Video yükleniyor...

Video Yüklenemedi

Ana Sayfaya Dön

Şimdilik talebimin arkasında durmaya devam ediyorum. X’teki görünürlük kısıtlamasını aşabilmek için videoların altına bırakacağınız her nokta, yalnızca bana verilmiş bir destek değil; sesimizin daha fazla insana ulaşmasına ve düşüncelerimizin daha geniş bir çevrede karşılık bulmasına katkıdır. Lütfen bunu, yaşanabilir bir ülkenin inşâsı için koyacağınız küçük ama değerli bir tuğla...

10,319 görüntüleme • 22 gün önce •via X (Twitter)

35 Yorum

Sırrı Er profil fotoğrafı
Sırrı Er22 gün önce

İnsanı canından bezdiriyorsunuz. Videoyu yüklemek bile başlı başına bir mesele. @X

HAKK'A DAVET EDEN profil fotoğrafı
HAKK'A DAVET EDEN22 gün önce

Ey insanlar! @konusmasanati Sırrı Er gibi demokrasi ve adalet kahramanlarını desteklemekten neden çekiniyorsunuz?

Gültekin Ertekin profil fotoğrafı
Gültekin Ertekin22 gün önce

Teşekkür ederiz,entelektüel ve aydın duruşunuz için.

Neyzen Tevfik 🕵️‍♂️🎓🍷🍾 profil fotoğrafı
Neyzen Tevfik 🕵️‍♂️🎓🍷🍾22 gün önce

🙏,

YILMAZ MERCİMEK profil fotoğrafı
YILMAZ MERCİMEK22 gün önce

Sayın @konusmasanati @X #X bunu bize neden yapıyor. Haklarını arayan insanlara neden bunu yapıyor bir türlü anlamış değilim. Hak savunucularına bunu yapan #X suç örgütüne uyuşturucu ticaretini yapanlara aynısını yapıyor mu?

🪻Tuğba🪻 profil fotoğrafı
🪻Tuğba🪻22 gün önce

Emekleriniz zayi olmasın insaallah👏🪻

Erdal “MatematikÖğretmeni” Hoca profil fotoğrafı
Erdal “MatematikÖğretmeni” Hoca22 gün önce

Varlığınız ümit veriyor teşekkür ediyorum

Gökhan TURHAN♥️💙701PM profil fotoğrafı
Gökhan TURHAN♥️💙701PM22 gün önce

.

Kemal Sünnetçi profil fotoğrafı
Kemal Sünnetçi22 gün önce

Konuşma sanatına devam 👍🏻👍🏻

erhan hoca profil fotoğrafı
erhan hoca22 gün önce

Kendine gel x.

...KARAOĞLAN profil fotoğrafı
...KARAOĞLAN21 gün önce

👍👏👏👏👏

UmutluBaba profil fotoğrafı
UmutluBaba22 gün önce

Askeri öğrenciler Masumdur Saygılarımla

Battal profil fotoğrafı
Battal22 gün önce

Teşekkürler

sercan demirci profil fotoğrafı
sercan demirci22 gün önce

Tamam

knn profil fotoğrafı
knn21 gün önce

Başarılar hocam

Halim Uysal profil fotoğrafı
Halim Uysal21 gün önce

@Fetihyakin Devam

Burak Doruk profil fotoğrafı
Burak Doruk21 gün önce

Kibar ve güzel insan, çok teşekkürler emeklerin ve gayretlerin için.

Fth profil fotoğrafı
Fth22 gün önce

.

Abid profil fotoğrafı
Abid20 gün önce

@MEB672 Başarılar...

🇹🇷Necla🇹🇷🫶 profil fotoğrafı
🇹🇷Necla🇹🇷🫶21 gün önce

Adalet mücadelesi için destek⚖️🕊️🌿🕊️⚖️🌿🕊️🌿⚖️

Av. Turan CANPOLAT profil fotoğrafı
Av. Turan CANPOLAT21 gün önce

@avazyan61870 …

hatay.cesur.yöresel.ürünler profil fotoğrafı
hatay.cesur.yöresel.ürünler22 gün önce

İyi yayınlar

Eren profil fotoğrafı
Eren20 gün önce

@MEB672 Selamlar

Bekir T profil fotoğrafı
Bekir T21 gün önce

İyi yayınlar, sesimiz olmaya devam edin lütfen

Yusuf profil fotoğrafı
Yusuf21 gün önce

Sırrı bey ifade etmeye devam...Teşekkürler.

Global ect corp profil fotoğrafı
Global ect corp21 gün önce

Elinize sağlık. Allah kolaylık versin. Hakkı söyleyen diliniz hiçbir zaman susmasın inşallah.

Albert Richman profil fotoğrafı
Albert Richman22 gün önce

Teşekkürler güzel insan

Yusuf Salih profil fotoğrafı
Yusuf Salih21 gün önce

Sizi destekliyoruz. Seviliyorsunuz.

Hakan Tüzün profil fotoğrafı
Hakan Tüzün22 gün önce

💫💫💫

Ercan Taştekin profil fotoğrafı
Ercan Taştekin22 gün önce

🌿🌿🌿

Ağabey profil fotoğrafı
Ağabey22 gün önce

#destek

Adil Aga profil fotoğrafı
Adil Aga22 gün önce

🙏

seyfi profil fotoğrafı
seyfi22 gün önce

Devam

Elif Toprak profil fotoğrafı
Elif Toprak22 gün önce

Destek

Levent Kart profil fotoğrafı
Levent Kart22 gün önce

.

Benzer Videolar

Talebimi yineliyorum çünkü; çare sizsiniz! X’teki görünürlük kısıtlamasını aşabilmek için videoların altına bırakacağınız her nokta, yalnızca bana verilmiş bir destek değil; sesimizin daha fazla insana ulaşmasına ve düşüncelerimizin daha geniş bir çevrede karşılık bulmasına katkıdır. Lütfen bunu, yaşanabilir bir ülkenin inşâsı için koyacağınız küçük ama değerli bir tuğla olarak düşünün. X "#AİHM ve #AYM kararlarının uygulanması zorunludur ve Türkiye’yi yeniden hukuk devletine dönüştürmenin temel şartlarından biridir. Çerçeve Yasa’nın AYM’ye götürülerek kapsamının hukuka uygun biçimde düzeltilmesi de şarttır. Bunu #YeniParti yapabilir ve yapmalıdır.” diyor Ertuğrul Günay. Ertuğrul Günay Herkes için eşit işletilen hukuk ve adalet; kalkınmanın da refahın da medenî olmanın da ilk ve tek şartıdır. Bugün hukuku ve adaleti hiçe sayan ülkelerin içinde bulundukları sefalet ve uğradıkları itibar kaybı herkesin bilgisi dahilindedir. İrili ufaklı kangren hâline gelmiş dâvâların hukuk yoluyla çözülmesi mümkündür. Ama bunun için öncelikle hukukun üstünlüğünü esas alan bir irade ve siyâsî hesapların üzerinde tutulan bir adalet anlayışı gerekmektedir. Mesele yalnızca birkaç dâvâyı çözmek değildir. Mesele, Türkiye’de hukukun yeniden herkes için eşit ve güvenilir hâle getirilmesidir. Hukuk yoksa ne adalet ne refah ne de gerçek anlamda kalkınma mümkündür. "Hak, kuvvetlinin değil, haklının olmalıdır." Nâmık Kemâl "Ben iyi insanım" demekle olmuyor. Kolektif kötülüğe karşı kolektif iyiliği yaymak ama öncelikle bu işe kafa yormak gerekiyor. Hannah Arendt'in ifadesiyle; "Kötülüklerin çoğu hiçbir zaman iyilik ya da kötülük hakkında kafa yormamış insanlardan gelir." Kafa yorma vakti bugün değilse, ne zaman? Videonun sonunda kısır döngüden çıkmanın yolunu tek cümleyle anlattım. #destek

Sırrı Er

13,394 görüntüleme • 27 gün önce

Gönül birlikteliğimiz var. En azından benim düşüncem bu yönde. Talebimi yineliyorum. X’teki görünürlük kısıtlamasını aşabilmem için videoların altına bırakacağınız her nokta, yalnızca bana verilmiş bir destek değil; sesimizin daha fazla insana ulaşmasına ve düşüncelerimizin daha geniş bir çevrede karşılık bulmasına katkıdır. Lütfen bunu, yaşanabilir bir ülkenin inşâsı için koyacağınız küçük ama değerli bir tuğla olarak düşünün. X Size bir deyimden bahsedeceğim: "Mal bulmuş Mağribî gibi sevinmek" beklemediği bir fırsat veya kazançla karşılaşmışçasına büyük bir heyecan ve ölçüsüz bir sevinç göstermek anlamına geliyor. Son derece yanlış bir tutumla, hukuksuzluk kime yapıldığına göre değerlendiriliyor. İktidar yanlıları, muhalif bir gazeteciye, akademisyene, siyasetçiye veya kanaat önderine yapılan müdahaleyi, kendi siyasî hesapları açısından “hak edilmiş” görebiliyor. Muhalif olduğunu söyleyen kesimlerdeki karşılığı da bundan pek farklı değil. “Bizden değilse başına gelen müstahaktır” anlayışı; diğer tarafta, “Onlar zaten bizim düşmanımız” kolaycılığına dönüşüyor. Bir gazeteciye yapılan hukuksuzluğa, sırf iktidarı eleştiriyor diye sevinmek ne kadar yanlışsa; iktidara yakın bir gazeteciye, akademisyene veya siyasetçiye yapılan hukuksuzluğa “oh olsun” demek de o kadar yanlıştır. Üstelik kendisine “muhalif” diyenlerin bunu daha iyi anlaması gerekir. Bugün başkasının hukuk dışı biçimde susturulmasından “mal bulmuş Mağribî gibi” sevinirseniz, sıranın size gelmesine de rıza göstermiş olursunuz. Adalet böyle aranmaz. "Adaletin akıllılık ve erdem olduğunu söylüyorsak; adaletin bilgisizlik olan adaletsizlikten çok daha güçlü olduğunu belirtmek hiç de zor değildir." Devlet, Eflâtun

Sırrı Er

26,380 görüntüleme • 1 ay önce

Bunu istemek zorundayım. X’teki görünürlük kısıtlamasını aşabilmem için videoların altına bırakacağınız her nokta, yalnızca bana verilmiş bir destek değil; sesimizin daha fazla insana ulaşmasına ve düşüncelerimizin daha geniş bir çevrede karşılık bulmasına katkıdır. Lütfen bunu, yaşanabilir bir ülkenin inşâsı için koyacağınız küçük ama değerli bir tuğla olarak düşünün. Haksızlık ve Hukuksuzluk Karşısında Sessiz Kalmanın Bedeli! Yaklaşık 300 bin insan KHK’larla ihraç edilirken; yüzlercesi intihar etmiş, binlercesi ağır stresin ve yıkımın yol açtığı hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalmış birçoğu hayatını kaybetmişken, toplumun büyük bir bölümü bu haksızlık ve hukuksuzluk karşısında sessizliğe bürünmüşken... Daha önce bu topraklarda haksızlık, hukuksuzluk olmadı mı? Elbette oldu. Ama böylesi yaşanmadı. Mesele mağdur edilen insanların yaşadığı acı değildir. Asıl büyük tehlike, hukuksuzluğun sıradanlaşması ve vicdanların buna alışmasıdır. “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” anlayışı, bir toplumun ahlâkî çöküşünün en açık göstergelerinden biridir. Adalet, yalnızca kendimize yapıldığında savunulacak bir değer değildir. Başkasının hakkı çiğnenirken susan, kendi hakkının çiğnenmesi için de zemin hazırlamış olur. Bugün başkasına yapılan haksızlığı alkışlayan veya görmezden gelenler, yarın aynı haksızlığın mağduru olduklarında ve adalet talep ettiklerinde, kendilerini savunacak güçlü bir vicdan bulamayacaklar. Örnek çok... Karamsarlık değil bu söylediklerim. Mevcut durumun tahlili. Bir toplum hukuksuzluk karşısında, "susma hakkımıı kullanıyorum" diyorsa sadece mağdurlar kaybetmez; topyekûn ülke kaybeder. Kaybeden, ülke olur; değerli insanlar olur. Bu ülke hepimizin. Yaşanabilir bir ülke hayâli kurmak ve onu gerçeğe dönüştürmek için el birliğiyle çalışmamız gerekiyor. Bunu yapmak zor olmasa gerek.

Sırrı Er

29,988 görüntüleme • 1 ay önce

Rahatsızlık vermediğim müddetçe talebimi yinelemeye devam edeceğim. X’teki görünürlük kısıtlamasını aşabilmem için videoların altına bırakacağınız her nokta, yalnızca bana verilmiş bir destek değil; sesimizin daha fazla insana ulaşmasına ve düşüncelerimizin daha geniş bir çevrede karşılık bulmasına katkıdır. Lütfen bunu, yaşanabilir bir ülkenin inşâsı için koyacağınız küçük ama değerli bir tuğla olarak düşünün. X Bu ne yaman çelişki! Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin dokuz yıldır özgürlüğünden mahrum bırakılan Osman Kavala’nın ikinci başvurusuna ilişkin dün açıkladığı karar oldukça dikkat çekici. #AİHM Büyük Dairesi, 17 yargıçtan oluşan heyetiyle Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin altı maddesini 3, 5, 6, 10, 11, 18. ihlâl ettiğine hükmetti ve Kavala’nın en kısa sürede serbest bırakılmasının sağlanmasının zorunlu olduğu belirtildi. #OsmanKavala Ayrıca Türkiye’nin, tutukluluk ve mahkûmiyet sürecinin ortaya çıkardığı sonuçları ortadan kaldırmak ve tespit edilen ihlâlleri etkin biçimde gidermesi, tüm önlemleri alması gerektiği vurgulandı ve AYM kararlarına tam saygı gösterilmesinin hukukun üstünlüğünün korunması bakımından şart olduğu özellikle belirtildi. Özetle, AYM kararlarının uygulanmamasının bireysel başvurunun etkinliğini tehlikeye atacağını ve kişileri tanınan hakların somut faydasından mahrum bırakacağı ifade edilmiş ayrıca Kavala'ya 70 bin euro mânevî tazminat ödenmesine, 43 bin euroluk yargılama masraflarının da Türkiye tarafından karşılanmasına hükmetmişti. Rağmen... Mehmet Uçum'un; "AİHM de, Amor da haddini bilsin. Belli ki Türkiye AİHS’e taraf olma durumunu ve AİHM’e bireysel başvuru imkanını gözden geçirmeye zorlanıyor" sözlerinin yorumunu sizlere bırakıyorum. #AltınCag

Sırrı Er

16,221 görüntüleme • 1 ay önce

Talebimi yineliyorum. Çare Sizsiniz! X’teki görünürlük kısıtlamasını aşabilmem için videoların altına bırakacağınız her nokta, yalnızca bana verilmiş bir destek değil; sesimizin daha fazla insana ulaşmasına ve düşüncelerimizin daha geniş bir çevrede karşılık bulmasına katkıdır. Lütfen bunu, yaşanabilir bir ülkenin inşâsı için koyacağınız küçük ama değerli bir tuğla olarak düşünün. X Yıllardır yaşanan hukuksuzluğun yüz binlerce insanın hak gasbından, sosyal ölüme mahkûm edilmesinden, işinin, özgürlüğünün elinden alınmasından ibaret olmadığını, hatta Kavala, Demirtaş, Atalay, Kozağaçlı, İmamoğlu, Kuytul , Kuriş ve Dedetaş’ın çok ötesinde, mahallenin bakkalını, kasabını, her bireyi yakından ilgilendirdiğini; ciddiyetini ve vahametini her şeye rağmen sürekli dile getirdik. Kaç kişiye “yaşanabilir bir ülke” hayâlimizi anlatabildik, bilmiyorum. Mehmet Uçum Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili. AİHM kararlarının esastan bağlayıcı olmadığını, ulusal mahkemelerin ihlâl kararlarına uyup uymama konusunda takdir yetkisi bulunduğunu savunuyor ve Türkiye’nin AİHS’ye taraflığının ve vatandaşın AİHM’e bireysel başvuru hakkının gözden geçirilebileceğini söylüyor. Türkiye, AİHS’ye kendi iradesiyle taraf oldu; Sözleşme’nin 46. maddesiyle kesinleşmiş AİHM kararlarına uymayı taahhüt etti. Daha da ötesi: Türkiye, 4 Kasım 1950 tarihinde Roma'da AİHS'yi imzalayan kurucu 12 ülkeden biridir. Şimdiyse hem bu yükümlülüğün hem de Sözleşme sisteminde kalmanın tartışmaya açılabileceği söyleniyor. Mesele artık yalnızca KHK’lılar, Kavala ya da bir başkası değil. Mesele çok daha ciddi: AİHS ve AİHM’den doğan güvencelerin bağlayıcılığını tartışmaya açan bir hukuk anlayışının hazırlayacağı yeni anayasaya, vatandaş kendi hak ve özgürlüklerini hangi güvenle emanet edecek? Bence işe tam da bu soruyla başlamalıyız! Ve konuşmamın sürpriz konuğu… 🐈 #Kedi

