dahil 8 dile çevirdiler ve dünyaya açtılar. 9. Neden Cumhuriyet idaresinin camileri yıktığı ve Kur’an’ı yasakladığı yalanını yayarken, sözde Halife Padişah Sultan Vahdettin’in Beyoğlu’ndaki Ağa Camii’ni parayla gayrimüslimlere satıp, İstanbul’un göbeğine Papa heykeli diktiğini söylemiyor, yazmıyorlar? Papa 15. Benoit’in heykeli 1921’de Harbiye’deki St. Esprit Kilisesi’nin bahçesine dikilmiştir. O dönemin parasıyla 6.980 liraya mal olan heykel için Halife Padişah Sultan Vahdettin de 500 Osmanlı Lirasıyla sponsor olup destek verdi. Heykel İtalyan heykeltıraş Quattrini tarafından yapıldı. Yine Bilge Atatürk’ün, Sultan Vahdettin’in sattığı bu camiyi Yunanlardan satın alıp tadilat yaptırarak cami olarak ibadete açtığını niye yazamıyorlar? Hatta savaşta tahrip edilen diğer 138 camiyi de tamir edip ibadete açtığını neden yazmıyorlar? Yine Niğde, Aksaray gibi pek çok yerde kiliseleri de camiye çevirdiğini yazamıyorlar!? 10. Sonuç: Yemen’den Fizan’a bitmek bilmeyen savaşlarda ömür tüketen, kırılıp yok edilen Anadolu’daki Türk kimin umurundaydı? Hiç Yemen Ağıtı dinlediniz mi? 1 dakika ayırıp dinleyin lütfen Sizce bu sorularıma dürüstçe, eğip bükmeden cevap verecek bir tarihçi çıkar mı? Bahtiyar Aydın Eski Çağ Tarihi Uzmanı

Sakalar İskitler(Gizlenen Eski Anadolu Halkı)

976,688 görüntüleme • 9 ay önce