Sırrı Er

24,281 görüntüleme • 1 ay önce

Hoşuma gitmiyor ama çepçevre kuşatılınca S.O.S. sinyali vermek de normal olsa gerek. X’teki görünürlük kısıtlamasını aşabilmek için videoların altına bırakacağınız her nokta, yalnızca bana verilmiş bir destek değil; sesimizin daha fazla insana ulaşmasına ve düşüncelerimizin daha geniş bir çevrede karşılık bulmasına katkıdır. Lütfen bunu, yaşanabilir bir ülkenin inşâsı için koyacağınız küçük ama değerli bir tuğla olarak düşünün. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ediyorum. X Millî irade nedir? Millî irade, milletin sandıkta ortaya koyduğu tercihtir. Ama yalnızca sandığa gitmek değildir. Sandıktan çıkan tercihe saygı göstermek, seçilmişlerin hukuk içinde görev yapabilmesini sağlamaktır. Şimdi yeniden “vesâyet” ve “millî irade” deniliyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı da bunun için bir panel düzenledi. Peki, millî irade yalnızca darbeler söz konusu olduğunda mı hatırlanacak? Muhalefet tam da buradan itiraz ediyor. Ekrem İmamoğlu ve diğer belediye başkanları hakkında yürütülen yargı süreçlerini, 'seçmen iradesinin etkisizleştirilmesi" olarak değerlendiriyorlar. Ekrem İmamoğlu da bunu açıkça “millî iradenin yok sayılması ve gasp edilmesi” şeklinde ifade ediyor. O hâlde soralım: Sandıkta seçilen bir iradeye, sandıktan sonra da saygı göstermek millî iradenin gereği değil midir? Millî irade, işimize geldiğinde hatırlanacak bir kavram değildir. Tıpkı “bekâ” gibi... Her meseleye beka demek, kavramın kendisini de değersizleştirir. Kebapçı esnafından üç harfli marketlere, hal esnafından kabzımala kadar ekonomik meselelerin bile bekâ başlığı altında tartışıldığı günleri gördük. 2019'da Cumhurbaşkanı Erdoğan, sebze-meyve fiyatları tartışması sırasında “halde terör estirenlerin” işini bitireceklerini söyledi. Kaynak: AA 2021'de MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ekonomik sıkıntılar ve işsizlik tartışılırken “teröre yardım ve yataklık yapan bölücü kebapçıların işsizlikte payı vardır” dedi. Kaynak: TBMM 2022'de ise zincir marketlerdeki fiyat artışları tartışılırken, “Sürekli zam yapan zincir marketlerin FETÖ ile irtibat ve ilişkisinin titizlikle araştırılması gerektiğine de inanıyoruz” ifadelerini kullandı. Kaynak: AA Millî irade de bekâ da bu kadar ucuzlatılmamalı. Demokrasi, yalnızca sandığa gitmek değil; sandıkta ortaya çıkan iradeye hukuk içinde saygı göstermektir. Kimseyle hısım/hasım değilim. Sadece adaletin, hukukun ve demokrasinin hâkim olduğu yaşanabilir bir ülke arzu ediyorum; ömrümün son demini de huzur içinde yaşamak istiyorum. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ediyorum. #SOS

Sırrı Er

14,073 görüntüleme • 4 gün önce

Ha gayret! Biliyorum, siz de bıktınız. Ne yalan söyleyeyim, ben de bıktım; hatta yoruldum. Dile kolay... Çok zor şeyler yaşadık. İnsanız neticede... X’teki görünürlük kısıtlamasını aşabilmek için videoların altına bırakacağınız her nokta, yalnızca bana verilmiş bir destek değil; sesimizin daha fazla insana ulaşmasına ve düşüncelerimizin daha geniş bir çevrede karşılık bulmasına katkıdır. Lütfen bunu, yaşanabilir bir ülkenin inşâsı için koyacağınız küçük ama değerli bir tuğla olarak düşünün. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ediyorum. X Akıl başka, zekâ başkadır. Zekâ, insanın öğrenme, kavrama, muhakeme etme, problem çözme ve yeni durumlara uyum sağlama kapasitesidir. Akıl ise bu zihinsel gücü yerinde kullanarak doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, adalet ile haksızlığı ayırt edebilme ve buna göre hüküm verebilme yetisidir. Bugün Türkiye’de yaşananlara şöyle bir bakın. Adaleti, hukuku, ekonomiyi, eğitimi, sağlığı, ifade özgürlüğünü, kadın cinayetlerini, çocuk ölümlerini, depremzedenin feryadını, cezaevlerini, yüz binlerce kamu çalışanının ihracını, askerî okul öğrencisi annelerin çığlığını duymak; çiftçinin ve hayvancının hâlini görmek için gerçekten üstün zekâya mı ihtiyaç var? Hayır! Biraz akıl, biraz vicdan yeter. Mesele sadece iktidar değil. Meclis’te “muhalifçilik” oynayanlar, dün söylediklerinin bugün tersini yapanlar, seçmenin emanetiyle başka hesapların peşine düşenler de aynı problemin parçasıdır. Siyasette fikir değişebilir ama ilke değiştiğinde insan sormadan edemiyor: Değişen fikir mi, menfaat mi? Adalet, bize lazım olduğunda adalet değildir. Hukuk, bizim hakkımızı koruduğunda hukuk değildir. Devlet, adalet, Türkiye hepimizin. Bunları görmek için olağanüstü bir zekâ gerekmiyor. Zekânın türlerine gerek yok. “Sınır zekâ olmak bile yeter” diyelim ve konuyu kapatalım. #SınırZeka

Sırrı Er

17,227 görüntüleme • 10 gün önce

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Meclis’te “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ne (#BirlikteTürkiyeyiz) ilişkin basın toplantısı düzenledi: "Çok titiz bir çalışma sonucu bu noktaya gelindi. Sadece bir yasa teklifi hazırlanmadı, aynı zamanda kelime kelime, cümle cümle her bir noktanın üzerinde durularak bu noktaya kadar gelindi. Zaman zaman siyaseten çok zor virajlardan geçtik. Buralarda da bazı arka kapı diplomasisiyle herkesin belli bir rotada, istikamet üzerinde buluşması temin edildi. Fevkalade önemli bir meseledir. Ayrıca bu sürecin bu noktaya gelmesinin şöyle de büyük bir önemi var. Baştan beri bir şey iddia ediyoruz: Türkiye'de Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun çalışmalarıyla başlayan bu Terörsüz Türkiye hedefi, aynı zamanda bir Türkiye Modeli'nin inşasıdır. Bir üçüncü göze ihtiyaç duymadan, dünyadaki diğer bütün uygulamalarından farklı olarak, tamamıyla yerli, millî, Türkiye'nin kendi siyasi kararlılığı içerisinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gücü içerisinde ortaya konulmuş olan bir çalışmadır, çabadır. Şunu da takdirle ifade etmek isterim ki: Zaman zaman bazı eleştirilerin olduğuna hep beraber şahit oluyoruz. O da özellikle yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi içerisinde parlamentonun hiçbir gücünün kalmadığı, parlamentonun hiçbir etkisinin kalmadığı gibi maksadını aşan yorumlarla karşılaşıyoruz. Bugün burada yapılan müzakere ve onun sonucu ortaya konulan bu siyasi kararlılık, parlamentonun fevkalade büyük bir gücü olduğunu ve bu siyasi gücün de Türkiye'nin en önemli kazanımlarından birisi olduğunu ortaya koyuyor. Ben bütün emeği geçen arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyorum. Bu sürece katkı sunan bütün siyasi partilerimizi, siyasi partilerin yöneticilerini, genel başkanlarını tebrik ediyorum. Bu başarı sadece bir partinin başarısı değil, bu başarı bütün Türkiye'nin başarısıdır. Şimdi dikkatle, titizlikle bundan sonraki süreci hep beraber takip edeceğiz ve milletçe bu sürece sahiplendiğimizi çok daha net bir şekilde ortaya koyacağız. Hayırlı, uğurlu olsun."

T.C. İletişim Başkanlığı

62,038 görüntüleme • 1 ay önce

Türkiye, AKP dönemi olan son 23 yılda "eğitim reformu" diyerek çok fazla sayıda sistem değiştirdi. Bunun asıl amacını eski bakan ve YÖK denetleme kurulu başkanı itiraf ediyor: Bilimsel eğitim almış bir nesil felsefe, mantık, matematik, metodoloji vb. sayesinde eleştirel düşünceye sahip olur ve yönetimi sorgular. Bu da din ve cehaleti araç edinen siyasetçilerin halktan çalarak zenginleşmesi önündeki en büyük engeldir. Bu engeli kaldırmak için de içi boşaltılmış bir eğitim sistemiyle hiçbir işe yaramayan diploma verilir. Liyakat yerine akrabalar kayırılır. Öğretmenler ve bilim insanları düşük ücretlere mahkum edilerek aşağılanır. Böylece bilim değersizleştirilir. Niteliksiz insanlar çok para kazandığını lüks yaşantısıyla sosyal medyada öne çıkarır ve herkes için rol model olur. Toplumda çürüme başlar. Herkes belli bir oranda suç ve ahlaksızlıktan pay alarak zenginleşmeye çalışır. Bu da bir yolsuzluk hiyerarşisi yaratır. İşte bu şekilde siyaset, hukuk, ekonomi ve toplum ilişkisiyle ortaya koyulan bir çürüme yaşanır. Bugün Türkiye'de yeniden lise eğitim sisteminde değişiklik gündeme getirildi. Ancak, bütün bunların basit bir açıklamayla liyakatsizlik veya beceriksizlik olarak görülmemesi gerekir. Çünkü ilkokul mezunu ama aklı selim ve vatansever bir kişi 23 yıl çabalasaydı yine mevcut koşullardan daha iyi bir "sistem" sağlayabilirdi. Zaten bunun için ülkede "eğitim yönetimi" alanında doktoralı çok sayıda "uzman" var! Ancak, tüm bunlara rağmen yine de bu kadar kötü tablo ortadaysa bunun tek nedeni yukarıda açıklandığı gibi bile iste, kasten ve kötü niyetli bir iradedir. Bütün bunların sonucunda da iş dünyasında, kamu kurumlarında, üniversitelerde veya bürokraside son derece büyük sorunlara yol açan liyakatsizlik ve daha da önemlisi biat kültürü yani sorgulamadan, düşünmeden, hukuk ve toplumsal ortak menfaatler gözetilmeden körü körüne partizanlık ve itaat davranışları görülmektedir. Bu davranışlar teşvik edilmektedir. Bu davranışlar 23 yılda bir kültür haline gelerek lise seviyesine kadar inmiştir. Bu, başarılı olmuş sistematik bir projedir! Bugün ergen öğrenciler mevcut yöneticilerin bir kopyası olarak aynı davranışları sergileyecekler; tıpkı siyasetçilerin babadan oğula görevi devretmesi gibi... Bir kez daha söylüyorum ki bilimsel dayanakları olan görüşüme göre, Türkiye'nin yalnızca %3-8 kadar düşük bir orana sahip toplumsal kurtuluşu olabilecek. Bunun için de hayatın her alanında yani devlet, şirket ve birey için bilimsel yönetim danışmanlığı gerekecektir. Bunun önemini ve değerini anlayabilen gerçekten nitelikli temel eğitim alabilmiş kişiler rasyonel düşünce, bilim ve teknik, teknokrasi ve toplumsal adalet çerçevesinde sürdürülebilirlik biliminin dört ana boyutunda refaha kavuşabilecekler. Bunun dışındakiler biat kültürü altında yolsuzlukla zengin olabilir veya örgütlü suçlarla aynı başarıyı (!) kazanabilir. Bunun dışında aileden gelen büyük bir servet olsa dahi bunun garanti görülmemesini önemle hatırlatırım. Çünkü aynı siyasi anlayış "harami" yaklaşımıyla kendilerine göre "kafir" ilan ettikleri kişilerin mallarını yağmalamayı helal kabul ettikleri bir fetva yayımlıyorlar. Bu şekilde herkes ama herkes bir gecede terörist ilan edilerek şirketlerine kayyım atanabilir. Sabah ezanı sırasında PÖH evine baskın yapabilir. Ailesini bir daha göremez ve tüm servetini kaybeder. Türkiye'nin son yıllarda yurt dışından gayrimenkul alımında rekor kırmasının kök nedeni budur. Bazı büyük holdinglerin yönetimi devretmesinin nedeni de budur. Bazı şirketlerin halka arz olmasının nedeni de budur. Bazıları benim böyle paylaşımlara "Ben sizin kadar karamsar düşünmüyorum" şeklinde yanıt veriyor. Bunlar "Fenerbahçe şampiyon olacak." şeklinde bir "fikir" değildir. Benim biyografimde dahi yazmadığım çok fazla detay var. Bunların hepsinin özet açıklaması "finansal yönetim danışmanı" olarak geçer ama ülkemizde unvanların hiçbir önemi yok çünkü herkes serbestçe kullanabiliyor. Ancak, benim için esas olan bilimsel bilgiden ziyade ABD ve İngiltere merkezli dünyanın en büyük yatırım bankacılığı şirketlerinin ortaklarıyla 10 yıldır çalıştığımdan her türlü finans ve istihbarat bilgisini aylık toplantılarda istişare ediyoruz. Milyarlarca dolarlık yatırım kararları bu şekilde alınıyor. ABD, İngiltere, Katar ve Dubai ve daha geniş ölçekte MENA ve bu merkezlerden yönetilen AB veya Çin gibi küresel ölçekte bankalar, borsalar, özel şirketler veya yatırım projeleriyle her türlü bilgiye sahip olabiliyorum. Ayrıca, rekor ölçekli ve çok özel adli bilirkişilik, kayyımlık veya uluslararası tahkim hakemliği gibi hukuk süreçlerinde de aynı dosyaları somut olarak görebiliyorum. Bu nedenle burada "özet" açıklamalarım kimilerine göre "uzun" ama yine de bedava sunulmuş hayat kadar değerlidir. Bütün bunlara dayanarak ben gerçekçi bir yaklaşım ortaya koyuyorum ama kimilerine göre kötümser bulunabilir. 25 yıllık küresel mesleki deneyimlerimde bunlarla çok karşılaştım ama yanıldığım bir stratejik analizim olmadı çünkü tamamının somut dayanakları var. Yalnızca "bilgi asimetrisi" ve "bilişsel önyargı" olarak açıkladığımız gerekçelerle insanlar görüşlerime katılmayabilir. Bunda benim için bir menfaat olmadığı için benim için hiçbir önemi de yok. Ancak, 6 ay sonra "İbrahim Bey, siz söylemiştiniz. Başıma bunlar geldi. Şimdi beni sadece siz kurtarırsınız." gibi çok fazla talep alıyorum. Bunu söylemek için de araya hatırlı dostlar koyuyorlar ama milyon dolar da sunsalar ilgilenmiyorum. Bir kadın ve bir erkek birbirlerinden hoşlanıp seks yaparken bana mı soruyor da 9. aya erişmiş hamilelikte bu çocuğu istemiyoruz aldıralım diye bana geliyorlar. Herkes kararlarının sonuçlarına kendisi katlanır. Bilimsel yönetim danışmanlığı çok boyutlu katma değer yaratır ama mucizeler yaratamaz. Bu ancak şarlatanların bir iddiası olabilir.

Dr. İbrahim Can, CPA

20,259 görüntüleme • 1 yıl önce

Adalet Komisyonu'nda "Çerçeve Yasa" görüşmelerinde yaptığım konuşma: Bugün önümüzde bulunan teklif, büyük acılara sebebiyet vermiş yarım asırlık bir çatışma döneminin mutlak biçimde sonlandırılmasına kapıyı aralaması nedeniyle önemli, fakat son derece eksiktir. İpe un sermek gibi bir niyetim yok. Bu teklifi eksik buluyor, fakat destekliyorum. Destekliyorum, çünkü silahların bırakılması için hukuk bir kapı açmak zorundadır. Ben Diyarbakır’da doğdum, orada avukatlık yaptım. Diyarbakır Barosu Başkanlığı yaptım. İnsan Hakları Derneğinde, İnsan Hakları Vakfı ve Uluslararası Af Örgütünde çalıştım. Hayatımın önemli bir bölümünde faili meçhul cinayetlerin, köy boşaltmalarının, gözaltında kayıpların, işkencenin ve çatışmalarda yitirilen hayatların dosyalarıyla uğraştım. Adliye koridorlarında, Galatasaray Meydanında evlatlarının akıbetini soran anneleri gördüm. Köyünden koparılmış aileleri dinledim, davalarına baktım. Bir gece yarısı kapısı çalınanların korkusunu da cenazesi gelen evlerin sessizliğini de biliyorum. Bu çatışmanın yükünü istatistiklerden değil, insanların yüzlerinden öğrendim. Onun için şunu bütün açıklığıyla söylüyorum: Barışı desteklemek benim açımdan siyasi bir taktik değildir. Birilerine verilmiş bir taviz de değildir. Bu, yıllardır savunduğum yaşam hakkının gereğidir. Bu teklifi, partimize, arkadaşlarımıza faşizan baskılar, hukuksuz operasyonlar, iftira ve şantaja dayalı iddianamelerin gölgesinde bile destekliyorsak, herkes bunun kıymetini bilmelidir. Resul Emrah Şahan gibi arkadaşlarımız hapishaneden bile bu teklifi destekliyorsa, kıymeti bilinmelidir. Belediye başkanlarımız tutuklanırken, seçilmişlere kayyum atanırken, siyasetçiler, gazeteciler ve insan hakları savunucuları yargı baskısı altında tutulurken destekliyorum bu teklifi. Çünkü öncelikle silahlı çatışmaların ilelebet sonlanmasını, Kürt sorununun çözümünün demokratik bir zeminde mümkün olduğunu göstermek istiyorum. Teklif, silah bırakanların hukuki durumunu düzenliyor; fakat topluma dönüşünü yeterince düzenlemiyor. İnsanlar yalnızca savcılığa dilekçe vererek siyasal ve toplumsal hayata dönmüş olmayacak. “Toplumsal bütünleşme” kanunun başlığında kalmamalı, maddelerinde karşılık bulmalıdır. İkinci olarak, sürecin ağırlık merkezi Meclis değil, yürütme olarak kurulmuştur. Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığındaki Kurula geniş yetkiler verilirken Meclis İzleme Komisyonuna yalnızca izleme ve tavsiyede bulunma görevi veriliyor. Oysa bu süreç bir güvenlik bürokrasisi faaliyetine indirgenemez. Meclis düzenli olarak bilgilendirilmeli, raporlar kamuoyuna açıklanmalı ve denetim yetkisi gerçek anlamda güçlendirilmelidir. Üçüncü olarak, altı aylık başvuru süresi hayatın gerçekleri bakımından yetersiz kalabilir. Irak’ta, Suriye’de veya başka ülkelerde bulunanların durumları aynı değildir. Pek çok açıdan güvenlik sorunları yaşanacaktır. Süre uzatılabilmeli; uygulama, insanları dışarıda bırakacak katı bir takvime dönüşmemelidir. Barışın güvencesi yalnızca devletin güvenlik kurumları değil, esas olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi, hukuk ve toplumdur. Bugün burada kusursuz bir metne oy vermiyoruz. Kusurları giderilmesi gereken ama Türkiye’yi ölümden hayata, çatışmadan siyasete taşıma ihtimali bulunan bir adıma oy veriyoruz. İlk adımı, eksik de olsa atmak önemlidir. Bir tür egzersiz gibi görüyorum ben bunu. Barışmayı öğrenme egzersizi. Kürt meselesinin çözümü konusundaki güvenlikçi ezberden çıkma egzersizi. Yıllardır bu ülkede barışı savunanlar suçlandı, soruşturuldu, hedef gösterildi. Barış Akademisyenleri hâlâ “ağaç kökü” yemeye zorlanıyor. Buna rağmen barış demekten vazgeçmedik. Çünkü biliyoruz: Bir tek gencin daha yaşamını kurtarabiliyorsak, bir tek annenin daha kapısına acı haber gitmesini önleyebiliyorsak, siyaset bunun sorumluluğunu almak zorundadır. Bu teklif bir son değil, bir başlangıçtır. Biz bu başlangıca destek vereceğiz; ama bu iktidara karşı demokrasi mücadelesini de derinleştireceğiz. Çünkü bu ülkede artık gençlerin birbirine silah doğrultmadığı, hiçbir annenin çocuğunun ardından ağıt yakmadığı bir geleceği kurmak zorundayız. Mevcut iktidarın böyle bir gelecek ufku yok, biliyoruz. Fakat Türkiye'nin Kürt meselesini bir kez daha küçük hesapları için derinleştirmesine izin vermeyeceğiz.

Sezgin Tanrıkulu

126,658 görüntüleme • 1 ay önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Muş ziyareti sırasında şehitlerimizin kıymetli aileleri ve kahraman gazilerimiz ile iftarda bir araya geldi. Kahraman gazilerimizin değerli ailelerinin de yer aldığı iftarda Bakan Yaşar Güler bir konuşma yaptı. Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: MUŞ, TARİHÎ ZAFERİN SICAKLIĞININ HİSSEDİLDİĞİ KADİM ŞEHİRLERİMİZDEN BİRİDİR Mübarek Ramazan ayının coşkusunu ve huzurunu paylaştığımız bu anlamlı iftar sofrasında güzide şehrimiz Muş’ta sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Birlik ve dayanışma ruhuyla aynı sofrada buluştuğumuz bu bereketli iftar programında Sayın Cumhurbaşkanımızın da sizlere selamını iletmek istiyorum. Muş; Malazgirt’te ortaya çıkan kahramanlık ruhunun ve Anadolu’nun kapılarını milletimize açan tarihî zaferin sıcaklığının hâlâ hissedildiği kadim şehirlerimizden biridir. Murat Nehri’nin bereketiyle yoğrulan bu topraklar tarih boyunca vatanına bağlı, cesur ve fedakâr insanların yurdu olmuştur. Muş’un bu özelliğine ilişkin şairimizin; “Malazgirt’ten yankılanır bu toprakların sesi, Asırlardır bitmez Muş’un vatan nefesi, Murat kıyısında büyür Muş’un yiğidi, Vatan sevgisiyle çarpar onun yüreği” mısralarında ifade ettiği gibi Muş’un Koçyiğit evlatları, Malazgirt’ten Yemen’e, İstiklal Harbi’nden terörle mücadeleye söz konusu vatan olduğunda daima en öne atılmış, “ben de varım” demiştir. Bu köklü emanetin taşıyıcıları olan sizler ve sizlerin şahsında tüm Muşlu kardeşlerim devletinize ve milletinize olan bağlılığınızla, aynı şekilde dayanışma ruhunuz ve samimiyetinizle gönlümüzde ayrı bir yere sahipsiniz. Hiç şüphesiz siz kıymetli şehit ve gazi ailelerimiz ile kahraman gazilerimiz de bu mirasın en önemli temsilcilerisiniz. Bu nedenle bugün sizlerle aynı sofrayı paylaşmak bizler için son derece kıymetli ve anlamlıdır. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN EMANETİNE SAHİP ÇIKMAK EN ÖNEMLİ GÖREV Kahraman ordumuz; sınırlarımızın korunmasından, terörle mücadeleye, Mavi ve Gök Vatanımızın güvenliğinin sağlanmasından uluslararası görevlerin icrasına kadar çok geniş bir alanda, büyük bir özveriyle görev yapmaktadır. Özellikle terörle mücadelede son yıllarda elde edilen tarihî başarılar, ülkemizin ve milletimizin güvenliğinin temin edilmesi bakımından son derece önemli sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Bu kapsamda terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılmış, hudutlarımızın emniyeti güçlü bir şekilde tesis edilmiştir. Şüphesiz bu başarıların arkasında başta aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin fedakârlığı olmak üzere yiğit Mehmetçiğimizin cesareti ve milletimizin yani sizlerin duası vardır. Aziz şehitlerimiz en kıymetli varlıkları olan canlarını vatan ve bayrak uğruna feda ederek bizlere bağımsız bir ülke, onurlu bir gelecek bırakmışlardır. Onların geride bıraktığı emanet, hepimiz için hem aziz bir hatıra hem de büyük bir sorumluluktur. Şehitlerimize yoldaş kahraman gazilerimiz ise bu milletin gurur nişanesi olarak fedakârlığın ve yurt sevgisinin yaşayan timsalleridirler. Onların emeklerine sahip çıkmak ve fedakârlıklarını daima minnetle yâd etmek de bizim için en önemli görevdir. Elbette bu büyük fedakârlığın en ağır yükünü şehitlerimizin ve gazilerimizin siz kıymetli aileleri taşımaktadır. Sizlerin sabrı, metaneti ve vakur duruşu milletimizin ortak hafızasında çok özel bir yere sahiptir. Şunu özellikle ifade etmek isterim ki siz şehit ve gazi ailelerimiz, başımızın tacısınız. Bu yüzden her zaman yanınızda durmaya ve daima sizlere destek olmaya devam edeceğiz. EN UFAK BİR TACİZE KARŞI KOYMAKTA SON DERECE MUKTEDİRİZ Yakın coğrafyamız başta olmak üzere tüm dünyada kritik gelişmelerin yaşandığı, risk ve tehditlerin arttığı karmaşık bir dönemi yaşıyoruz. Buna bağlı olarak da savunma ve güvenlik konuları her geçen gün daha fazla önem kazanıyor. Nitekim en son 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in komşumuz İran’a yönelik başlattığı kapsamlı saldırılar, buna mukabil İran’ın bölge ülkelerini hedef alan misillemeleri güney coğrafyamızı büyük bir tehlike sarmalına sürüklemiştir. Türkiye olarak çatışmaların sonlanması için diplomasi ve çözüm odaklı yaklaşımımızı sürdürürken aynı zamanda ülkemizin, hudutlarımızın ve vatandaşlarımızın güvenliği için gereken tüm tedbirleri büyük bir hassasiyetle alıyoruz. Bu çerçevede Türkiye’nin dostluğunun ve yapıcı çabalarının kıymetinin bilinmesi gerektiğini ifade ediyor, bekamıza yönelik en ufak bir tacize karşı koymakta son derece muktedir olduğumuzu da bir kez daha hatırlatıyoruz. Özellikle vurgulamalıyım ki nitelikli ve disiplinli personeli, modern silah ve teçhizatı, etkin, saygın ve caydırıcı özellikleriyle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, bu coğrafyanın en güçlü ordularının başında gelmektedir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİNİ BAŞARIYA ULAŞTIRMA KARARLILIĞIMIZ DEVAM EDİYOR Yakın bölgemizde yaşanan bu çatışma ortamında güvenlik açısından gerekli tüm önlemleri alırken iç cephemizi tahkim etmek amacıyla da “Terörsüz Türkiye” sürecini başarıya ulaştırma kararlılığımız devam etmektedir. Başta şehit ve gazilerimizin emsalsiz fedakârlıkları olmak üzere kahraman ordumuzun ve kahraman güvenlik güçlerimizin gayretleriyle terörle mücadelede elde edilen tarihî başarılar, ülkemizin geleceği açısından yeni bir dönemin kapısını da aralamıştır. Devletimizin Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde ortaya koyduğu Terörsüz Türkiye hedefi, güvenlik ve huzurun kalıcı hâle gelmesi kadar; - Malazgirt’ten beri bu aziz topraklarda devam eden kardeşliğimizin ebedî kılınması, - Çocuklarımızın, terörün gölgesinden uzak bir ülkede büyümesi, - Ülkemizin daha fazla gelişmesi ve kalkınması, - Ve tüm vatandaşlarımızın refah payının artması anlamına da gelmektedir. Bu konuda devletimizin duruşu açıktır ve herhangi bir tereddüt söz konusu değildir. Bu kapsamda sahadaki gelişmeleri dikkatle takip ediyor, çalışmalarımızı planlı biçimde sürdürerek gerekli tedbirlerimizi her zaman ki kararlılığımızla alıyoruz. Bu süreçte güzide şehrimiz Muş’un da bin yıldır ev sahipliği yaptığı birlik-beraberlik ve kardeşlik iklimini daha pekiştireceğine yürekten inanıyorum. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN ONURUNA LEKE DÜŞÜRÜLMEYECEK Altını çizmek isterim ki bu süreçte atılan ve atılacak tüm adımlar, şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Hedefimiz açık ve nettir; artık tek bir evladımızı kaybetmediğimiz, huzurun kalıcı, kardeşliğin ve iç cephenin güçlü olduğu bir Türkiye. Nitekim son yıllarda terör örgütlerinin eylem kapasitesinin sonlandırılmasıyla, tehdit ortamı yerini huzura bırakmıştır. Bu sayede bölge illerimiz de hak ettiği yatırımları daha fazla ve güvenli bir şekilde almaya başlamıştır. Çok iyi biliyoruz ki güçlü bir Türkiye, her açıdan gelişmiş, imar ve bayındır hâle gelmiş şehirlerle mümkündür. Bu yüzden şehirlerimizde kalkınmanın hızlanmasını, istihdamın artmasını ve gençlerimizin geleceğe daha umutla bakabilmelerini öncelikli görüyoruz. Muş’umuz da sahip olduğu tarihî mirası, bereketli toprakları ve çalışkan insanıyla bu kalkınma yürüyüşünün önemli merkezlerinden biridir. Devletimizin yürüttüğü çalışmalarla önümüzdeki dönemde Muş’un kalkınmasına yönelik yeni projeler, yatırımlar ve hizmetler artarak devam edecektir. Sizlerin de desteğiyle bir ve beraber olarak, geleceğe emin adımlarla yürüyecek ve ülkemizin gücüne güç katacağız. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyorum. Şehitlerimizin ve gazilerimizin siz kıymetli ailelerine ve yiğit gazilerimize, sağlıklı ve huzurlu bir ömür temenni ediyorum. Katılımlarınız için her birinize canıgönülden şükranlarımı sunuyor, iftar programını organize eden başta Sayın Valimiz ve Sayın Vekilimiz olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bu vesileyle bir kez daha hayırlı Ramazanlar ve hayırlı iftarlar diliyor; önümüzdeki hafta idrak edeceğimiz mübarek Ramazan Bayramı’nızı da şimdiden kutluyor ve sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

38,662 görüntüleme • 6 ay önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki TSK Komuta Kademesi, Ramazan ayının son iftarını Hatay’da şehitlerimizin kıymetli aileleri, kahraman gazilerimiz ve onların değerli aileleri ile yaptı. Hataylı kanaat önderlerinin, sporcuların, öksüz ve yetim evlatlarımızın, yaşlı vatandaşlarımız ile engelli vatandaşlarımızın da yer aldığı iftarda bir konuşma yapan Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: MÜBAREK RAMAZAN BAYRAMINIZI EN İÇTEN DİLEKLERİMLE KUTLUYORUM Medeniyetlerin buluşma noktası, hoşgörünün, sevginin ve saygının şehri Hatay’ımızda huzur ve bereketle geçen mübarek Ramazan ayının bu son iftarında sizlerle bir arada bulunmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Sözlerimin başında yarın idrak edeceğimiz mübarek Ramazan Bayramınızı en içten dileklerimle kutluyor, bu vesileyle Sayın Cumhurbaşkanımızın selamlarını da sizlere iletmek istiyorum. Hatay’ımız tarih boyunca kardeşlik ikliminin egemen olduğu, çeşitli inanç ve kültürler ile toplumsal unsurların yan yana ve huzur içinde yaşadığı müstesna bir ilimizdir. Bu yönüyle Hatay’ımız Türkiye’nin mozaiğini en zarif biçimde yansıtan şehirlerimizin başında gelmektedir. Hatay’ımız Anavatan’a katılma mücadelesinde de devletiyle ve milletiyle kader birliği yaparak millî bütünlüğümüzün tamamlandığı bir yer olmuştur. HATAY, 6 ŞUBAT DEPREMLERİNDE AĞIR BİR İMTİHANDAN GEÇTİ Ne yazık ki Hatay’ımız yaklaşık 3 yıl önce, 6 Şubat’ta meydana gelen büyük deprem felaketinde ağır bir imtihandan geçmiştir. Hatay’ımız tarifsiz acılar yaşasa da mayasındaki birlik ve beraberlik ruhuyla ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde devletimizin tüm imkânlarının seferber edilmesiyle, yaralarını hızlı bir şekilde sarmaya başlamıştır. Şehrin sahip olduğu eşsiz mirası çok iyi bilen devletimiz, bir dünya şehri olan Hatay’ımızı tarihî ve kültürel zenginliklerine yakışır şekilde yeniden inşa etmiştir. Bu kapsamda başta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız ile Kültür ve Turizm Bakanlığımız olmak üzere Valiliğimiz, Büyükşehir Belediyemiz, ilçe belediyelerimiz ve ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımız şehrin imarı ve ihyası için emsalsiz gayretler ortaya koymuşlardır. Hatay’ımızın ayrılmaz parçası olan değerli kanaat önderlerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımız da Hatay’ın kadim ruhunun korunması, yaraların sarılması ve sağduyu içinde zorlukların üstesinden gelinmesi için büyük bir sorumluluk üstlenmişlerdir. Bu vesileyle Hatay’ın yeniden mamur hâle gelmesi için gayret gösteren Bakanlıklarımıza, Valiliğimize, Belediyelerimize, sivil toplum kuruluşlarımıza, kanaat önderlerimize ve tüm Hataylı kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. MİLLET OLMANIN GEREKLİLİĞİNİ EN GÜÇLÜ ŞEKİLDE ORTAYA KOYDUK Bugün geldiğimiz noktada Hatay’ın; hafızası olan tarihî mimarisinin ayağa kalktığını ve eskisinden daha güvenli ve modern bir yerleşim merkezi hüviyetiyle geleceğe emin adımlarla ilerlediğini, memnuniyetle takip ediyoruz. Esasen bu zorlu süreçte Hataylı kardeşlerimizin sergilediği yüksek dirayet, devletine olan inanç ve dayanışma ruhu, milletimizin en zor zamanlarda dahi nasıl kenetlenebildiğinin en güçlü göstergelerinden biridir. Bir olmanın ne demek olduğunu ve millet olmanın gerekliliğini en güçlü şekilde ortaya koyduk. Hataylı kardeşlerim şundan emin olmalıdır ki Hatay asla yalnız değildir ve olmayacaktır. Yılmadan, pes etmeden hep birlikte Hatay’ımızı daha güzel günlere kavuşturacağız. Attığımız tüm bu adımlar ve yapılan çalışmalar da bunu temin etmek içindir. Bizler; Hatay’ın kardeşliği esas alan manevi iklimine, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek ferasetine ve çalışkanlığına inanıyoruz, güveniyoruz. ŞEHİTLERİMİZİN VE GAZİLERİMİZİN HAKKINI ÖDEYEMEYİZ Çok kıymetli şehit ve gazi ailelerimiz, kahraman gazilerimiz; bugün burada sizlerle aynı sofrayı paylaşmanın anlamı bizim için çok büyüktür. Aziz şehitlerimiz, canlarını vatan uğruna feda ederek kahraman gazilerimiz, cesaret ve fedakârlıklarıyla bizlere bağımsız bir ülke, onurlu bir istikbal, şerefli bir bayrak bırakmışlardır. Onlar yiğitliğin ve vazife aşkının yaşayan nişaneleri olarak milletimizin gönlünde her daim müstesna bir yere sahip olacaklardır. Şair Mithat Cemal Kuntay’ın dediği gibi; “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Şehitlerimizin aziz hatırası, gazilerimizin fedakârlığı bizim için sadece bir minnet konusu değil aynı zamanda büyük bir emanet ve sorumluluktur. Siz değerli ailelerimiz de yaşadığınız acılara rağmen metanetin ve vakur duruşun en güzel örneğini gösterdiniz. Sizler başımızın tacısınız ve asil milletimizin ortak vicdanında ve gönlünde çok özel bir yere sahipsiniz. Dolayısıyla ne yaparsak yapalım aziz şehitlerimizin, kahraman gazilerimizin ve siz değerli ailelerimizin fedakârlıklarının karşılığını ve haklarınızı asla ödeyemeyiz. Ancak yine de sizlerin hayatını kolaylaştırmak, yaşam standartlarını yükseltmek için ilgili tüm kurumlarımızla birlikte yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Her daim yanınızda durmaya ve sizlere destek olmaya devam edeceğiz. TERÖR TEHDİDİ SINIRLARIMIZDAN UZAKLAŞTIRILDI Aziz şehitlerimizin kutsal emanetinin ve kahraman gazilerimizin onurlu hatırasının sarsılmaz taşıyıcısı olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; hudutlarımızın korunmasından terörle mücadeleye, Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin muhafazasından uluslararası görevlerin icrasına kadar çok geniş bir alanda büyük bir başarıyla vazifesini sürdürmektedir. Özellikle terörle mücadelede son yıllarda yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen operasyonlarla terör örgütlerinin hareket kabiliyeti büyük ölçüde sınırlandırılmış, terör tehdidi sınırlarımızdan uzaklaştırılmıştır. Bu destansı başarının arkasında aziz şehitlerimizin fedakârlığı, kahraman gazilerimizin cesareti, yiğit Mehmetçiğimizin azim ve kararlılığı, kahraman güvenlik güçlerimizin ve kahraman güvenlik korucularımızın gayretleri ve elbette aziz milletimizin desteği vardır. Bugün gelinen noktada terörle mücadelede sağlanan bu önemli seviye, ülkemiz için yeni bir fırsat penceresi oluşturmuştur. İşte Terörsüz Türkiye süreci, tam da bu tarihî zeminde yükselmektedir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE”, İÇ CEPHEMİZİN TAHKİMİ ANLAMINA GELİYOR Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen bu süreç güvenliğin kalıcı hâle gelmesiyle birlikte iç cephemizin tahkimi, kardeşliğimizin güçlenmesi ve çocuklarımızın terörün gölgesinden uzak bir geleceğe kavuşması anlamına da gelmektedir. Son dönemde bölgemizde yaşanan kaotik gelişmeler de bu hedefin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Çevremizde krizler büyüyüp çatışma alanları genişlerken Türkiye’nin içeride birliğini sağlam tutması, kardeşliğini daha da güçlendirmesi bir tercih değil, tarihî bir sorumluluktur. Bu meselede devletimizin duruşu açıktır ve herhangi bir tereddüde yer yoktur. Şüphesiz bu süreçte atılan ve atılacak tüm adımlar şehitlerimizin aziz hatırasına kesinlikle leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna ve emeklerine asla zarar vermeyecek niteliktedir. Hedefimiz açık ve nettir; artık tek bir evladımızı kaybetmediğimiz, huzurun kalıcı, kardeşliğin ve iç cephenin güçlü olduğu bir Türkiye. TÜRKİYE, SAVAŞIN GENİŞLEMEMESİ İÇİN YOĞUN VE YAPICI ÇABALARINI SÜRDÜRÜYOR Yakın coğrafyamız, gerçekten hassas bir dönemden geçmektedir. İran ile İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasında yaşanan şiddetli çatışmalar ve bölge ülkelerine sirayet eden saldırılar, Orta Doğu’daki kırılganlığı daha da artırmıştır. Türkiye, böylesine ateş çemberine dönen bu ortamda savaşın genişlememesi ve diplomasinin yeniden işletilmesi için yoğun ve yapıcı çabalarını sürdürmektedir. Bununla birlikte her ihtimale karşı hazırlıklı hareket ediyor, tüm risk ve tehditleri bertaraf edebilecek tedbirleri, büyük bir azim ve kararlılıkla alıyoruz. Bu konuda en büyük dayanağımız olan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, sahip olduğu nitelikli ve disiplinli personeli, modern silah ve teçhizatı, etkin sevk ve idare kabiliyetiyle bu coğrafyanın en güçlü ordularından biridir ve ülkemizin ve milletimizin güvenliği için üstlendiği görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Özellikle belirtmeliyim ki ülkemiz; jeopolitik konumunun getirdiği sorumluluğun farkında olan, barışın yanında duran, ancak kendi güvenliği söz konusu olduğunda da gerekli tüm adımları atmaktan asla tereddüt etmeyen güçlü bir devlettir. Bundan sonra da köklü ve güçlü devlet geleneğimiz etkin, caydırıcı ve saygın ordumuz ve sarsılmaz millî birlik-beraberliğimizle bu coğrafyada barışın teminatı, güvenliğin de en sağlam dayanaklarından biri olmaya devam edeceğiz. GENÇLERİMİZİN SPORLA BULUŞMASINI SAĞLAYACAK YATIRIMLARI KIYMETLİ GÖRÜYORUZ Şüphesiz güçlü bir devlet yalnızca güvenliğini sağlamaz; aynı zamanda geleceğini de inşa eder. Geleceğin en sağlam temeli ise iyi yetişmiş, sağlıklı ve yarınlara umutla bakan gençlerdir. Bu nedenle şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırırken gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımlara da büyük önem veriyoruz. Bugün Hatay’ımız yaralarını sarmış, daha güvenli, daha dirençli bir şehir olarak geleceğe yürürken bu inşa sürecinde gençlerimizin sporla buluşmasını sağlayacak yatırımları da son derece kıymetli görüyoruz. Başta Gençlik ve Spor Bakanlığımızın güzide çalışmalarıyla yapılan spor yatırımları, Hatay’ın yalnızca konutlarla değil sosyal ve sportif altyapısıyla da yeniden ayağa kalktığını göstermektedir. Bu çalışmalar aynı zamanda gençlerimizin sporla daha fazla buluşmasına, sağlıklı bir hayat sürmesine ve şehir hayatının yeniden canlanmasına önemli katkılar sağlayacak olması bakımından bizleri ziyadesiyle mutlu etmektedir. Bir kısmı aramızda bulunan Hataylı gençlerimizin de son dönemde elde ettiği sportif başarılar da hepimiz için ayrı bir gurur vesilesidir. Bu noktada anne ve babasını kaybetmiş kıymetli evlatlarımız başta olmak üzere bütün çocuklarımızın ve gençlerimizin en iyi şekilde yetişmesini, eğitimle, kültürle, sporla geleceğe hazırlanmasını oldukça önemli görüyoruz. Gençlerimizin olduğu gibi başımızın tacı olan yaşlılarımız, engelli veya bakıma ihtiyaç duyan vatandaşlarımızın da yanındayız. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızın bu konuda yürüttüğü çalışmalarla vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştıran hizmetler sunulması da sosyal devlet anlayışımızın güçlü bir yansımasıdır. NİCE GURUR VERİCİ HİZMETLERE İMZA ATACAĞIZ Türkiye Yüzyılı vizyonumuz doğrultusunda attığımız tüm bu adımlar ve yaptığımız çok yönlü çalışmalar; hem ülkemizi, hem de Hatay’ımızı çok daha güçlü ve çok daha gelişmiş kılmak içindir. İnşallah hep birlikte geleceğe güvenle yürüyecek, ülkemizin yükselişine imkân tanıyacak nice gurur verici hizmetlere imza atacağız. Bu konuda Hatay’ımızın kardeşliği esas alan manevi iklimi, siz değerli Hataylı kardeşlerimin yüksek feraseti ve çalışkanlığı, bu kutlu yolculuktaki en önemli güvencelerimizden biridir. Bu duygu ve düşüncelerle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, ebediyete irtihal eden gazilerimizi, şükran ve minnetle yâd ediyor, depremde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza da bir kez daha Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Şehitlerimizin ve gazilerimizin siz kıymetli ailelerine ve yiğit gazilerimize de sağlıklı ve huzurlu bir ömür temennisiyle her birinizin mübarek Ramazan Bayramı’nızı bir kez daha kutluyor; sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Afiyet olsun. #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

30,846 görüntüleme • 6 ay önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki 39’uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığımızdaki Mehmetçiklerimize hitaben bir konuşma yaptı. Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: TERÖRLE MÜCADELEDE BÜYÜK BAŞARILAR ELDE ETTİK Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunmaktan ve bu vesileyle 39’uncu Mekanize Piyade Tümen Komutanlığımızı ziyaret etmekten büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Bölgemizde ve dünyada her geçen gün risk ve tehditlerin arttığı hassas bir süreçten geçiyoruz. Böylesine kritik bir ortamda jeopolitik ehemmiyeti yüksek bir coğrafyada bulunan ülkemizin bu çok yönlü tehdit ve tehlikelere karşı koyabilmek için daima güçlü ve uyanık bulunması bir zorunluluk hâline gelmiştir. Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de bu anlayışla stratejiler üretiyor, ülkemizin bekası, asil milletimizin güvenlik ve huzuru için kapsamlı ve etkin bir şekilde faaliyetlerimizi icra ediyoruz. Yaptığımız planlamalar sürekli artırdığımız kabiliyetlerimiz ve personelimizin kahramanlığı ile yurt içinde ve sınır ötesinde terörle mücadelede büyük başarılar elde ettik. Bu çabalarımız sonucunda Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde başlatılan “Terörsüz Türkiye” süreci hedefine kararlı adımlarla ilerliyor, bin yıllık kardeşliğimizi pekiştirmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Terörle mücadelemizde olduğu gibi tüm faaliyetlerimizde ülkemizin ve asil milletimizin hak ve menfaatlerini gözetiyor çalışmalarımızı etkin bir şekilde sürdürüyoruz. Bu kapsamda hudutlarımızın emniyetini de en modern ve en etkili tedbirlerle sağlarken Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizi de tavizsiz bir şekilde koruyoruz. Bunun yanı sıra pek çok coğrafyada uluslararası güvenlik barış ve istikrar için de etkin roller üstleniyoruz. Artık birçok ülkenin de kabul ettiği gibi Türkiye’nin uluslararası alandaki yapıcı rolü tartışılmaz derecede önemlidir ve gereklidir. Son olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliği ve ülkemizin ev sahipliğinde başarıyla gerçekleştirilen NATO Zirvesi de Türkiye’nin uluslararası alandaki saygınlığını bir kez daha tüm dünyaya göstermiştir. Şu bir gerçek ki Türkiye pek çok alanda sahip olduğu imkân ve kabiliyetleri güçlü ve etkin ordusu sürekli gelişen modern yerli-millî savunma sanayisi ile güvenin, istikrarın ve refahın en önemli adreslerinden biri konumundadır. TÜRK ASKERİNİN EMSALSİZ KAHRAMANLIĞI TARİHE ALTIN HARFLERLE YAZILDI Millî meselemiz olan Kıbrıs’ta da Garanti ve İttifak Antlaşmaları kapsamında güvenlik ve barışın korunmasına yönelik faaliyetlerimizi siz kahraman silah arkadaşlarımın büyük fedakârlıkları sayesinde başarıyla yerine getiriyoruz. Ada’da senelerce devam eden çatışmalar ancak 52 yıl önce kahraman ordumuzun bu topraklara ayak basmasıyla sonlanmış, hem Türkler hem de Rumlar için güvenli ve huzurlu bir ortam tesis edilebilmiştir. Büyük bir başarıyla icra edilen bu harekâtta Türk askerinin üstün yetenekleri emsalsiz kahramanlığı da bir kez daha tarihe altın harflerle yazılmıştır. 39’uncu Piyade Tümenimiz de Ada’ya ilk çıkan birliklerden biri olma şerefine nail olmuş ,Barış Harekâtı’nın her iki aşamasında da kahramanca mücadele sergilemiş soydaşlarımızın maruz kaldığı zulmü durdurmak için 142 şehit vermiştir. O tarihten bu yana Kıbrıs’ta önemli görevler üstlenen Komutanlığımız; Ada’daki diğer unsurlarımızla birlikte Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve güvenliğinin güvencesi durumundadır. 39’uncu Piyade Tümenimizin bugünkü mensupları olan sizler de burada hayati ve tarihî bir vazife icra ediyor hem kahraman ordumuzun hem de devletimizin etkinliğini Kıbrıs’ta gösteriyorsunuz. AVRUPA PARLAMENTOSU’NUN KARARI BİZLER İÇİN YOK HÜKMÜNDEDİR Kıbrıs’ın sahip olduğu stratejik konum da dikkate alındığında güvenlik ve istikrarın devamı bakımından Türk askerinin buradaki varlığının ne kadar kritik önemde olduğu bir kez daha görülmektedir. O dönemleri bizzat yaşayan bir komutanınız olarak bilmenizi isterim ki yıllarca uluslararası çözüm önerilerine olumlu yaklaşmamıza rağmen atılan adımların karşılığını maalesef göremedik. Yine de hiçbir zaman iyi niyetli tutumumuzdan ve uluslararası hukuka uygun makul çözüm arayışlarımızdan asla vazgeçmedik vazgeçmeyeceğiz. Bunun için Kıbrıslı kardeşlerimizin kazanılmış hakları olan egemen eşitlikleri ve eşit uluslararası statülerinin teyidinin vazgeçilmezimiz olduğunu belirtiyoruz. Kısa süre önce Avrupa Parlamentosu’nda kabul edilen ülkemizi hedef alan asılsız iddialar içeren kararın hiçbir hukuki, tarihî ve vicdani temeli bulunmamaktadır. Rum lobilerinin etkisiyle hazırlanan bu yanlı yaklaşım bizler için yok hükmündedir ve alınan kararı en güçlü şekilde reddediyoruz. Bu tür siyasi metinlerin ne Kıbrıs’taki tarihî gerçekleri değiştirmesi ne de ülkemizin meşru haklarını tartışmaya açması mümkündür. Ne yazık ki Avrupa Birliği kurumları Rum kesimini üyeliğe kabul ettikleri tarihten itibaren Kıbrıs meselesine tarafsız yaklaşabilme vasfını büyük ölçüde yitirmiştir. Avrupa Parlamentosu da kurumsal tarafsızlığına gölge düşüren bir tutum sergileyerek; - 1963-1974 yılları arasında Kıbrıs Türk halkının maruz kaldığı sistematik saldırıları katliamları zorla göç ettirmeleri ve temel insan hakları ihlallerini görmezden gelmeye devam etmekte; - Kıbrıs Türk halkını yok olmaktan kurtaran ve Ada’ya kalıcı barış ile istikrar getiren 1974 Barış Harekâtı'nı çarpıtmayı tercih etmektedir. Hâlbuki EOKA terörüyle gerçekleştirilen katliamlar ve Kıbrıs Türklerine yönelik mezalimler tarihî gerçeklerle sabittir. Geçmişte Mora’da, Balkanlarda, Anadolu’da, Kıbrıs’ta masum sivillere yönelik işledikleri vahşetler tarihî kayıtlarla ortadayken bu gerçekleri görmezden gelenlerin siyasi saiklerle Türkiye’yi ve kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizi hedef alan değerlendirmeleri asla kabul edilemez. TARİH SİYASİ ARGÜMANLARLA DEĞİL, BELGELERLE VE HAKİKATLERLE YAZILIR Bugün Gazze’de bütün dünyanın gözleri önünde yaşanan ağır insanlık dramı karşısında sessiz kalmayı tercih edenlerin Kıbrıs konusunda tarihî gerçeklerle bağdaşmayan değerlendirmelerde bulunmaları uluslararası vicdan bakımından da ciddi bir çelişkidir. Unutulmamalıdır ki tarih, siyasi argümanlarla değil belgelerle ve hakikatlerle yazılır. Hakikatler de er ya da geç bütün açıklığıyla ortaya çıkma vasfına sahiptir. Gerçek şu ki Türkiye uluslararası hukuktan doğan haklarından ve garantör devlet olarak üstlendiği sorumluluklardan dün olduğu gibi bugün de yarın da asla taviz vermeyecek adil bir çözüm için çalışmaya devam edecektir. Nitekim artık pek çok tarafsız kurum ve kişi de Ada’da kalıcı çözümün ancak eşit egemen iki devletin varlığı temelinde mümkün olabileceğini ifade etmeye başlamıştır. Bu kapsamda muhataplarımızı ve üçüncü tarafları gerçeklerden uzak iddialara tutunmaktan vazgeçmeye miadı dolmuş statükocu söylemleri bir kenara bırakmaya ve tarihî gerçeklerle uyumlu, makul ve yapıcı bir anlayışla çözüme yönelmeye davet ediyoruz. Hem Kıbrıslı Türkler hem de Rum komşularımızın müreffeh geleceği ve Ada’da kalıcı huzur ve barış iklimi için en doğru yolun bu şekilde olacağı muhakkaktır. Öte yandan Doğu Akdeniz’e etkileri bağlamında; - Özellikle İsrail’in Gazze ve Lübnan’da uluslararası hukuku yok sayarak yürüttüğü saldırılar, bölgenin güvenliğini ciddi anlamda tehdit etmektedir. - Rum kesimi de bu durumdan istifade ederek istikrara zarar verebilecek faaliyetlerini sürdürmektedir. - Ayrıca bu süreçte Doğu Akdeniz’de ve Ada’nın güneyinde yabancı ülkelerin hareketliliği de artmıştır. Tüm bunlara karşı uluslararası hukuk çerçevesinde ülkemizin ve Kıbrıs Türkü’nün hak ve menfaatlerini korumak için büyük bir güç azim ve kararlılığa sahip olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak isterim. Siz kıymetli silah ve mesai arkadaşlarımın da bu bilinçle ifa ettiğiniz tarihî görevi bundan sonra da büyük bir özveri içerisinde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Ayrıca kıta stajı kapsamında burada bulunan son sınıf Harbiyelilerimizin de; başta Kıbrıs meselesi olmak üzere millî tezlerimize çok iyi hâkim olmalarını ve burada edinecekleri bilgi ve tecrübeleri mezun olduktan sonra meslek hayatlarına en güçlü şekilde yansıtmalarını beklediğimi ifade etmek isterim. Bu vesileyle; Mete Han’dan Sultan Alparslan’a Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Ayrıca Kıbrıs Türk halkı için mücadele eden aziz şehitlerimizi Kıbrıslı mücahitleri ile mücahideleri ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor gazilerimize şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyor görevlerinizde üstün başarılar diliyor hepinizin gözlerinden öpüyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

85,697 görüntüleme • 2 ay önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, bir üst rütbeye terfi eden askerî personel için düzenlenen Rütbe Terfi Töreni’nde konuştu. TSK Komuta Kademesi ve Bakan Yardımcılarının da yer aldığı törende Bakan Yaşar Güler şunları söyledi: KAHRAMAN ORDUMUZ, DESTANSI ZAFERLERLE TARİHE DAMGA VURDU Bugün bir üst rütbeye terfi eden silah ve mesai arkadaşlarımızın rütbe takma töreni vesilesiyle bir araya gelmenin, aynı zamanda 30 Ağustos Zaferimizin 104’üncü yıl dönümü ile Türk Silahlı Kuvvetleri Günü’nü kutlamanın haklı gurur ve sevincini yaşıyoruz. Bu anlamlı günde tarihî zaferlerimizi büyük bir övünçle yâd ederken terfi eden arkadaşlarımızı en içten dileklerimle tebrik ediyor, yeni rütbelerinin kendilerine, ailelerine ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. Geçmişten bugüne ulaşan toplumlar, hafızalarını koruyabildikleri, tarihlerine vâkıf olup ondan ilham alabildikleri ölçüde geleceğe güvenle ilerleyebilirler. Bu kapsamda özellikle “Zaferler Ayı” olarak tanımladığımız Ağustos ayının önemine vurgu yapmak isterim. Asil milletimizin bağrından çıkan kahraman ordumuz, bu ayda Malazgirt’ten Mercidabık’a, Mohaç’tan Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ne kadar elde ettiği destansı zaferlerle tarihe damga vurmuştur. Bu zaferlerin son halkası Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde elde edilen ve Büyük Taarruz’un neticesinin alındığı 30 Ağustos zaferidir. Aziz Atatürk ve silah arkadaşları bu büyük ve fedakârca mücadeleleri ile Cumhuriyetimizin kuruluşuna giden yolu açarlarken, onlardan ilham alan Türk Silahlı Kuvvetlerimiz de Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında ülkemizin güvenliği ve milletimizin huzuru için büyük bir özveriyle görev yapmaktadır. Bu tarihî mirasın bugünkü temsilcilerinden olan siz kıymetli silah arkadaşlarımın aldığı yeni terfi ve rütbeler de ortaya koyduğunuz emeğin ve başarının birer gurur nişanesidir. Aynı zamanda sorumluluk bilincinin, fedakârlığın, ülkeye ve millete adanmışlığın bir sembolüdür. Sizlere tevdi edilen her yeni görev ise şahsi bir onur ve yükümlülük olmasının yanı sıra devletimizin ve asil milletimizin sizlere duyduğu güvenin bir göstergesidir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” SÜRECİ, GÜVENLİK KAZANIMLARIMIZI KALICI HALE GETİRMEYİ AMAÇLIYOR Sizlerin de yakından takip ettiği üzere küresel ölçekte güvenlik ortamının giderek daha karmaşık ve öngörülemez olduğu, kritik bir dönemden geçiyoruz. Başta yakın coğrafyamız olmak üzere muhtelif bölgelerde yaşanan çatışma ve krizler, güvenlik ortamını her zamankinden daha karmaşık bir hâle getirmiştir. Böylesine hassas bir ortamda Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, sınırlarımızın güvenliğinin sağlanmasından terörle mücadeleye, Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunmasından, barış ve istikrara sunduğu katkılara kadar çok geniş bir alanda büyük bir başarıyla vazifelerini icra etmektedir. Bu çerçevede terörle mücadelede ulaştığımız başarılı seviye, yaklaşık kırk yıldır büyük fedakârlıklarla sürdürülen çok boyutlu faaliyetlerimizin ve özellikle son yıllarda sahada elde ettiğimiz tarihî başarıların bir sonucudur. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürütülen Terörsüz Türkiye süreci de işte bu mücadeleyle elde edilen güvenlik kazanımlarımızı kalıcı hâle getirmeyi, terörü bir daha geri dönmemek üzere ülkemizin ve milletimizin gündeminden tamamıyla çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu süreç aynı zamanda şehirlerimizin kalkınmasına, vatandaşlarımızın refahının artmasına ve kaynaklarımızın çok daha verimli kullanılmasına önemli katkılar sağlayacaktır. İçeride birlik ve beraberliğini tahkim ederek, huzur ve güven ortamını kalıcı hâle getiren bir Türkiye, uluslararası alandaki gücünü ve etkinliğini daha da ileriye taşıyacak barış ve istikrara çok daha güçlü katkılar sunacaktır. Bu doğrultuda Gazi Meclisimizin büyük bir çoğunlukla kabul ettiği Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’la, Terörsüz Türkiye yolunda tarihî bir eşik daha aşılmıştır. Kanun kapsamında oluşturulan Millî Dayanışma ve Bütünleşme Koordinasyon Kurulu ilk toplantısını gerçekleştirerek çalışmalarına başlamış, sürece dâhil olan tüm kurumlarımızın tam bir koordinasyon ve eşgüdüm içerisinde yürüteceği faaliyetlere ilişkin esasları belirlemiştir. Bakanlık olarak biz de ilgili kurumlarımızla yakın koordinasyon içerisinde üzerimize düşen görevleri büyük bir hassasiyetle yerine getirmeye, sürecin her aşamasını titizlikle takip etmeye devam edeceğiz. Öte yandan Terörsüz Türkiye sürecimizin başarısı açısından Suriye’deki gelişmeleri de uzun vadeli bölgesel güvenlik mimarisi perspektifiyle ele almakta ve Suriye’nin birlik ve bütünlüğünü çok önemli görmekteyiz. Nitekim gelinen aşamada Suriye’de terör örgütü SDG-YPG, sözde özerk yönetimi ile buna bağlı askerî ve sivil yapılarını feshettiğini ve unsurlarının Suriye ordusuna entegrasyon sürecinin tamamlandığını açıklamıştır. Bu gelişmeyi Suriye’nin toprak bütünlüğünün, iç huzurunun ve siyasi birliğinin güçlendirilmesi terör örgütlerinin silahlı yapılar olarak varlıklarının sona erdirilmesi ve Terörsüz Türkiye hedefimizin bölgesel güvenlik boyutu açısından önemli bir aşama olarak değerlendiriyoruz. MEKKE ANLAŞMASI, TARİHÎ BİR ADIM NİTELİĞİNDE Küresel güvenlik mimarisinin temellerinin sarsıldığı, belirsizliklerin giderek arttığı bu ortamda benimsediğimiz çok yönlü politikalar ve üstlendiğimiz çözüm odaklı inisiyatifler sayesinde ülkemiz, uluslararası güvenlik mimarisinin vazgeçilmez aktörlerinden biri hâline gelmiştir. Son dönemde başta NATO Zirvesi olmak üzere pek çok uluslararası zirve ve diplomatik forum ile dünyanın önde gelen savunma sanayi organizasyonlarına ev sahipliği yapmamız, ülkemize duyulan güvenin ve artan uluslararası etkimizin açık göstergeleridir. Esasen bölgesel ve küresel sorunların çözümünde ortaya koyduğumuz etkin ve yapıcı diplomasi, çatışmaların sona erdirilmesi ve kalıcı barışın tesisi için üstlendiğimiz kolaylaştırıcı roller, Türkiye’nin süreçlere yön veren bir ülke olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bu güçlü konumumuzun en son ve somut örneklerinden biri de Mekke’de imzaladığımız Ortak Savunma Anlaşması olmuştur. Birbirinden kritik imkân ve kabiliyetlere sahip kolektif caydırıcılığı esas alan üç dost ülkenin ortaya koyduğu bu güçlü irade, köklü kardeşlik bağlarımızı ve karşılıklı güven anlayışımızı stratejik bir zeminde tahkim eden tarihî bir adım niteliğindedir. Bu anlaşmanın ortak güvenliğimizin güçlendirilmesinin yanı sıra savunma ve güvenlik iş birliğimizi daha da ileriye taşıyacağına bölgesel ve küresel barış ve istikrarın sürdürülmesine önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Tüm bu gelişmeler ülkemizin sahip olduğu stratejik ağırlığın, dost ve müttefikleri nezdindeki güvenilir konumunun ve uluslararası meselelerin çözümünde üstlendiği etkin rolün en somut yansımalarıdır. Ülkemizin ulaştığı bu gurur verici seviyede kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimizin sizler gibi seçkin, disiplinli, fedakâr personeli başlıca rol oynamaktadır. TÜRKİYE’Yİ HER ALANDA DAHA GÜÇLÜ YARINLARA TAŞIMAK İÇİN AZİM VE KARARLILIKLA ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ Bu mümtaz konumumuzun sürdürülebilmesi ve daha üst noktalara taşınabilmesi için ordumuzun her türlü tehdit ve riske karşı daima hazırlıklı olması, aynı zamanda insan kaynağımızın niteliğinin ve teknolojik kapasitemizin de sürekli geliştirilmesi gerekmektedir. Bunun için her kademedeki personelimizin ortaya koyacağı üstün gayretler ve kendisini sürekli geliştirme iradesi, ordumuzun etkin ve güçlü konumunun daha ileri seviyelere taşınması bakımından belirleyici bir öneme sahiptir. Şu bir gerçek ki günümüzün değişken güvenlik ortamı artık yalnızca mevcut tehditlere karşılık verebilmeyi değil, gelişmeleri doğru okuyabilmeyi geleceğin risklerini öngörebilmeyi ve bunlara karşı zamanında stratejik ve önleyici politikalar geliştirebilmeyi de zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle değişen dinamikleri doğru analiz ederek, stratejik ve önleyici politikalar geliştirebilen, öngörülü ve çok yönlü bir anlayışla hareket etmek mecburiyetindeyiz. Başta Bakanlığımız olmak üzere Genelkurmay ve Kuvvet karargâhlarımızın her kademede yürüttüğü planlama, analiz ve karar destek faaliyetleri bu noktada hayati önem taşımaktadır. Dolayısıyla sizlerden beklentimiz, sahip olduğunuz bilgi ve tecrübeyi sürekli geliştirmeniz, hadiseleri bugünün ve geleceğin muhtemel risk ve fırsatlarını da hesaba katan geniş bir perspektifle değerlendirmeniz ve sorumluluk alanınızda ürettiğiniz her çalışmaya, stratejik bir bakış açısı kazandırmanızdır. Bugün bir kez daha zaferlerini büyük bir övünç ve gururla andığımız atalarımızdan aldığımız ilhamla ordumuzun etkinlik ve caydırıcılığını artırmak ve Türkiye’yi her alanda daha güçlü yarınlara taşımak için aynı azim ve kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz. Kahraman ordumuz dün olduğu gibi bugün ve yarın da ülkemizin güvenliğinin, milletimizin huzurunun ve bölgemizde tesis etmek istediğimiz barış ve istikrar ortamının en güçlü güvencelerinden biri olmaya devam edecektir. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken bizlere bu cennet vatanı emanet eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi, kahraman gazilerimiz ile tüm komutanlarımızı ve devlet büyüklerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Terfi eden tüm silah arkadaşlarımın yeni rütbelerinin bir kez daha hayırlı olmasını temenni ediyor, kendilerine görevlerinde üstün başarılar diliyorum. Mesleki başarılarında büyük katkıları olduğuna inandığım değerli ailelerine, kıymetli hanımefendilere ve sevgili evlatlarımıza da teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca 30 Ağustos itibarıyla hizmet süresini tamamlayarak emekli olan silah arkadaşlarımıza başarılı hizmetleri için teşekkür ediyor, bundan sonraki hayatlarında aileleriyle birlikte sağlık, başarı ve esenlikler diliyorum. Zafer Bayramımızı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Günü’nüzü de en içten dileklerimle kutluyor, sizleri sevgiyle saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

78,821 görüntüleme • 1 ay önce

İHH’dan Ayrıldım… Mayıs 2016 tarihinde İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Merkez Medya ve Sosyal Medya Birimi’nde muhabir olarak başlayan ve içerik üreticisi olarak devam eden profesyonel çalışma hayatım, bugün itibariyle son buldu. Elbette, karşılıklı anlayış çerçevesinde. Ve tabi gönül bağı devam Allah’ın izniyle. Aradan geçen 7,5 yıl şüphesiz bana çok büyük tecrübeler kazandırdı. Bir insan için en değerli yıllardır belki de 20 ila 30 yaş arası. Ve ben ömrümün en kıymetli yıllarının böylesi güzide bir kurumda geçmiş olmasından onur duyuyorum. Umarım hakkını verebilmişizdir bunca nimetin ve hizmet fırsatının… Onlarca coğrafyayı ziyaret etmek, oralarda yaşananları Türkiye ve dünya kamuoyu ile buluşturmak nasip oldu. Kah Srebrenitsa’da yumruklarımızı sıktık, kah Patani’deki yetimlerimizle hayatımızın belki de en mutlu günlerini geçirdik. Gittiğimiz her memleket, derin izler bıraktı yüreğimizde. Mesleki olarak kazandırdığı tecrübeleri saymak mümkün bile değil. Vakfa başlarken, benim için büyük müjde olan bu haberi takipçilerimle paylaşırken “Ümmete hizmet yolunda vites büyütüyoruz” iddiasında bulunmuştum. Öyle olmuş mudur gerçekten bunu tarih takdir edecek. Ama yazdığım her habere; basına servis ettiğim her bültene, fotoğrafını çektiğim her kareye, imza attığım her belgesele, klibe; inandım. İnandım da yaptım. Vicdan terazimde tarttım, maşeri vicdana sorgulattım ve öyle paylaştım kendi mecrasında. Bu nedenle ki bugün sonuna kadar huzurluyum ve hiçbir keşkem yok. Bir keşkem var aslında: İşi yapabilmenin heyecanı, sonuca bir an evvel ulaşabilmenin gayretiyle biraz yorduğum ve hatta belki de istemeden de olsa kırdığım abiler, arkadaşlar oldu; biliyorum. Ama eğer onlar da bu satırları okuyorlarsa şunu yürekten yazıyorum ki hiçbiri bir art niyetle değildi. Belki toyluk, belki biraz Karadenizlilik ve belki de biraz uzun yılların kurs ortamlarında geçmiş olmasından kaynaklıydı bu bilinçsiz yormalar. Onlar özellikle haklarını helal etsinler ve bana bunu aşabilmem için dua etsinler, ricamdır. Eksiğimin farkındayım, er ya da geç düzelteceğim inşallah. Son haftalarda yıllık izinlerimi kullanıyordum ve bu sürede vakıfta mesaimin geçtiği tüm abilerle - kardeşlerle helalleşmeye gayret ettim. Henüz görüşemediklerimiz var, onlarla da en kısa zamanda yapacağız inşallah. Tüm bunların her birine ve özellikle yakın çalışma arkadaşlarıma, abilerime sonsuz teşekkürlerimi burada sunmak istiyorum. Bir vakte kadar hiçbir akrabamın dahi olmadığı şu İstanbul’da bana aile oldular, baba oldular, öz abiden öte abilik yaptılar. Allah her birinden razı olsun, güzel işlerinde muvaffak eylesin. *** “Medya” meselesini belki de gereğinden fazla kafasına takmış birisiyim. Bu, yola çıktığımda da böyleydi aslında. Lakin kaçırdığım bir yer varmış. Bunu zamanla öğrendim: Ekonomik bağımsızlık olmadan medyada var olabilmek ve söz söyleyebilmek mümkün değilmiş. Aslında neredeyse tüm meslek dallarında dünya gidişatında böyle bir ivme var. Özel şirketler, devletlerden fazla söz sahibi olabiliyorlar yeni düzende artık. Bugün Selçuk Bayraktar’ı güçlü kılan en önemli şeyin de tam olarak bu olduğu kanaatindeyim. Kendileri de defaatle bunun altını çiziyorlar zaten. Eğer bu çaba, devletin kanatları altında ilerletilseydi bugünlere gelemeyecekti muhtemelen. Bürokratik engeller, değişen siyasi atmosfer vs. Dün, bakan olduğu için en önemli atılımlara imza atabilen adamlar bugün neredeler, hangi işle meşguller acep bir bakın. Ama Bayraktar Ailesi, kendi çizgilerini muhafaza ettikleri müddetçe bir ömür bu başarıyı sürdürebilecekler. Sürdürsünler de zaten, duamız o yönde… Demem o ki bu kurtlar sofrasında var olabilmek için önce mesleki birikim elde edilecek. Ardından da ekonomik bağımsızlık. Aslında bu yeni bir şey de değil. Bir arkadaşım bu meseleleri konuştuğumuz esnasında Ahi Teşkilatından bahsetti ve “Bu eskiden de böyleydi. Girerdin bir ustanın yanına çırak olur, işi öğrenir sonra müsadeni ister yoluna bakardın.” Kendisi farkında değildi belki de hatırlattığı bu hakikatin. Ama tam da duymam gereken zamanda gelmişti bana bu hatırlatma. Evet, meslekte 10 yılı devirdim ve artık sıra bu işin ekonomik tarafını halletmeye geldi. Ardından da sıra bu işin destanını yazmaya gelecek evelallah. Tabi, sizlerin bugüne kadar yanıbaşımda hissettiğim o eşsiz dualarıyla. Çünkü, Müslümanlar hala olması gereken düzeyde temsil edilemiyor henüz medyatik düzeyde. Çünkü, hala zalimler mazlum; mağdurlar yok sayılıyor bu kirli düzende… Bir de şu var: İstanbul’da yaşamak her geçen gün zorlaşıyor. Tıpkı diğer büyük devletlerin başkentlerinde olduğu gibi burada da hayata tutunmak, ekonomik olarak ayakta kalmak kolay olmayacak. Devlet, “Ben sana Anadolu’da da yol, hastane yaptım, İstanbul’da yaşamak zorsa oraya gidebilirsin” diyecek alttan alttan. Bunun için yöneticileri de suçlu bulamıyorum doğrusu. Aksini yapsalar akıntıya karşı kürek zorlamış olacaklar ki bugüne kadar deneyenlerin başaramadığı gibi onlar da başaramayacaklar. Öyle ise yeni hale karşı vaziyetimizi almak icap ediyor. Hem zaten rızkın onda 9’u ticarette değil miydi? Ya Allah… “Hak, haklının en mukaddes malıdır, vermezlerse alacaksın tamam mı?” diyen şaire verilmiş bir sözüm var. Yitik hazinemizi bulamazsam da yolunu gösterecek, ardımızdan gelen nesle medyanın, sinemanın neden önemsenmesi gerektiğini hatırlatacağım. Sancağımızı bizden çalanlar da böyle başlamışlardı işe bundan 150 yıl evvel. Gazetecilik faaliyetleri gömmüştü bu asil milleti diri diri toprağa. Bugün de bu cephede pek bir şey değişmedi. Adı gazete değil artık ama yol yöntem yine aynı. Adına medya demiş olalım bu düzenin. Hala bizden koparmaya devam ettikleri evlatlarımızı, memleketlerimizi, şehirlerimizi ve geleneklerimizi neyle kopartıyorlar, bir hatırlayalım isterseniz: Dizi, film, medya propagandası ve her ne halt yerse yesin asla dokunulmaması gereken gazeteciler… Hafızlığın ardından imamlık, müezzinlik, vaizlik, müftülük yolunu bırakıp bu alana yönelme saikim de buydu tam olarak zaten. Şimdi yeni bir heyecanla Besmelesini çekiyorum tüm bu niyetin. *** “Ne yapacaksın?” sorusuna cevaba gelelim şimdi: Vakfa girdiğimde yapabildiğim tek profesyonel şey haber yazabilmekti. Zamanla, medya ilişkilerinin nasıl kurulacağından tutun da fotoğraf - video çekmeye; bunların hangi bakış açısıyla elden geçmesi gerektiğine ve tüm bunları aynı anda kompleks bir şekilde nasıl yönetilebileceğine kadar birçok noktada kendimi geliştirme fırsatım oldu. Bugün geldiğim noktada sadece vakıftan değil, kamusal hayat denen mesaili hayattan da ayrılıyorum. Tabi büyük konuşmak da istemem lakin en azından bir müddet böyle deneyeceğim. Evet, şahıs şirketimi kurdum ve artık evden devam edeceğim rızkımı aramaya. Elbette bu bir risk. Maaşlı düzenden, düzensiz bir gelire geçmek çok kolay olmasa gerek. Ama kim dedi ki zaten risksiz başarı var? Bugüne kadar neyi başarmak nasip olduysa o korkularımın üzerine giderek oldu. Hatta en güçlü yanlarım da burası oldu hep: Acı acı, tırnaklarımla neyi kazandıysam o yaptı beni ben… Halihazırda dışarıdan destek olarak üstlendiğim işler var. Gün geliyor bu kurumların ya da kişilerin, fotoğraflarını çekiyorum. Gün geliyor, haberlerini yazıyorum, sosyal medyalarını yönetiyorum. Gün de geliyor belgesellerini, kliplerini, sosyal medya videolarını her şeyiyle birlikte yönetip bunun pazarlamasına gayret ediyorum. Eğer sizin de böyle bir ihtiyacınız varsa, bir vakfınız, bir Kuran Kursu’nuz, bir ticari işletmeniz ya da kendiniz için böyle bir ihtiyaç duyuyorsanız ve asgari müştereklerde buluşabiliyorsak size de bu noktada hizmet verebileceğimi buradan ilan etmek istiyorum. Bu işlerin de her birinin yine benim davama hizmet eden iş kalemleri olmasına gayret ediyorum. Bu benim bakmakla yükümlü olduğum eşimin ve Selimhan’ımın iaşesini temin için. Bunun dışında ekran yüzü olarak ama bir mecrada ama kendi oluşturmayı planladığım ortamda sözümü söylemem gerekiyor. Bu bir sac ayağıysa sadece tekniğini bilmek ya da sadece parasını kazanmak yetmiyor. Onun da arayışı içerisindeyim. Ama zorlamayacağım. Çünkü artık içimdeki deli kanı yenebilecek kadar büyüdüm. Biliyorum, nasipte varsa su akacak ve yolunu bulacak… Hem de hevesini ettiğimin de ötesinde! Adı lazım değil bir medya patronu, bugün değil çalışanlarına, eğitime gelen öğrencilerine bile hatırı sayılır bir maaş verebiliyor. Ne sebeple? Batıl davasına asker yetişsin için. Var mı Müslümanlar arasında böyle bir yapı, hem bunun heveskarlığını oluşturabilen ve hem de ödemesi gereken miktarı titremeden verebilen? Şimdi benim derdim de bu. Önce kendi iaşemi rayına oturtacağım. Ardından da ne tecrübem varsa ya da piyasada ne tecrübesi olan makul gazeteciler varsa her birinin bu aktarımı yapabilmesi için şu yeni şartlara göre bir sistem kurmaya gayret edeceğim. Gelen adamlar burada hem işi öğrenecekler hem iaşelerini temin edecekler. Oldum diyen de rahatlıkla piyasada kendi düzenini kurabilecek, ama Müslümanca! Allah’ım nasip et… Söz tükendi. Dualarınıza talibim. Rabb’im araç diye gördüklerimizi amaçlaştırmasın inşallah. Hepsinden öte bir kul olarak eksiklerimiz de çok. Her biri için ayrı ayrı dualarınıza tekraren talibim. Vesselam. | Temmuz, 2023

Bilal Gündoğdu

152,574 görüntüleme • 3 yıl önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberindeki TSK Komuta Kademesi ile gittiği Edirne’deki 9’uncu Hudut Tugay Komutanlığımıza bağlı Arda Hudut Bölük Merkezi’nde Mehmetçiklerle bayramlaştı. Törende bir konuşma yapan Bakan Yaşar Güler, şunları söyledi: MİLLETİMİZ, KARŞILAŞTIĞI ZORLUKLARI VATAN SEVGİSİYLE AŞMAYI BAŞARMIŞTIR "Bu müstesna bayram gününde Sayın Genelkurmay Başkanımız ve Kuvvet Komutanlarımızla birlikte 9’uncu Hudut Tugay Komutanlığımıza bağlı Arda Hudut Bölük Merkezimizde, sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir mutluluk duyduğumuzu özellikle ifade etmek istiyorum. Hudutlarımızın güvenliği için büyük bir fedakârlıkla görev yapan siz kahraman personelimizin Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyor; sevdiklerinizle birlikte sağlık, huzur ve mutluluk dolu nice bayramlar geçirmenizi temenni ediyorum. Bayramlar birlik ve beraberliğimizin daha da güçlendiği, dayanışma ruhumuzun pekiştiği, millî ve manevi değerlerimizin en güçlü şekilde hissedildiği özel zamanlardır. Asil milletimiz tarih boyunca karşılaştığı tüm zorlukları, sahip olduğu dayanışma ruhu, güçlü devlet geleneği ve vatan sevgisiyle aşmayı başarmıştır. Bu değerler, bugün de ülkemizin dört bir tarafında yaşayan her bir ferdimizin ortak paydasıdır. Millî Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri olarak bizler de aynı ruh ve kararlılıkla ülkemizin huzuru güvenliği ve bekası için gece gündüz demeden görev yapıyoruz. HUDUTLARIMIZDA ÇOK YÖNLÜ GÜVENLİK MİMARİSİ TESİS ETTİK Hudutlarımızın emniyeti en temel ve en önemli sorumluluklarımızın başında gelmektedir. Bu kapsamda, hudutlarımızın güvenliğinin en üst seviyede sağlanması amacıyla başta siz yüksek harekât kabiliyetine sahip personelimiz olmak üzere gelişmiş teknolojik sistemler, keşif ve gözetleme vasıtaları fiziki güvenlik tedbirleri ile çok yönlü bir güvenlik mimarisi tesis etmiş bulunuyoruz. Bu sayede sınırlarımız, güçlü bir şekilde korunurken yasa dışı geçişler ile düzensiz göç ve terörist eylemler de engellenmektedir. Şunu özellikle ifade etmek isterim ki burada sınırlarımızı korumakla görevli siz kahraman hudut kartallarımız; devletimizin egemenliğini, milletimizin huzurunu ve ülkemizin geleceğini koruyorsunuz. Yüksek vazife şuuru ile ortaya koyduğunuz gayret ve fedakârlıklar ile sergilediğiniz yüksek disiplin asil milletimizin en büyük güvencelerinden biridir. Bundan sonra da sınırdaki tedbirlerimizi aynı kararlılıkla almaya devam edeceğiz. HASSAS BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ Yakın coğrafyamızda güvenlik risklerinin, gerilimlerin ve çatışmaların giderek arttığı hassas bir dönemden geçiyoruz. Güneyimizde son dönemde ABD-İran-İsrail hattında yaşanan gelişmelerin ortaya koyduğu yüksek gerilim Orta Doğu’daki kırılgan güvenlik ortamını daha da derinleştirmektedir. İstikrarsızlığın başlıca kaynağı olan İsrail’in başta Gazze ve Lübnan olmak üzere bölgeyi hedef alan saldırıları ve ihlalleri de bölgesel güvenlik açısından ciddi riskler oluşturmaktadır. Kuzeyimizde ise Rusya-Ukrayna savaşının meydana getirdiği çok boyutlu güvenlik etkileri Karadeniz başta olmak üzere geniş bir coğrafyada hassasiyetini korumaktadır. Böylesine kritik bir jeopolitik ortamda tüm gelişmeleri dikkatle takip etmekte, ülkemizin hak ve menfaatlerini büyük bir kararlılıkla muhafaza etmekteyiz. Bu kapsamda, özellikle Mavi ve Gök Vatanımızdaki hak ve menfaatlerimizin korunmasına yönelik meseleler de güvenlik politikalarımızın en hassas başlıkları arasında yer almaktadır. HAK VE MENFAATLERİMİZİ HEDEF ALAN HİÇBİR GİRİŞİME KAYITSIZ KALMAYACAĞIZ Özellikle hatırlatmak isterim ki Türkiye olarak başta Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs olmak üzere bölgemize ilişkin tüm meselelerde uluslararası hukuka bağlı, barış ve istikrardan yana, sorunların diyalog yoluyla çözümünü önceleyen bir anlayışla hareket ediyoruz. Ancak bu yaklaşımımız, millî hak ve menfaatlerimizden taviz vereceğimiz anlamına asla gelmemektedir. Ege Denizi, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’taki hak ve çıkarlarımız tarihî, hukuki ve meşru temellere dayanmaktadır. Bu çerçevede oldubitti oluşturmayı amaçlayan, maksimalist ve uluslararası antlaşmaların ruhuna aykırı girişimleri kabul etmediğimizi, bir kez daha vurgulamak isterim. Özellikle gayri askerî statüde olması gereken adaların silahlandırılmasına yönelik faaliyetler iyi komşuluk ilişkileriyle, müttefiklik ruhuyla ve uluslararası hukukla bağdaşmamaktadır. Şu çok iyi bilinmelidir ki egemenlik haklarımızı, güvenliğimizi ve denizlerimizdeki meşru hak ve menfaatlerimizi hedef alan hiçbir girişime de kayıtsız kalmayacağız. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, sahip olduğu yüksek harekât kabiliyeti, modern silah sistemleri, güçlü personel yapısı ve sahadaki tecrübesiyle ülkemize yönelen her türlü tehdidi bertaraf edecek güç ve kararlılığa sahiptir. Aynı şekilde Kıbrıs Türkü kardeşlerimizin güvenliği, huzuru ve haklarının korunması konusundaki tutumumuz da nettir. Türkiye, her zaman olduğu gibi bugün de garantör ülke olarak soydaşlarının yanında durarak onların güvenliğini ve haklarını korumaya devam edecektir. EFES 2026 TATBİKATI, ŞANLI ORDUMUZUN HAZIRLIK DÜZEYİNİ ORTAYA KOYDU Şanlı ordumuzun yıllar boyunca terörle mücadelede elde ettiği üstün başarılar sayesinde bugün ülkemizin güvenliği, millî bütünlüğümüz ve bin yıllık kardeşliğimiz daha güçlü şekilde tahkim edilmektedir. Bu kapsamda Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde yürütülen 'Terörsüz Türkiye' süreci devletimizin ilgili tüm kurumlarıyla koordinasyon içerisinde büyük bir hassasiyetle sürdürülmektedir. Öte yandan içinde bulunduğumuz çok boyutlu ve çok tehditli güvenlik ortamında gücümüzü daima diri tutmak, hazırlık seviyemizi en üst düzeyde muhafaza etmek ve değişen harp koşullarına uyum sağlamak için eğitim ve tatbikat faaliyetlerimizi de artan bir ivmeyle sürdürmekteyiz. Nitekim son olarak 50 ülkenin katılımıyla büyük bir başarıyla icra edilen Efes-2026 Tatbikatı, kahraman Mehmetçiğimizin harekât kabiliyetini ve şanlı ordumuzun hazırlık düzeyini bir kez daha açık şekilde ortaya koymuştur. Bu başarının arkasında kahraman personelimizin sahip olduğu yüksek mesleki nitelikler ile birlikte yerli, millî ve modern savunma sanayimizin ulaştığı seviyenin de büyük payı bulunmaktadır. Nitekim tatbikat süresince de açıkça görüldüğü üzere kendi imkânlarımızla geliştirilen ileri teknolojiye sahip sistemlerimizin sahadaki etkinliği ve caydırıcı gücü, güvenlik politikamızın en önemli dayanaklarından biri hâline gelmiştir. Nitekim son olarak SAHA EXPO’da sergilediğimiz YILDIRIMHAN başta olmak üzere geliştirilmeye devam edilen yeni nesil sistemlerimiz ile envantere dâhil edilen özgün tasarıma sahip yerli ve millî platformlarımız, ordumuzun gücünü artırmakta, caydırıcılığımızı daha da tahkim etmektedir. Bundan sonra da Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde güçlü ordumuz, yerli ve millî savunma sanayimiz ve fedakâr personelimizin üstün gayretleriyle ülkemizin güvenliği, milletimizin huzuru için çalışmalarımızı aynı azim, kararlılık ve yüksek vazife anlayışıyla sürdürmeye devam edeceğiz. SİZLER SAYESİNDE MİLLETİMİZ KENDİNİ GÜVENDE HİSSEDİYOR Şanlı tarihimiz boyunca vatan uğruna büyük mücadeleler veren ecdadımızın emanetini bugün sizler, aynı inanç ve kararlılıkla taşımaktasınız. Sizlerin buradaki varlığı ve sarsılmaz görev anlayışı sayesinde, milletimiz kendisini güvende ve huzurlu hissetmektedir. Bu nedenle gösterdiğiniz dikkat, dirayet ve özveri nedeniyle sizlerle gurur duyuyoruz. Görevlerinizi aynı azim, kararlılık ve yüksek disiplin anlayışıyla yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Bu vesileyle sizleri büyük bir özveriyle yetiştiren kıymetli ailelerinize şükranlarımı sunuyor, burada görev yapan tüm muvazzaf personelimizi sergiledikleri yoğun çabaları nedeniyle yürekten tebrik ediyorum. Sizlerin şahsında bayram gününde dahi görevi başında bulunan bütün silah ve mesai arkadaşlarımın da gözlerinden öpüyorum. Bu vesileyle Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyor, aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor; kahraman gazilerimize sağlık ve esenlikler diliyorum. Sizlerin ve ailelerinizin Kurban Bayramı’nı bir kez daha en içten dileklerimle kutluyor, kıymetli ailelerinize selamlarımı gönderiyor, saygılarımı sunuyorum. Kahraman Hudut Kartalları; yolunuz ve bahtınız açık, gücünüz daim olsun. Kalın sağlıcakla." #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

26,924 görüntüleme • 4 ay önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler ve beraberindeki TSK Komuta Kademesi, Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Kara Harp Okuluna girişinin 127’nci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen törene katıldı. Bakan Yaşar Güler, törende yaptığı konuşmada şunları söyledi: KARA HARP OKULUNDA, BİR MİLLETİN KADERİNE ETKİ EDECEK BÜYÜK BİR LİDERİN YOLCULUĞU BAŞLADI Cumhuriyetimizin kurucusu, büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kara Harp Okuluna adım atışının 127’nci yıl dönümünde ilim ve irfan ocağı, şanlı yuva Harbiyede sizlerle birlikte bulunmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu vesileyle başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu kutsal çatı altında yetişerek vatan ve millet uğrunda her türlü fedakârlığı gösteren tüm kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Tarihimizin en köklü eğitim kurumlarından biri olan Kara Harp Okulu nice komutanların, devlet adamlarının ve fikir insanlarının yetiştiği, milletimizin kaderinde söz sahibi olmuş nesillerin yoğrulduğu bir ocaktır. İşte Mustafa Kemal’in de bu şanlı yuvanın kapısından içeri girdiği gün sadece bir askerî öğrencinin eğitim hayatı başlamamış, aynı zamanda bir milletin kaderine etki edecek büyük bir liderin yolculuğu da başlamıştır. Harbiyede kazandığı disiplin, düşünce derinliği ve sorumluluk bilinci; onu Millî Mücadele’yi zafere taşıyan ve Cumhuriyetimizi kuran bir önder hâline getirmiştir. Bugün, aynı kutlu mirasın taşıyıcıları olan sizlerin de Harbiyede kazandığınız bilgi ve birikim hem bir meslek yolculuğunun hem de asil milletimizin güvenliğini ve devletimizin istikbalini omuzlayacak bir komutanın yetişme sürecidir. Ben de bu sıralarda eğitim alıp 52 yıl önce mezun olmuş bir komutanınız olarak Harbiyeli ünvanı taşımaktan daima gurur duydum. İnanıyorum ki tarih boyunca buradan yetişen her Harbiyeli de aynı duygu ve düşüncelerle ülkemize ve şanlı ordumuza hizmet etmiştir ve etmeye devam etmektedir. Bu vesileyle Mekteb-i Harbiyenin bugünkü mümtaz seviyesine ulaşmasında katkısı olan herkese şükranlarımı sunuyor, ebediyete irtihal edenleri rahmetle anıyorum. ABD-İSRAİL VE İRAN ARASINDAKİ ÇATIŞMALARI BÜYÜK BİR DİKKATLE İZLİYORUZ Dünyamız yeni bir jeopolitik kırılma döneminden geçmektedir. Uluslararası sistemde dengeler hızla değişmekte, güç merkezleri arasındaki rekabet giderek sertleşmektedir. Güçlü olanın kendi çıkarlarını dayattığı bu ortamda uluslararası hukuk ihlal edilmekte, küresel nizamı sağlamak için oluşturulan kurumlar etkisini kaybetmekte, diplomasi ise giderek daha kırılgan bir zeminde yol almaktadır. Orta Doğu’dan Karadeniz’e, Doğu Akdeniz’den Kafkasya’ya uzanan geniş bir hatta savaşlar, vekâlet çatışmaları, enerji rekabeti ve jeopolitik hesaplaşmalar aynı anda yaşanmaktadır. Özellikle yakın coğrafyamızdaki gelişmeler bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır. Nitekim 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve İran’ın misilleme saldırılarıyla şiddetlenen çatışmalar, bölgemizi yeni bir kriz sarmalının içine sürüklemiştir. Türkiye olarak ilk günden itibaren tüm gelişmeleri büyük bir dikkatle takip etmekte, millî güvenliğimizi ilgilendiren her konuda gerekli tedbirleri kararlılıkla almaktayız. Diplomasiyi önceleyerek çatışmaların sona erdirilmesi için çaba sarf ederken bekamıza yönelebilecek ihlallere karşı koymakta son derece muktedir olduğumuzu da her fırsatta ifade ediyoruz. Çevremizdeki bu ateş çemberine rağmen ülkemiz, istikrar adası ve güvenlik merkezi olma vasfını sürdürmekte, bu konumunu korumak ve daha da güçlendirmek için Sayın Cumhurbaşkanımızın riyasetinde yoğun bir gayret göstermektedir. TSK, ÜLKEMİZİN VE MİLLETİMİZİN GÜVENLİĞİNİN EN GÜÇLÜ TEMİNATIDIR Çok iyi biliyoruz ki dünyanın en zorlu jeopolitik kuşaklarından birinde yer alan ülkemizin güvenliği, güçlü bir devlet yapısını, etkin bir diplomasiyi ve caydırıcı bir askerî kapasiteyi gerektirmektedir. Bu kapsamda binlerce yıllık köklü geleneğiyle Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; disiplinli yapısı, yüksek kabiliyetleri ve sahip olduğu saygın konumuyla ülkemizin ve milletimizin güvenliğinin en güçlü teminatıdır. Öte yandan devam eden sıcak çatışmalar dâhil yaşanan kriz ve savaşlar, askerî doktrini, savunma ve güvenlik tedbirlerini ve stratejik aklı sürekli geliştirmemiz gerektiğini de ortaya koymaktadır. Şüphesiz siz Harbiyeliler için de bu gelişmeler, yalnızca takip etmeniz gereken hadiseler değil, geleceğin komutanlarına çıkarılacak dersler sunan askerî tecrübe kaynağı mahiyetindedir. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” HEDEFİMİZİN NE KADAR GEREKLİ OLDUĞU GÖRÜLMÜŞTÜR İçinde bulunduğumuz kritik süreçte “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” hedefimizin de ne kadar gerekli ve stratejik olduğu bir kez daha açıkça görülmüştür. Şu hususu özellikle vurgulamalıyım ki bugün tarihî süreç yürütülebiliyorsa bu, en başta kahraman ordumuzun yıllardır sürdürdüğü emsalsiz mücadeleler sayesinde olmuştur. Dolayısıyla gazi ve muzaffer ordumuz, kendisine tevdi edilen tüm görevleri başarıyla yerine getirdiği gibi bu mücadelede de üzerine düşeni yapmıştır ve yapmaya da azim ve kararlılıkla devam etmektedir. Binlerce yıllık engin devlet tecrübesiyle yürütülen süreç; - Bütün kirli hesapları altüst ederek asırlık oyunları bozacak, - Kalıcı güvenlik, huzur ve refah ortamı oluşturacak, Ve “Türkiye Yüzyılı” hedeflerimize daha emin adımlarla ilerlememize imkân tanıyacaktır. DİSİPLİN OLMADAN BAŞARI SAĞLANAMAZ Kıymetli Harbiyeli evlatlarım; içinde bulunduğumuz bu kritik dönemde sizler milletimizin güvenliğini sağlayacak, devletimizin bekasını koruyacak, bayrağımızın hür dalgalanmasını teminat altına alacak, caydırıcı güce sahip ordumuzu yönetecek komutan adaylarısınız. Unutmayınız ki güçlü bir ordunun temeli; iyi yetişmiş, yüksek karakter sahibi ve stratejik düşünebilen subaylardır. Bu nedenle kendinizi her açıdan en iyi şekilde yetiştirmelisiniz. Şüphesiz ki bilgi sahibi olmadan güçlü olunamayacağı gibi disiplin olmadan da başarı sağlanamaz. Her zaman ifade ettiğimiz gibi kahraman ordumuzun en temel niteliği ve Türk askerini diğer ordulardan ayıran en belirgin özelliklerden biri mutlak itaat ve sarsılmaz disiplin anlayışıdır. Binlerce yıllık askerî geleneğimizden süzülüp gelen bu kültür, ordumuzun en büyük gücüdür. Disiplinle birlikte önemli bir husus da liderlik ve komutanlık özellikleridir. İyi bir lider ve gerçek komutan, öncelikle iyi bir karaktere sahip olmalıdır. Aynı zamanda en zor şartlarda dahi soğukkanlılığını koruyabilmeli, gelişmeleri neden-sonuç ilişkisi kurarak okuyabilmeli, doğru kararları verebilmeli ve astlarına güvenip onlara örnek olmalıdır. İşte şanlı yuva Harbiye de sizlere yalnızca askerî bilgiyi değil, aynı zamanda bu liderlik ruhunu da kazandırmayı amaçlamaktadır. Kıymetli Harbiyeliler, Zaman gerçekten çok çabuk geçiyor. Bu yüzden buradaki vakitlerinizi okulunuzun her türlü imkânını en iyi şekilde kullanarak verimli şekilde geçirmeye çalışın. Kendinizi ne kadar çok geliştirirseniz yarın o kadar kazançlı olursunuz. Harbiyeli için her yeni gün, kendini bir adım daha geliştirme ve milletine daha güçlü hizmet etme fırsatı olarak görülmelidir. İnançlı, planlı, çalışkan ve azimli olduğunuz sürece, başarı daima yanı başınızda olacaktır. Zira başarı tesadüf değildir, bütünleşik bir gayretin ve hedeflere inanma iradesinin sonucudur. İnanıyorum ki sizler; burada edindiğiniz millî, manevi ve mesleki değerlerinizle asil milletimize ve devletimize nice önemli hizmetlerde bulunacak, ülkemizin geleceğinin güvencesi ve kahraman ordumuzun gururu olacaksınız. ÜLKELERİNİZDE ÖNEMLİ GÖREVLER ÜSTLENECEKSİNİZ Değerli misafir Harbiyeliler; bu çatı altında edindiğiniz çağdaş eğitim ve bilgi birikiminin sizlere önemli katkılar sağlayacağına, kurduğunuz dostlukların da hayatınız boyunca büyük bir gurur ve güzel bir anı olacağına yürekten inanıyorum. Önümüzdeki yıllarda ülkelerinizde önemli askerî görevler üstleneceğinizden ve ülkelerimiz arasındaki savunma iş birliklerinin güçlenmesine büyük katkılar sunacağınızdan eminim. En büyük temennimiz burada kurduğunuz dostlukların ve aramızdaki kardeşlik bağının her şart altında yaşam boyu sürmesi ve her zaman gönlümüzde özel bir yeriniz olduğunu bilmenizdir. Kara Harp Okulumuzun değerli komutanları ve öğretim üyeleri; Türk Silahlı Kuvvetlerimizin gelecekteki liderlerini yetiştirme gibi son derece önemli bir sorumluluğu üstlenmiş bulunuyorsunuz. Harbiyelilerimize kazandırdığınız her değer ordumuzun ve ülkemizin geleceğine yapılan çok değerli bir yatırımdır. Bugüne kadar gösterdiğiniz fedakârlık ve özverili çalışmalar için Kara Harp Okulunun siz kıymetli yönetici, komutan, personel ve öğretim görevlilerine teşekkür ediyor, bundan sonra da görev ve sorumluluklarınızı en iyi şekilde yerine getireceğinize yürekten inanıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle; Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten en büyük Harbiyeli Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyor; aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum. Değerli Harbiyeli evlatlarım; eğitim hayatınızda sizlere üstün başarılar diliyor, her birinizi gözlerinizden öpüyorum. Bu vesileyle sizlerin ve kıymetli ailelerinizin Mübarek Ramazan Bayramı’nı da şimdiden en içten dileklerimle kutluyor, sizleri bir kez daha sevgiyle selamlıyorum. Ufkunuz açık, motivasyonunuz yüksek, başarılarınız daim olsun. Kalın sağlıcakla… #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

47,577 görüntüleme • 6 ay önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, beraberinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Metin Gürak, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu ile gittiği Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde 28’inci Mekanize Piyade Tümen Komutanlığını ziyaret ederek inceleme ve denetlemelerde bulundu. Tümen’de görevli Mehmetçiklerle akşam yemeğinde bir araya gelen Bakan Yaşar Güler, onlara hitaben şunları söyledi: SON BİR ASRIN EN YOĞUN VE EN ETKİN FAALİYETLERİNİ GERÇEKLEŞTİRİYORUZ “Kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bulunmaktan ve bu vesileyle adanın güvenliğine yönelik önemli bir fonksiyon üstlenen 28’inci Mekanize Piyade Tümen Komutanlığımızda, sizlerle bir arada olmaktan büyük bir mutluluk duyduğumu özellikle ifade etmek istiyorum. Bölgemizde ve dünyada çok boyutlu gelişmelerin yaşandığı; artan risk ve tehditler nedeniyle güvenlik paradigmalarının sürekli değiştiği kritik bir süreçten geçiyoruz. Bu süreçte jeopolitik ehemmiyeti yüksek bir coğrafyada bulunan ülkemizin de tüm bu tehdit ve tehlikelere karşı, daima güçlü ve uyanık bulunması bir zorunluluk haline geliyor. Dolayısıyla Millî Savunma Bakanlığı olarak bizler de ülkemizin bekası, asil milletimizin güvenlik ve huzuru için son bir asrın en yoğun ve en etkin faaliyetlerini gerçekleştiriyoruz. Bu kapsamda şanlı ordumuz, yurt içinde ve sınır ötesinde icra edilen operasyonlar ile terörle mücadelede büyük başarılar elde ediyor. Kahraman Mehmetçiklerimiz, son teröristi de etkisiz hâle getirme kararlılığıyla mücadelesini büyük bir gayretle sürdürüyor. Operasyonlarımızla eş zamanlı olarak hudutlarımızın emniyetini de en yoğun ve etkili tedbirlerle sağlarken; Mavi ve Gök Vatanımızda hak ve menfaatlerimizi de tereddütsüz ve tavizsiz koruyoruz. Millî meselemiz olan Kıbrıs’ta da Garanti ve İttifak Antlaşmaları kapsamında bulunurken, güvenlik ve barışın korunmasına yönelik faaliyetlerimizi de siz kahraman silah arkadaşlarımın büyük fedakârlıklarıyla başarıyla yerine getiriyoruz. 50 YIL ÖNCE ADADAKİ SOYDAŞLARIMIZIN VARLIĞI GARANTİ ALTINA ALINDI Türkiye, Kıbrıs sorununun ortaya çıktığı ilk andan itibaren, konuya uluslararası hukuk temelinde hakkaniyet esasıyla yaklaşmış; diplomasiyi önceleyerek ve ilgili taraflarla görüşerek sürece çözüm bulmak için yoğun gayret sarf etmiştir. Ancak tüm bu çabalarımıza rağmen Kıbrıs’taki soydaşlarımıza karşı artan baskı ve hatta katliama dönüşen eylemler, garantör devlet olarak barışın tesisi ve soydaşlarımızın korunmasına yönelik adım atmamızı gerekli kılmıştır. Bu çerçevede kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, 1974’te büyük bir başarıyla icra ettiği Kıbrıs Barış Harekâtı’yla Ada’ya barış ve huzur getirmiştir. Şurası muhakkaktır ki, o süreçte asil milletimizin tüm fertlerinin yüreği, buradaki soydaşlarımızın haklı mücadelesi için atmıştır. Kıbrıs Barış Harekâtı’na verilen güçlü destek de Türk milletinin sarsılmaz birlik ve dayanışma ruhuna yeni bir örnek teşkil etmiştir. Bu sene 50’nci yıl dönümünü idrak ettiğimiz bu önemli harekât sayesinde soydaşlarımızın Ada’daki varlığı güvence altına alınmış ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yol da açılmıştır. O tarihten itibaren Türk Silahlı Kuvvetlerimizin adadaki varlığı, barış ve güvenliğin teminatı olup huzur ortamının devamı için en büyük güvencedir. Bugün burada görev yapan siz kahraman silah ve mesai arkadaşlarımın varlığı da, barışın ve istikrarın korunması bakımından son derece kıymetlidir, hayatidir. Unutmayınız ki Kıbrıs’ın sahip olduğu stratejik konum; sadece Ada’nın değil bölgedeki genel güvenlik ve istikrarın devamı bakımından da kritik önemdedir. Dolayısıyla böylesine tarihî bir görevi Kıbrıs Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığının değerli personeli ile büyük bir özveri içerisinde icra ettiğiniz için her birinizi tebrik ediyor; sizleri gözlerinizden öpüyorum. Bu vesileyle ifade etmek isterim ki, nasıl 50 yıl önce soydaşlarımızın yaşadığı zulüm ve acılara sessiz kalmadıysak, bugün de aynı anlayışla Kıbrıs Türk’ünün haklarını koruma azim ve kararlılığına sahibiz. KARDEŞLERİMİZİN EGEMEN EŞİTLİKLERİ BİZİM İÇİN OLMAZSA OLMAZDIR Şu anda, Ada’da tamamen uluslararası meşruiyeti haiz olarak bulunan Türkiye’nin varlığını sorgulayan zihniyete, ülkemizin garantör devlet olma vasfını ve bölgeyle olan tarihî bağlarını bir kez daha hatırlatmak isteriz. Ayrıca Kıbrıslı kardeşlerimizin kazanılmış hakları olan egemen eşitlikleri ve eşit uluslararası statülerinin teyidi, bizim için olmazsa olmazdır. Muhataplarımızı artık; miadı dolmuş, statükocu ve provokatif söylemleri bir kenara bırakmaya; bunun yerine tarihî ve mevcut gerçeklere uygun, makul ve mantıklı bir şekilde çözüme yönelmeye davet ediyoruz. Hem Kıbrıslı Türkler hem de Rum komşularımızın müreffeh geleceği ve Ada’da kalıcı huzur ve barış iklimi için, en doğru yolun bu şekilde olacağı muhakkaktır. Sonuç olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da garantör devlet olarak güvenlik, barış ve istikrar için Ada’da bulunmaya ve kardeş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin meşru çıkarlarını her koşulda desteklemeye devam edeceğiz. ÜLKEMİZ KRİZLERİN ÇÖZÜMÜNE YÖNELİK ÇOK KAPSAMLI GİRİŞİMLERDE BULUNUYOR Ülkemiz, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın stratejik öngörüsü ile son yıllarda savunma ve güvenlik alanında önemli adımlar atmış, diğer ülkelerle kurduğu çok boyutlu ilişkilerle bölgesinde ve dünyada etkin bir konuma ulaşmıştır. Çatışma ve ihtilafların çevrelediği bölgenin tam kalbinde yer alan ülkemiz, gerginliklerin yayılmasını engellemeye, krizlerin ve sorunların çözümüne yönelik, çok kapsamlı girişimlerde bulunmaktadır. Bu kapsamda; - Güney coğrafyamızdaki çatışmaların sonlandırılması ve krizlerin çözümünden Kafkaslar’da kalıcı barışın sağlanmasına, - Karadeniz’deki güvenlik ortamının sürdürülmesinden, Balkanlar’daki huzur ortamının korunmasına, - Kuzey Afrika ve Akdeniz’de güvenliğe sağladığımız katkılardan Somali ve çevresinde istikrarın tesisine yönelik üstlendiğimiz inisiyatiflere kadar faaliyetlerimizi çok yönlü bir şekilde yürütüyoruz. Tüm bu girişimler, Türkiye’nin küresel bir aktör haline dönüştüğünü; uluslararası güvenlik mimarisinin ve müzakere masalarının mimarı ve vazgeçilmez bir üyesi haline geldiğini en açık şekilde ortaya koymaktadır. KKTC’NİN YANINDA OLMAYI SÜRDÜRECEĞİZ Başta terörle mücadele olmak üzere, elde ettiğimiz tüm başarıların devam etmesi ve ülkemizin uluslararası alandaki güçlü konumunu sürdürebilmesinin en önemli şartlarından biri de yerli ve millî savunma sanayimizdir. Yerli, millî ve modern savunma sanayimizin son yıllarda ulaştığı üstün seviye ile her platformda ihtiyaçlarımızı karşılıyor; bunun yanı sıra ürünlerimizi pek çok ülkeye ihraç ederek ülke ekonomimizi güçlendiriyoruz. Bu bağlamda Millî Savunma Bakanlığı olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ve ‘Türkiye Yüzyılı’ hedeflerimiz doğrultusunda, - Ülkemizin ve asil milletimizin güvenlik ve huzuru için var gücümüzle çalışmaya, - Daha büyük ve daha güçlü bir Türkiye için gayret göstermeye devam edeceğiz. Aynı şekilde “İki devlet ve tek yürek” olduğumuz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yanında olmayı sürdüreceğiz. Bu vesileyle; - Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. - Ayrıca Kıbrıs Türk halkının varoluş mücadelesinin lideri Dr. Fazıl Küçük’ü, kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı, aziz şehitlerimizi, Kıbrıslı mücahitleri ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, - Gazilerimize, şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Sizleri bir kez daha sevgi ve saygıyla selamlıyor; görevlerinizde üstün başarılar diliyorum. Kalın sağlıcakla…” #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

102,260 görüntüleme • 2 yıl önce

Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, 18 Mart Şehitler Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111’inci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen törende bir konuşma yaparak şunları söyledi: ŞEHİTLERİMİZİ VE GAZİLERİMİZİ RAHMETLE VE MİNNETLE YÂD EDİYORUM "Bu anlamlı gün vesilesiyle sizlerle bir arada bulunmaktan ve özellikle siz kıymetli ailelerimizi Bakanlığımızda ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyduğumu ifade etmek istiyorum. Sözlerimin başında Çanakkale Zaferi’ni bizlere armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman silah arkadaşlarını, vatanımız, milletimiz, istiklal ve istikbalimiz için canlarını feda eden aziz şehitlerimizi ve cesaret timsali gazilerimizi rahmet, şükran ve minnetle yâd ediyorum. Siz değerli misafirlerimizin şahsında tüm şehitlerimizin ve gazilerimizin fedakâr ailelerine de buradan saygılarımı sunuyor, selamlarımı gönderiyorum. ÇANAKKALE’DEKİ RUH, 15 TEMMUZ’DA BİR KEZ DAHA KENDİNİ GÖSTERDİ Bugün 111’inci yıl dönümünü kutladığımız Çanakkale Zaferi, kahraman ordumuzun vatan savunmasındaki azim ve kararlılığının, asil milletimizin inanç ve bağımsızlık iradesinin bütün dünyaya ilan edildiği bir direniş destanıdır. Dünyanın en güçlü donanmaları ve ordularıyla ülkemizi işgal etmek isteyen müstevliler, karşılarında vatanı uğruna canını vermekten çekinmeyen kahraman Türk milletini ve onun şanlı ordusunu bulmuşlardır. Anadolu’nun ve gönül coğrafyamızın dört bir yanından gelen Mehmetçiklerimiz, Çanakkale’de sergiledikleri kahramanlıklarla asil milletimizin yüksek karakterini ve tarih boyunca taşıdığı bağımsızlık ruhunu bütün dünyaya göstermiştir. Kahramanlarımızın sevdiklerini, gençliklerini ve hayallerini hiç tereddüt etmeden vatan uğruna fedâ etmesi, cesaretin ve fedakârlığın en yüce örneklerinden biri olarak tarihimizdeki müstesna yerini almıştır. İstiklal Marşı'mızın şairi Mehmet Âkif Ersoy’un 'Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın' dizelerinde ebedîleştirdiği her bir şehidimiz, bağımsızlığımızın birlik ve beraberliğimizin en büyük timsalidir. Bugün, bizler de şehitlerimizin bıraktığı eşsiz mirası yani bu aziz vatanı koruma sorumluluğunu omuzlarımızda taşıyoruz. Şanlı ecdadımızın Çanakkale’de ortaya koymuş olduğu mücadele ruhu; ilk önce İstiklal Harbi’mizde vücut bulmuş, daha sonra da Kıbrıs’ta terörle mücadelede ve 15 Temmuz’da kendisini bir kez daha göstermiştir. Bu asil ruh şanlı milletimizin karakterinde ebediyen varlığını sürdürecek, ülkemize yönelebilecek tüm tehditler Çanakkale’den bugüne kadar olduğu gibi sarsılmaz bir direnişin pençesinde eriyecektir. GEREKLİ TÜM TEDBİRLERİ ALIYORUZ Her fırsatta ifade ettiğimiz gibi yakın coğrafyamız başta olmak üzere dünya genelinde birbiri ardına gerginlikler ve krizler çoğalıyor, bunun sonucunda risk ve tehditler de giderek artıyor. Bugün geldiğimiz noktada artık bu risklerin bir ihtimal olmaktan çıkarak fiilî çatışmalara dönüştüğünü, uluslararası hukukun çoğu zaman yok sayıldığını yakından takip ediyoruz. Önceleri vekil unsurlar üzerinden yürütülen mücadelelerin artık doğrudan devletlerin birbirini hedef aldığı daha geniş ölçekli bir rekabete dönüştüğü bir çatışma ortamını yaşıyoruz. İsrail’in önce Gazze’ye ardından Lübnan’a ve İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan kaos ortamı şimdi de ABD ve İsrail’in birlikte İran’a saldırmalarıyla ve İran’ın bölge ülkelerini hedef almasıyla daha da tehlikeli bir hâl almıştır. Türkiye olarak bölgemizde büyük bir kaos ve istikrarsızlığa sebep olan bu gelişmeyi millî bekamız ile ülkemizin menfaatleri doğrultusunda dikkatle analiz ediyoruz. Bu kapsamda çatışmaların son bulması için yoğun diplomatik çabalarımıza devam ederken askerî olarak da hiçbir ihtimali göz ardı etmeden gerekli tüm tedbirleri de alıyoruz. Son gelişmelere göre de karada, denizde, havada, sınır hattında ve siber alanlarda tedbirlerimizi artırdık. TSK, ÜSTLENDİĞİ TÜM GÖREVLERİ BAŞARIYLA YERİNE GETİRİYOR Kıymetli silah ve mesai arkadaşlarım; yakın coğrafyamızda yaşanan istikrarsızlıklar, ordumuzun imkân ve kabiliyetlerini sürekli geliştirmenin ve caydırıcı bir askerî gücü muhafaza etmenin ne denli hayati olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Bu çerçevede Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; vatanımızın ve milletimizin güvenliğini sağlamak, ülkemizin hak ve menfaatlerini kararlılıkla korumak için tüm alanlarda üstlendiği görevleri başarıyla yerine getirmektedir. Şüphesiz yaşananlar, bizlere yalnızca güvenlik bakımından değil; askerî düşünce, kapsamlı planlama ve stratejik hazırlık açısından da önemli dersler sunmaktadır. Bu noktada Millî Savunma Bakanlığımız, Genelkurmay Başkanlığımız ve Kuvvet Komutanlıkları karargâhlarımız büyük bir sorumluluk üstlenmektedirler. Unutulmamalıdır ki güçlü ordular yalnızca cephede değil, karargâhlarda üretilen stratejik akıl, sağlam planlama ve yüksek sorumluluk bilinciyle vardır. Bu yüzden çok boyutlu değerlendirme yeteneğiyle her türlü senaryoya karşı sahadaki birliklerimizi en iyi şekilde desteklemek, bugünün güvenlik ortamında en önemli görevlerimizden biridir. Sizlerin bu bilinçle görevlerinizi en iyi şekilde yerine getirdiğinizi müşahede ediyor, bundan sonra da aynı anlayışla çalışmalarınızı sürdüreceğinize yürekten inanıyorum. İÇ CEHPEMİZİ GÜÇLÜ TUTMAK DA HAYATİ ÖNEMDEDİR İçinde bulunduğumuz kritik süreçte güçlü bir savunma kapasitesine sahip olmanın yanı sıra iç cephemizi güçlü tutmak ve yerli-millî savunma sanayimizi daha ileri seviyelere taşımak da bir o kadar hayati öneme haizdir. Bu çerçevede yerli ve millî imkânlarla geliştirdiğimiz savunma sanayimiz, yüksek teknoloji ürünü sistemlerle ordumuzun gücüne güç katmakta, ülkemizin stratejik bağımsızlığını pekiştirmektedir. Bu alanda daha çok başaracağımız şeylerin olduğunun bilinciyle çalışmalarımıza artan bir şevk ve gayretle devam ediyoruz. Tüm bu gayretlerimizin temelinde ülkemizin hak ve çıkarlarını her koşulda koruma azmimiz ile aziz şehitlerimize ve kahraman gazilerimize duyduğumuz derin vefa bulunmaktadır. Onların bize bıraktığı kutsal emanet, aynı zamanda geleceğe dair sorumluluklarımızın da en güçlü hatırlatıcısıdır. TERÖRSÜZ TÜRKİYE, GÜVENLİK VE HUZURUN KALICI HÂLE GELMESİDİR Nitekim devletimizin Sayın Cumhurbaşkanımızın vizyoner liderliğinde ortaya koyduğu 'Terörsüz Türkiye' hedefi de bu çalışmalarımızın önemli bir ayağını teşkil etmektedir. Bu tarihî süreç, güvenlik ve huzurun kalıcı hâle gelmesi kadar ▪️ Kardeşliğimizin ebedî kılınması, ▪️ Çocuklarımızın, terörün gölgesinden uzak bir ülkede büyümesi, ▪️ Ülkemizin daha fazla gelişmesi ve kalkınması ▪️ Ve tüm vatandaşlarımızın refah payının artması anlamına da gelmektedir. Bu konuda devletimizin duruşu açıktır ve herhangi bir tereddüt söz konusu değildir. Şüphesiz bugün, güven ve huzur içinde yaşayabiliyorsak ve bu tarihî süreci yürütebiliyorsak bu, en başta şehit ve gazilerimizin emsalsiz fedakârlıkları sayesindedir. ŞEHİTLERİMİZ VE GAZİLERİMİZ BU MİLLETİN ONURUDUR Özellikle belirtmek isterim ki bu süreçte atılacak hiçbir adım, şehitlerimizin aziz hatırasına asla leke düşürmeyecek, gazilerimizin onuruna, asaletine ve verdikleri emeklere zarar vermeyecektir. Şehitlerimiz ve gazilerimiz, bu milletin onurudur; siz kıymetli ailelerimiz de bu onurun yaşayan emanetlerisiniz. Öyle ki sizler, tarifsiz acılarınızı yüreğinizde taşımanıza rağmen vakur duruşunuzdan asla taviz vermediniz. Sabrın, metanetin ve asaletin, ne demek olduğunu bir kez daha gösterdiniz. Dolayısıyla sizler başımızın tacısınız ve ne yaparsak yapalım fedakârlıklarınızın karşılığının olmadığının da bilincindeyiz. Haklarınızı asla ödeyemesek de başta Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız olmak üzere tüm kurumlarımızla sizlerin hayatını kolaylaştırmak ve her türlü ihtiyacınızda yanınızda olmak için büyük bir gayret gösteriyoruz. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da tüm imkânlarımızla her zaman yanınızda durmaya devam edeceğiz. Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken Mete Han’dan Sultan Alparslan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e ve bugüne kadarki tüm devlet büyüklerimizi ve komutanlarımızı saygıyla anıyorum. Aziz şehitlerimizi ve ebediyete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ederken tedavisi devam eden gazilerimize de acil şifalar diliyorum. Gazilerimize şehit ve gazilerimizin kıymetli ailelerine saygı ve şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca; şehitlerimizin aziz hatırasına sahip çıkmak, gazilerimizin fedakârlıklarına layıkıyla karşılık verebilmek ve kıymetli ailelerinin, her daim yanlarında olmak için büyük bir özveriyle görev yapan Şehit ve Gazi İşleri Daire Başkanlığımıza, aynı şekilde başta Millî Savunma Bakanlığı Armoni Mızıkamız ve kıymetli solistlerimiz olmak üzere Kültür ve Sanat Daire Başkanlığımıza ve etkinliğin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Değerli ailelerimiz ve kıymetli arkadaşlarım, mübarek Ramazan Bayramınızı da şimdiden kutluyor; sizleri bir kez daha sevgiyle, saygıyla selamlıyor ve hayırlı iftarlar diliyorum. Kalın sağlıcakla." #MillîSavunmaBakanlığı #YaşarGüler

T.C. Millî Savunma Bakanlığı

143,944 görüntüleme • 6 ay önce